ABTTF
TR
HABER BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN Bülten İcon
Batı Trakya

Erdoğan Ziyaretinin Artıları ve Eksikleri

12.05.2004
Türk Başbakanı Erdoğan'ın Yunanistan'ı, özellikle de Trakya'yı ziyaretinin bazı noktaları var ki; hükümet bu noktalara değinmekten kaçınmakta, muhalefet ise, bu noktalar hakkında sadece imalarda bulunmakla yetinmektedir.

Doğrudur. Türk Başbakanın bölgemizi ziyareti düşük bir profille gerçekleşmiştir. Bizim, bu bölgede, komşularımızdan veya diğer herhangi bir kimseden gizleyecek hiçbir şeyimiz yok. Bu da doğrudur. Ancak, gelin görün ki, Erdoğan, yasadışı bir şekilde faaliyet gösteren dernekleri ziyaret etmedi ve azınlığa itidal tavsiye etti diye sevinmeliymiş iz. Hele hele Erdoğan'ın, ülkesinin AB'ye katılmak için müzakere tarihi alma ve müzakerelere başlama yönünde azami gayret içinde olduğu bir dönemde.

Öte yandan, bizimkilerin, insan hakları, "Kürt sorunu", hava sahamızın ihlali, Trakya'daki "Pomakların" ve Ç ingenelerin kültürel açıdan yok edilmelerine ilişkin konulara hiç mi hiç değinmemelerine ne demeli acaba.

İsterseniz şimdi, Erdoğan'ın ziyaretini hep birlikte ve gerçekçi bir şekilde tahlil edelim ve bu ziyaretten kazandı klarımız ile kaybettiklerimizi ele alalım.

Her şeyden önce şunu vurgulamalıyız ki, Erdoğan'ın ziyaret sırasında sarfettiği ifadeler, fanatizmi okşamadığı gibi, şovence duyguları da şaha kaldırmamıştır. Tam tersine, bölgede gerilimlerin egemen olmasını arzu eden ekstremist grup mensuplarının üzerine, sözlü de olsa, buz serpmiştir.

Şimdi, Erdoğan'ın bu tutumu, Türkiye'nin, bir politika değişikliğini mi işaret etmektedir, yoksa, AB'ye katılım sü recine girecek olması nedeniyle izlenen bir taktik midir? Hem sonra, ekstremist çevrelerin tecrit edilmeleri sü reklilik arzedecek midir, yoksa olay, sadece politik bir manevradan mı ibarettir?

Öte yandan, unutmamalıyız ki, Sayın Erdoğan, yakasında üç kokart taşıyan Mehmet Emin Aga'yı müftü sıfatıyla kabul etmiş ve kendisiyle bir süre görüşmüştür. Bu kokartlardan birincisi Kemal Atatürk'ü, ikincisi Osmanlı İmparatorluğ unu, üçüncüsü ise Batı Trakya bayrağını simgelemektedir.

Ayrıca, unutmamalıyız ki, Türkler, dışarıda birtakım amaçları doğrultusunda kimleri, nasıl kullanacaklarını iyi bilirler.

Diyelim ki, Erdoğan, burada sergilediği tutum ve tavrında samimiydi. Peki, bu tutum, gelecekteki Türk politikacılar için de geçerli olacak mıdır? Erdoğan'ın kendisi bile bu soruya kesin bir yanıt verebilecek durumda değildir.

Tabii ki bu noktada şunu da belirtmeliyiz ki, yanlış mesajlar verilmesine yol açabilecek bazı mekanları ziyaret etmemiş olması olumlu bir davranıştı. Örneğin, ne Sadık Ahmet'in mezarına gitti, ne de "yasadışı" Türk Gençler Birliği lokaline girdi. Ama aynı zamanda, Sadık Ahmet'in dul eşi ve oğlu sürekli olarak Erdoğan'la birlikte oldukları gibi, Gençler Birliği Başkanı da lokalin girişinde Erdoğan'a bir buket çiçek sundu. Diğer bir deyişle, hassas dengeler de gözetildi.

Ayrıca, Erdoğan'ın ziyareti sırasında ne köylere gidildi, ne de bayraklı ve şaşaalı karşılamalar düzenlendi. Bu da olumlu bir tutumdu. Tabii ki Kozlukebir'e (Arriana) gitti, ama bu ziyaret, bir bahaneyle ve program dışı olarak ger çekleşti. Burada da bayraklar falan yoktu. Yani böyle bir şey gerekmedi.

İyi de, bu noktada şöyle bir soru yöneltmek geliyor içimizden: Bir Türk Başbakanının bölgemizi ziyaret etmesi, Sarı şaban (Hrisoupolis) havaalanında 250, Gümülcine'de 3.000 kişi tarafından karşılanması, (burada) Türklerin yaşadığı dışında ne anlama gelir?

Öte yandan, Erdoğan'ın, onuruna verilecek resmi yemeğe (tayinli) müftülerin davet edilmemesini talep etmesi, kabul edilemez bir durumdu. Yunan devletinin, bu müftüleri, Türk işadamları için verilen yemeğe davet etmesi ise, daha da kabul edilemez ve tavizkar bir davranıştı. Zira, yıllar boyunca bölgedeki politikanızı dayandırdığınız insanları feda ederek, güvenilirliğinizi yitirmeniz doğru değildir.

Ayrıca, Atina'dan gelişte, iniş için önceden üzerinde durulan Dedeağaç havaalanı yerine Kavala havaalanında karar k ılındığı söylentileri de çok gülünçtü. Zira Dedeağaç havaalanındaki pist çalışmaları aylardan beri sürmekte olduğu gibi, Türk Başbakanı taşıyan Boeing-737-800 tipi dev bir uçağın bu havaalanına iniş yapabilmesi zaten mümkün değ ildi. Öte yandan, Türk tarafının, Yunan tarafında ziyarete ilişkin bir endişe bulunduğu yönündeki iddialarına Yunan kitle iletişim araçlarında yer verilmesi de trajikti.

Biz öteden beri ve müteaddit defalar şunu söyleyip duruyoruz: Beklenmedik bir olayın meydana gelmemesi durumunda, T ürkiye'nin bölgeye yönelik politikası şöyle olacaktır: Mutedil tonlar, meşru talepler, Avrupa avantajlarının değ erlendirilmesi, ve tabii ki gerçek amaç, azınlığın Türkleştirilmesi. Ondan sonrasına, zamanı geldiğinde, bakılır.

Şu da dikkat çekici bir husustur ki, ziyaretin öncesinde ve sonrasında, "Pomaklar" konusuna en ufak bir şekilde de olsa değinilmedi ve atıfta bulunulmadı. Ayrıca, (ziyarete) karşılık olarak herhangi bir talep de dile getirilmedi. Bu ise, Türklerin hedeflerinin değişmediğini, bizim de tavizkar tutumumuzu sürdürdüğümüzü göstermektedir. Değişen, sadece kişiler ve bazı koşullardır.

Antifonitis
12 Mayıs 2004