Değerli okurlar,
Üyesi olduğumuz Avrupa Milletleri Federal Birliği’nin (FUEN) 70. Kongresi’ni geride bıraktık.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan, farklı dilleri konuşan ancak benzer sorunlarla karşı karşıya kalan azınlık ve topluluklarla bir kez daha aynı çatı altında buluştuk.
FUEN’in en önemli yanı da bu.
Bir araya geldiğinizde yalnız olmadığınızı görüyorsunuz.
Aynı kaderi paylaşan büyük bir ailenin parçası olduğunuzu hissediyorsunuz.
Bu yılki kongre Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de gerçekleştirildi.
Ev sahibimiz, Finlandiya’daki İsveççe konuşan toplumu temsil eden Folktinget’ti.
Finlandiya’da İsveççe konuşanların nüfus içindeki oranı oldukça düşük.
Ancak Fince ve İsveççe ülkenin eşit statüdeki iki ulusal dili.
İsveççe eğitim yalnızca bir dil dersi olarak verilmiyor.
Çocuklar kendi dillerinde eğitim görebiliyor.
2025 rakamlarına göre Finlandiya’da İsveççe eğitim veren 211 temel eğitim okulu bulunuyor.
Kongre kapsamında ziyaret ettiğimiz Espoo’daki Mattlidens Okulu’nda bunu yakından gördük.
Bu okulda eğitimin tamamı İsveççe yürütülüyor, 1’den 9’a kadar sınıflarda İsveççe eğitim veren okulda aynı kampüste kreş, okul öncesi, temel eğitim ve lise bulunuyor.
Çocuklar kendi dillerinde eğitim alıyor, aynı zamanda Finceyi ve diğer yabancı dilleri öğreniyor.
Devlet de bu sistemin devam edebilmesi için gerekli imkânları sağlıyor.
Düşünün…
Sayınız az olabilir.
Ama dilinizle, okulunuzla ve kurumlarınızla hayatın içinde varsınız.
Azınlık olmanız, size daha dar bir yaşam alanı bırakılması anlamına gelmiyor.
İnsan ister istemez Batı Trakya’yı düşünüyor.
Bizde ise Türk Azınlık olduğumuzu ifade etmemize dahi tahammül gösterilmiyor.
Eğitim alanında sahip olduğumuz özerklik yıllar içerisinde giderek zayıflatıldı.
Bir zamanlar Batı Trakya’da yüzlerce Türk ilkokulu vardı.
Bugün sayı 76’ya kadar düştü.
Rodop’ta nüfusun önemli bölümünü Türkler oluşturuyor.
Buna rağmen tek bir Türk azınlık anaokulumuz dahi yok.
Türk ailelerin çocukları yalnızca Yunanca eğitim veren devlet anaokullarına gitmek zorunda bırakılıyor.
Finlandiya’da gördüğümüz sistem ile bizim yaşadığımız gerçeklik arasındaki fark tam da burada.
Bir yerde devlet, sayıca küçük bir toplumun dilini ve eğitimini koruyabilmesi için alan açıyor.
Bizim ülkemizde ise uluslararası antlaşmalarla özel statüye sahip olan eğitim sistemimizin okulları her yıl biraz daha azalıyor.
Kongrenin son gününde FUEN Delegeler Kurulu gerçekleştirildi.
Avrupa’nın farklı azınlık ve topluluklarını temsil eden 42 üye kuruluştan 193 oy hakkını temsil eden delege kurul toplantısındaydı.
Biz de Batı Trakya Türk Azınlığı’nın sorunlarını doğrudan Avrupa’daki diğer azınlık temsilcilerinin önüne taşıdık.
ABTTF, BTAYTD ve DEB Partisi olarak Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini özerkliğine ilişkin ortak bir karar sunduk.
Devlet tarafından müftü atanması uygulamasına son verilmesini istedik.
Azınlığımızın kendi dini liderlerini seçme hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini söyledik.
Dini özerkliğimizin yeniden tesis edilmesini talep ettik.
Kararımız yapılan görüşmelerin ardından oybirliğiyle kabul edildi.
Aynı Delegeler Kurulu’nda FUEN’e üye ROİSDER’in Rodos ve İstanköy Türklerinin haklarına ilişkin kararı da kabul edildi.
Türkçe eğitimden dini haklara, vakıflardan kültürel mirasa kadar Rodos ve İstanköy Türklerinin sorunları da Avrupa’daki azınlık temsilcilerinin gündemine taşındı.
Bu derneğimizin karar tasarısı da oy birliğiyle kabul edildi.
Benim için Kongre’nin en önemli sonuçlarından biri ise başka bir noktadaydı.
Bizim konumuza yalnızca biz sahip çıkmadık.
Delegeler Kurulu’ndaki tartışmalarda farklı azınlıkların temsilcileri de söz aldı.
Bizim görüşlerimizi desteklediler.
Sorunlarımızı sahiplendiler.
Çünkü mesele yalnızca Batı Trakya Türklerinin meselesi değil.
Bugün bir azınlığın okuluna, diline veya dini özerkliğine yönelik sorun, yarın Avrupa’daki başka bir ulusal azınlığın karşısına çıkabilir.
Bunu en iyi azınlıklar bilir.
Bu nedenle birlik ve beraberliğimizi yalnızca kendi aramızdaki dayanışmayla sınırlı tutmamalıyız.
Avrupa’daki diğer azınlık ve topluluklarla ilişkilerimizi daha da güçlendirmeliyiz.
Onların sorunlarına sahip çıkmalıyız.
Bizim sorunlarımızın da onlar tarafından sahiplenilmesini sağlamalıyız.
Helsinki’de bir kez daha gördük ki azınlık olmak haklardan az yararlanmak demek değildir.
Mesele sayınızın az ya da çok olması değildir.
Mesele, devletin sizin kendi dilinizle, eğitiminizle, dininizle ve kurumlarınızla var olmanıza imkân sağlayıp sağlamamasıdır.
Finlandiya bunun mümkün olduğunu gösteriyor.
Biz de ülkemiz Yunanistan’dan ayrıcalık istemiyoruz.
Bize ait olan haklara saygı gösterilmesini istiyoruz.
Selam ve saygılarımla.
Halit Habip Oğlu
ABTTF Başkanı