ABTTF
TR
HABER BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN Bülten İcon
Batı Trakya

Batı Trakya Yunan Basınından Haberler

04.12.2006
Eleftheri Thraki – Dedeağaç

16 Kasım 2006

GÜL TÜRKLERİN ANTİK YUNANLILARIN TORUNLARI OLDUĞUNU İLERİ SÜRÜYOR.


Hızla yokuş aşağı gidiyoruz; galiba bundan dolayı da duyduklarımıza inanamaz hale geldik...

Büyük İskender “Üsküplü” Diyojen, Thales ve Herodot ise Türk!..

Biz Yunanlılığımızı reddettikçe bunların olması (daha bekleyin neler olacak) son derece doğaldır. Yunan Devleti tarafından okullarımızda uygulatılan cahillik ve sol enetelijansiya bizi ırkçı olarak nitelemesin diye antik atalarımızdan utandığımız sürece bunlar olmaya devam edecek.

Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Rusya'da yaptığı bir konuşmada Türkiye'nin coğrafi açıdan Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğunu, bunun yanında Avrupa medeniyetinin kökeninin Anadolu topraklarında olduğunu söyledi. Türk Dışişleri Bakanı bu akla hayale sığmaz tezlerini doğrulamak için de Diyojen, Thales, Homeros, Herodotos ve Anaksimenes gibi antik filozof ve sanatçıların Anadolulu olduklarını dile getirdi!

İnanılmaz cüret

Gerçekten de Türklerin cüreti dur durak tanımıyor!

Türkler aslında AB'de istenmeyen kişiler olduklarını idrak ettiklerinden dolayı, her şekilde AB üyeliğinin hakları olduğu konusunda karşı tarafı ikna etmeye ve ülkelerini Avrupa medeniyetinin bir parçası olarak göstermeye çalışıyorlar.

Böyle giderse, yakında Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğunun devamı olduğunu bile söylemeye kalkacaklar!

Tabii ne Gül'ün bu sözlerinden son derece rahatsız olması gereken Yunanistan, ne de Avrupa ağızlarını açıp da iki laf etmiyorlar. Gül'ün dediği gibi gerçekten adıgeçen filozof ve sanatçılar Anadolu'da yaşadılar, ancak o Anadolu'nun bugünkü Türkiye ile uzaktan yakından ilgisi yok. Abdullah Gül'ün isimlerini zikrettiği bu kişilerin hepsi antik Yunanlıdır.

Ancak Türk Dışişleri Bakanı bu gibi sözleri zikredebiliyorsa bunun bir nedeni var, o neden de kimsenin itiraz etmiyor olmasıdır. Avrupalılar Türkiye'nin AB üyeliğine aday olmasını kabul ettiklerinden dolayı zaten uygulamada Türkiye'nin Avrupa'ya ait olduğunu kabul etmiş bulunuyorlar. Hem zaten AB'ye üye olabilmek için kesinlikle Avrupa coğrafyasına dahil olmak gerektiği belirtiliyor. Türkiye'nin topraklarının sadece % 5'inin Avrupa'da olmasına rağmen, AB üyeliğine aday olarak kabul edilmiştir.

Öte yandan biz Yunanlılar siyaset ve çıkarlar uğruna her şeyi kabul etmiş durumdayız. Türkler tarafından tehdit edildiğimize inanıyoruz (aslında bu bir gerçek) ve bu tehditten sıyrılmanın en yi yolunun da Türkiye'nin AB süreci olacağına karar verdik. Bu çerçevede de (dolaylı yoldan olsa da bu son derece barizdir) Türk Dışişleri Bakanının antik Yunanlıları kendilerinden gösterme çabaları gibi tahrikler karşısında bile gıkımız çıkmıyor.

En ufak bir tepki yok

Hatırlatırız; Üsküp devletçiğinin adı konusunda tezlerimizi kabul ettiremememizin nedeni propagandaya karşı göstermiş olduğumuz müsamahadan başka bir şey değildir. Üsküplülerin acımasız propagandalarına karşı gerekli dirayeti gösterememiş olduğumuzdan dolayı bugün bu devletçik uluslararası alanda ,,Makedonya,, olarak anılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi, Üsküplüler kendilerini Büyük İskender'in torunları olarak lanse etmeye bile başladılar!

Ülkemiz Tito döneminde Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti'nin kurulduğundan beri bu propagandanın yapılmasına müsaade etti. Yugoslavya dağılıp da Üsküp devletçiği peydah olduğunda artık bir şey yapmak için çok geç kalınmıştı.

Korkarım ki Türklerin bu tutumuyla da aynı şeyler olacak gibi geliyor. Türkiye'nin AB sürecini engeller görünmemek için hiçbir tepki göstermiyoruz.

Ancak her şeyin bir haddi hesabı var. Sayın Gül'ün bu akla hayale sığmayan teroilerini cevapsız bırakamayız.

Sayın Gül böyle giderse yakında antik Yunanlıların torunlarının bugünkü Yunanlılar değil, Türkler olduğunu söyleyecek!




Mahitis – İskeçe

22 Kasım 2006

(BATI) TRAKYA'DAN UZAK DURUN!


Eğer Amerikan diplomasisi (Batı) Trakya'yı Kosova'ya çevireceğini zannediyorsa feci bir şekilde yanılıyor.

Burası Avrupa'dır; Hristiyanlar ve Müslümanlar fanatizm ve aşırılık olmadan uyum içinde bir arada yaşıyoruz, aynı yerlerde eğleniyoruz, Müslüman gençler ise, fanatik olmaktan uzak, daha Avrupailer ve bölgemizdeki ortamı kimse bozamaz.

Biz Amerikalılara ve onların ,,papağanlarına,, (Batı) Trakya'dan uzak durmalarını ve bugüne dek nasıl yaşıyorsak, bizi yine aynı şekilde, ortak işbirliği, uyum ve barış içinde yaşamaya bırakmalarını tavsiye ediyoruz.

Kimse bizi birbirimizden ayıramaz; izolasyon ,,bariyerleri,, artık kesin olarak geçmişte kalmışlardır...

Amiyane tabiriyle... (Batı) Trakya'dan hast…..!"




Hronos – Gümülcine

23 Kasım 2006


Bazı kurumlarımız azınlıkla ilgili konuları mercek altına almaları gerekirken, bunları üstünkörü bir şekilde geçiştiriyorlar; ancak halkımız da yasalar önünde eşitlik ilkesi getirildiği için tüm sorunların çözüldüğü kanısına kapılarak, gaflet uykusu içinde olmaya devam ediyor.

Bu arada bizimkiler Türkçe'nin (Batı) Trakya'ya resmi dil olarak yerleşmesi gibi yeni bir konuyu bile ciddiye almadılar. Esasen seçimlerde de belli olduğu üzere, Pontusluların artık dengeleri değiştirmesinden dolayı, bunu azınlık seçmenlerine şikayetçi olmasınlar diye bir hediye olarak verecekler.

Aslında bu konu ürkek bir şekilde önce, sözde Yunanca bilmeyen Müslüman vatandaşların gereksinimlerini karşılamaları için Valilik, Belediye, banka ve diğer kamu kuruluşlarına Türkçe tercümanlar koyulması talebiyle başladı. Aslında bu kişiler Yunancayı gayet iyi biliyorlar, ancak fanatizmden konuşmuyorlar.

İstedikleri ortalığın tercüman dolması ve dış borçlardan dolayı zaten batmış durumda olan devletin daha zor hale düşmesi, esasen bunun da son derece iyi farkındalar... Devlet, azınlık üyeleri olan tercümanların işe alınmasıyla daha da batacak ve Yunan devleti bu şekilde Türkiye'nin de hedefi olan Türkçe'nin ikinci resmi dil olarak tanınması konusunda boyun eğecek.

Bizim parlak zekalılar azınlık için bu geri adımı attıktan sonra da, Ankara'nın borazanları defterleri kitapları ortaya çıkararak (Batı) Trakya'da 120.000 Türkçe konuşan insanın yaşadığını söyleyerek, kendi çıkarlarını korumak için insan hakları komisyonunun korumasını talep edecek. Tabii bu konuda ne gibi bir karar çıkacağını bilemiyoruz.

Aslında Türkiye kendi hakimiyetindeki azınlıklara uygulamış olduğu bu modeli, şimdi de Gümülcine'deki Başkonsolosluğun adamlarıyla burada, (Batı) Trakya'da uygulamaya çalışıyor. (Batı) Trakya üstüne oynanan bu oyunları idrak edemeyenler, yakında bunlarla burun buruna gelecekler.




Hronos – Gümülcine

23 Kasım 2006


Her ne kadar azınlığın iç yazışmalarında Yunanca kullanması gerekir, yasal (tayinli) Müftülüğün yazışmalarının da nereye olursa olsun, Yunanistan'ın resmi dili olan Yunanca olması şartken, bütün bu kurum ve kuruluşlar, dernekler hatta dükkanlar bile tabelalarını Türkçe asıyor ve yazışmalarını da Türkçe yapmaya devam ediyorlar.

Bu konuya bir açıklık getirmek gerekir. (Batı) Trakyalılar Yunanistan'da mı yaşıyorlar, yoksa Türkiye'de mi? Bilindiği gibi nerede konuşurlarsa konuşsunlar, kimse Türkçe konuşmayı yasaklamıyor; ancak yerel makamlara, kurum ve kuruluşlara, derneklere ve birliklere yönelik tüm yazışma ve ilanların Türkçe olması en azından kabul edilemez olarak karşılanmalı ve bu maskaralığın bir son bulması için gereken talimatlar verilmelidir.

Mahkemeler, bu gibi evrakı, gönderen (tayinli) Müftülük veya Yunan hakimiyeti alanında hangi özel veya tüzel kişilik olursa olsun, resmi tercümeye bile sahip olsa kabul etmemelidirler.

Resmi kurumlar, Vatandaşa Hizmet Merkezleri (KEP) ve poliste Türk veya Arap alfabesiyle atılan Müslüman imzaları rezaletine bir son verilmesi için de herkesin harekete geçmesi gerekir.

Böyle şey nerede görülmüş? Herkesi rezil eden böyle bir başıbozukluk dünyanın hangi ülkesinde var ki? Türkiye İstanbul Rumlarının Yunanca imza atmalarına izin veriyor mu? Eğer böyle bir şey oluyorsa o zaman bu satırların yazarı hem özür dileyecek, hem de dilini de, kalemini de yutacaktır.

Bu rezillik neden? Bu beyler yanlış yaptıklarının farkında değiller mi? Bir yetkili müdahale etsin de bu durum bir sona ersin!




Adesmefti- İskeçe

23 Kasım 2006

EMFİYECOGLU'NUN GİZLİ (BATI) TRAKYA ZİYARETİ


Mihaniki A.Ş. Başkanı Prodromos Emfiyecoglu, dün öğleden sonradan beri Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç'ı ziyaret ediyor. Başkanın bu ani ancak “gizli” ziyareti, Başbakan Karamanlis ile yaptığı toplantıdan sonra gerçekleşti.

Sözkonusu ziyaretin, kısa süre önce ABD diplomasisinin azınlığı “Türk” olarak tanımlayarak, başarısız bir şekilde Türkiye'ye doğru itmeye çalıştığı Yunan Müslüman Pomakları ve Romanlarına destek amaçlı olduğu sanılıyor.

Şu anda sadece yorumda bulunabiliyoruz; zira Başkanın İskeçe'deki temsilcisi Dimosthenis Aksios, bir sfenks gibi ağzını sımsıkı kapamış durumda... Muhtemelen şu anda Z Palace otelinde bulunan Başkan, kendisin neden kış ortasında aniden bölgemize geldiğini kendisi açıklayacaktır.




Mahitis – İskeçe

24 Kasım 2006


Mihaniki A.Ş. Başkanı (ÇN.-Prodromos Emfiyecoglu) Yunan Müslümanları Pomak ve Romanlara gerekli ilginin gösterilmediği konusundaki endişelerini Başbakan Karamanlis'e aktardıktan sonra, Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç'a ani bir ziyaret gerçekleştirdi. Bahsekonu ziyaretin amacı ise (Batı) Trakya'daki azınlığın % 20'sini oluşturan Roman ve % 40'ını oluşturan Pomakları cesaretlendirmek!!!

Mihaniki Başkanının kötü hava koşullarından dolayı (Batı) Trakya'ya karayoluyla yapmış olduğu ziyaret sırasında gerçekleştirmiş olduğu tüm görüşmeler gizli tutuluyor, zira Yunan Müslümanları Pomaklar ve Romanlar sadece ona güveniyorlar!




Adesmefti – İskeçe

28 Kasım 2006

(Batı) Trakya


Türkiye bilhassa Ekümenik Patrikhane ve azınlıkların hakları konusunda sert eleştiriler içeren ve rahatsızlık yaratan Avrupa Komisyonunun ilerleme raporundan sonra, ilk kez Vaşington'un da bu kadar açık desteğiyle (Batı) Trakya'daki Müslüman azınlığın hakları konusuda bir karşılık verme çabalarına girişmiş durumda.

7 Aralık tarihinde Atina'da olması beklenen Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün TBMM'de Yunanistan'la ilişkiler konusunda (Batı) Trakya'nın çok önemli bir yere sahip olduğu yönündeki açıklamaları tesadüfi değildir. Bu açıklamanın, ABD'nin Atina Maslahatgüzarının Yunanistan Müslümanlarını “etnik açıdan Türk” olarak tanımlaması ve Lozan Antlaşmasının önemli bir antlaşma olduğu, ancak uluslararası hukukta son söz olmadığı yönündeki açıklamalarından birkaç gün sonra yapılması da hiç tesadüfi değildir.

Bugün Amerikalılar tarafından tanınmıyor görünen, Küçük Asya Felaketi'nden sonra nüfus mübadelesiyle ilgili 1923 Lozan Antlaşması, Amerikalılar isteseler de istemeseler de Türk - Yunan ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır. Sözkonusu mübadele yapılırken, İstanbul'da yaşayan Elenlerle, Batı Trakya'da yaşayan Müslümanlar mübadele dışı tutulmuşlardır.

Antlaşma'da Elen azınlık etnik olarak, Batı Trakya'daki azınlık da dini olarak tanımlanmışlardır ve bu husus da, Ankara'nın (diğer azınlıklarla ilgili olarak kendi iç nedenlerinden dolayı) ısrarıyla gerçekleşmitir. Üstelik (Batı) Trakya'da sadece Türk kökenliler (azınlık nüfusunun neredeyse yarısını oluşturmaktadırlar) değil, aynı zamanda Pomaklar ve Çingeneler de yaşamaktadır.

Bütün bu insanlar ortak bir dine sahip olsalar da, ortak bir dil veya ulusal bilince sahip değillerdir. Yunan makamlarının bilinen nedenlerden dolayı geçmişte azınlığın bütününde yapmış oldukları en büyük hata ise Pomak ve Çingenelerin Türkiye'nin kucağına itilmelerine neden olmuştur. Türkiye ise o zamandan beri gayrı meşru olarak, bölgenin hamiliğinin kendi hakkı olduğunu savunmaktadır.

Lozan Antlaşması (Batı) Trakya'daki azınlığın Müslüman olarak toplu bir halde tanımlanmasına olanak vermezken, Avrupa Konseyinin Azınlık Haklarının Korunması Hakkındaki Sözleşmesi ise azınlıklara mensup kişilere kendi kimliklerini etnik açıdan belirleme hakkı vermektedir. Ancak bu hak toplu değil, bireysel bir haktır.

Burada denilmek istenen, herkesin kendini istediği şekilde tanımlayabileceği, ancak bu hakkın, örnek vermek gerekirse otonomi istemek veya self determinasyon gibi, toplu halde kullanılamayacağıdır. Her şey ayan beyan ortada olup, sadece bulanık sularda balık avlamaya çalışanlar ve Ege'deki etnik grupçuların oyununu oynayanlar bunu görmezden gelmektedirler.

Yannis Kartelis




Adesmefti – İskeçe

28 Kasım 2006

YARGIÇ OLARAK MÜFTÜ


1 Aralık günü Z-PALACE otelinde çok sayıda davetlinin huzurunda önemli bir toplantı düzenleniyor. Sözkonusu toplantı, İskeçe Barosu ile İnsan ve Vatandaş Hakları Yunan Birliği (EEDAP) tarafından düzenleniyor olup, konusu “Yargıç Olarak Müftü”.

Elimize ulaşan davetiyede şunlar yer alıyor:

“DAVETİYE

İskeçe Barosu ve İnsan ve Vatandaş Hakları Yunan Birliği 1 Aralık günü saat 19.00'da İskeçe'nin Z-PALACE otelinde ,,Yargıç Olarak Müftü,, konulu bir oturum düzenleyeceklerdir.

Oturuma Yargıtay Onursal Başkanı Stefanos Matthias, İnsan ve Vatandaş Hakları Yunan Birliği Asbaşkanı, Atina Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Nikos Alivizatos ve İnsan ve Vatandaş Hakları Yunan Birliği Genel Sekreteri Avukat Yannis Ktistakis konuşmacı olarak katılacaklardır.

Kostas Gunaris
İskeçe Barosu Başkanı

Dimitris Hristopulos
EEDAP Başkanı”