Değerli okurlar,
Ülkemiz Yunanistan, geçmişte olduğu gibi bugün de Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Türk kimliğini ve uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış haklarını görmezden gelmeye devam ediyor.
Ancak artık gerçeklerin üzerini örtmekte giderek daha fazla zorlanıyor.
Nitekim Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarihinde ilk kez, Yunanistan hakkında hazırlanan bir raporda “Batı Trakya Türkleri” ifadesi yer aldı.
Bunu biz başardık!
Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin Konseye olan yükümlülüklerinin incelendiği periyodik raporlar kapsamında AKPM üyesi İspanyol milletvekili Laura Castel ve Finlandiyalı milletvekili Miapetra Kumpula-Natri tarafından hazırlanan Yunanistan raporu, 29 Eylül 2026 tarihinde AKPM Genel Kurulu’nda görüşüldü.
Raporda ülkemizin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanındaki yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiği değerlendirildi.
ABTTF olarak raporun hazırlık sürecinde iki raportörle doğrudan görüşmeler gerçekleştirdik.
Türk kimliğimizin inkar edilmesini, örgütlenme özgürlüğümüzün ihlalini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının yıllardır uygulanmamasını kendilerine anlattık.
Azınlığımızın yaşadığı sorunların rapora yansıtılması için girişimlerde bulunduk.
Ve sonuç aldık!
AKPM raporunda ilk kez “Batı Trakya Türkleri” ifadesi açıkça yer aldı.
Anlaşılan o ki ülkemiz Yunanistan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda (AGİT) da artık epey zorlanıyor.
Ekim’de Varşova’da düzenlenen AGİT İnsani Boyut Konferansı’nda Yunanistan yine kendi tezlerini kabul ettirmeye çalıştı, bölgemizden gelen bazı dernekler de devletin resmi ağzını tekrarladı.
Ancak bu kez de istediği sonucu alamadı.
Çünkü karşılarında Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Seçilmiş Müftümüz Mustafa Trampa vardı.
Müftümüzün bizzat konferansta bulunması, azınlığımızın Türk kimliğinin ve dini haklarının savunulması bakımından büyük önem taşıdı.
Peki ülkemiz Yunanistan bütün bu gelişmelerin ardından ne yaptı?
21 Ekim 2026 tarihinde Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yeni atamalar gerçekleştirdi.
Gümülcine ve İskeçe Müftülüğüne tayinli müftülen atandı.
Azınlığımızın iradesi bir kez daha yok sayıldı.
Oysa mesele yalnızca atamalarından ibaret değil.
Uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış dini özerkliğimiz söz konusu.
Üstelik ülkemiz Yunanistan’ın kendi Anayasası’nda güvence altına aldığı din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlik ilkeleri de ihlal edildi.
Ülkemizde Anayasa’da ülkenin hakim dini sayılan Ortodoks Hristiyanlar ile diğer tanınmış dinler olarak sayılan Katolikler, Yahudiler, Ermeni Kilisesi dini liderlerini belirleyebilirken, biz neden bu haktan mahrum bırakılıyoruz?
Bu açık bir ayrımcılık değil midir?
Bizim talebimiz son derece açık.
Müftülerimizi kendimiz seçmek istiyoruz.
Seçtiğimiz müftülerimizin devlet tarafından tanınmasını istiyoruz.
Uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış dini özerkliğimizin iade edilmesini istiyoruz.
Şimdi ülkemiz Yunanistan’ı yönetenlere sesleniyorum!
1923 Lozan Antlaşması ile Batı Trakya’da yaşayan biz Türkler ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan Rumlar nüfus mübadelesi dışında bırakıldık.
Her iki azınlığın eğitim ve din alanındaki hakları uluslararası antlaşmalarla güvence altına alındı.
Bu hakların korunması her iki ülkenin de sorumluluğunda.
Peki bugünkü durum ne?
Anavatanımız Türkiye’de Rum azınlık okulları faaliyetlerini sürdürüyor.
Rumlara ait vakıflar özerk biçimde yönetiliyor, kiliseler ve manastırlar korunuyor.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması da gündemde...
Kilisenin patriğini kendi iradesiyle belirleme hakkına saygı gösteriliyor.
Neden ülkemiz aynı hakları bizlere tanımıyor?
Nitekim anavatanımız Türkiye de 24 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Gümülcine ve İskeçe’ye yapılan müftü atamalarına açıkça tepki gösterdi.
Yunanistan’ın bu uygulamayla Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış haklarımızı hiçe saydığını vurguladı.
Ülkemiz Yunanistan’ı seçilmiş müftülerimizi tanımaya ve atama dayatmasından vazgeçmeye çağırdı.
Bizim yıllardır dile getirdiğimiz talep de tam olarak bu!
Müftülerimizi kendimiz seçmek ve seçtiğimiz müftülerimizin devlet tarafından tanınmasını istiyoruz.
Ancak burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum.
Demokrasinin gelişmiş olduğu bir ülkede devlet, bütün vatandaşlarına etnik köken ve din ayrımı yapmaksızın anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda davranıyor.
Bunun için mütekabiliyet ilkesine de gerek olmamalı!
Ne yazık ki ülkemiz Yunanistan, antlaşmalarla garanti altına alınmış özerkliğimizi ihlal ettiği gibi Azınlığımıza yönelik ayrımcı uygulamalarını sürdürmekte ısrar ediyor.
Türk kimliğimizi tanımıyor.
Seçilmiş müftülerimizi tanımıyor.
Ülkemiz Yunanistan, bütün bunlara rağmen anavatanımız Türkiye’den Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını bekliyor!
Saygılarımla.
Halit Habip Oğlu
ABTTF Başkanı