Sevgili dostlar,
Bazen aynı gün yaşanan iki gelişme, uzun uzun analiz yapmaya gerek bırakmaz.
Geçtiğimiz günlerde İskeçe Çınar Camii davasında karar açıklandı.
Verilen mahkumiyet kararları, Batı Trakya Türkleri olarak hepimizi derinden üzdü.
Çünkü bu dava sadece dört kişi hakkında açılmış bir ceza davası değil.
Bu dava, Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğine ve din işlerine yönelik müdahalelerin ulaştığı noktayı gösteriyor.
Bu karar bizlere yönelik yıllardır süren baskının, gözdağının yeni bir halkası.
Tam da böyle bir dönemde anavatanımız Türkiye’de dikkat çekici bir gelişme yaşandı.
Fener Rum Patriği I. Bartholomeos, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı ile Fener Rum Patriği’nin görüşmesi Türkiye’deki İstanbul Rumları için umut verici bir gelişme olarak basına yansıdı.
Zira Bartholomeos, daha önce Heybeliada Ruhban Okulu’nda kapsamlı tadilat çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ve okulun Eylül ayında açılacağını söylemişti.
Cumhurbaşkanı ile görüşme okulun açılması sürecinde yasal izinlerin tamamlanmak üzere olduğu yönünde bir izlenim uyandırdı.
İstanbul Rumları için elbette umut verici bir gelişme.
Azınlık hakları söz konusu olduğunda bizler de her zaman diyalog ve çözümden yana olduk.
Lozan Antlaşması ile İstanbul Rumları ile ortak bir kaderi paylaştık.
Şimdi ister istemez bizler de kendi ülkemizde, Yunanistan’da kendi durumumuza bakıyoruz.
Elbette üzülüyoruz.
Türkiye’de İstanbul Rumları için yeni umutlar yeşerirken, Batı Trakya’da yeni hayal kırıklıkları, yeni haksızlıklar yaşanıyor.
İşte bizi üzen de tam olarak budur.
Ne yazık ki aynı anlayış sadece dini özgürlükler konusunda karşımıza çıkmıyor.
Örgütlenme özgürlüğü alanında da değişen hiçbir şey yok.
Bunun en son örneğini Batı Trakya Fenerbahçeliler Spor ve Kültür Derneği davasında gördük.
Trakya İstinaf Mahkemesi, Fenerbahçe Derneğimizin kapatılmasına kararına yapılan itirazı reddetti.
Derneğimizin adında geçen Batı Trakya kelimesi hakkında varsayımlara dayanan, içi boş ve siyasi yorumlara dayalı karar istinaf mahkemesi tarafından onandı.
Oysa ortada şiddet yok.
Suç yok.
Kamu düzenini bozacak tek bir somut eylem yok.
Buna rağmen dernek, yalnızca ismi nedeniyle tehdit olarak gösterildi.
Bir hukuk devletinde insanlar yaptıklarıyla yargılanır.
Ama ülkemiz hukuk devleti olmaktan çoktan çıktı.
Batı Trakya’da ise biz yıllardır bunun tam tersini yaşıyoruz.
Aslında bu tablo hiç de yeni değil.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bunu yıllar önce tespit etti.
Bekir Usta ve Diğerleri dava grubunda da verilen kararlar son derece açıktı.
Derneklerin yalnızca isimleri nedeniyle engellenmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı, dernek kurma özgürlüğü ihlali demek bu.
Buna rağmen aradan geçen yıllar içinde zihniyet değişmedi.
Bugün verilen karar da bunun en açık kanıtı.
Biz de bu nedenle geçmişte yaptığımız gibi Trakya İstinaf Mahkemesi kararı ile Fenerbahçe Derneğimiz hakkındaki bu gelişmeyi Bekir Usta ve Diğerleri dava grubu ile bağlantılı olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderdiğimiz mektupla aktardık.
Çünkü bu karar, AİHM kararlarının ısrarla uygulanmadığını, uygulanmak niyetinde olunmadığını gösteren yeni ve somut bir örnek.
Bizim mücadelemizin amacı Batı Trakya Türkleri için ayrıcalık yaratmak değil.
Ülkemiz Yunanistan bizi yok saymaya devam ediyor
Biz sahip olduğumuz hakların iadesini istiyoruz.
Biz dernek kurma özgürlüğü alanında hukukun herkese eşit uygulanmasını istiyoruz.
Mücadelemiz hak ve özgürlükler mücadelesi diyoruz hep, bunun için Batı Trakya Türkleri olarak hepimiz var gücümüzle çalışıyoruz.
Batı Trakya’da, Türkiye’de, uluslararası düzeyde…
Kalın sağlıcakla.
Halit Habip Oğlu
ABTTF Başkanı