ABTTF
TR
HABER BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN Bülten İcon
Batı Trakya

"Azınlık, Taleplerini, Aşırılıklara Ve Fanatik Unsurlara Başvurmaksızın Dile Getirecek"

12.05.2004
YDP Rodop milletvekili İlhan Ahmet, Türkiye Başbakanının Trakya'dan ayrılmasının ardından Radyo Paratiritis'e yaptığı açıklamada "Sayın Erdoğan' ın Gümülcine'de söyledikleri, azınlığın, öteden beri dile getirdiği taleplerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Asıl mesele, bundan böyle bunları ne şekilde talep edeceğimizdir" diyor.

YDP Rodop milletvekili İlhan Ahmet, Türkiye Başbakanı'nın ifadelerinin azınlık için "Danışma Kurulu gibi organların öne sürdükleri görüş ve tavırlar burada çizdiğim çerçeve dahilinde değilse, bunlar makbulüm değildir" anlamına geldiğini, aynı zamanda Sayın Erdoğan'ın "Türk Gençler Birliği"ne girmesi teklifini, "Bu aşamada buraya girmem gerekmez" diyerek geri çevirdiğini de ifade etti.

Ziyaret çerçevesinde düzenlenen iki ayrı yemeğe ilişkin olarak ortaya çıkan yanlış anlamalar konusunda ise, kendisinin de son anda haberdar edildiğini ve milletvekili olarak perde arkasında yaşananlar hakkında bilgisi bulunmadığını ifade etti.

Paratiritis: Sayın İlhan, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trakya ziyaretinden netice olarak ne gibi sonuçlar çıkarttınız?

İlhan Ahmet: Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Türkiye Başbakanının ziyareti kolay bir iş değildi. Her iki lider açısından da riskler taşıyordu. Bu ziyaret neticesinde, Türkiye Başbakanının ziyareti öncesindeki felaket tellallıkları ve Yunanistan'ın milli çıkarlarının tehdit altında olduğu yolunda yayılmak istenen söylentilerin gerçeği yansıtmadıkları anlaşıldı. Ayrıca, felaket tellallığı yapanların, gerçekçi sürecin dışında bulundukları anlaşıldı.

Sayın Erdoğan, azınlığa, nasihat olduklarını da söyleyebileceğim ve iki ülkenin sorunların çözümünde benimsenen siyasi iradeyi ortaya koyan niteleyen üç net mesaj verdi. Birincisi, azınlığın güçlü bir Yunanistan için çalışması, zira kendisinin de söylediği gibi, güçlü bir Yunanistan'da bulunmak azınlığın da yararına olacaktır. İkincisi, Yunan ve Avrupa vatandaşları olduğumuzu unutmamamız ve mücadelemizi barış ve ulusal yasal düzen çerçevesinde vermemiz yolundaydı. Üçüncü mesaj ise, milliyetçiliği ve geçmişin önyargılarını bir kenara bırakmamız ve gözlerimizi açarak ileriye bakmamız gerektiğiydi. Sanıyorum Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan'ın vermek istediği üç mesaj da gayet açık ve netti.

Erdoğan ayrıca, gerek azınlık çevrelerinde, gerekse çoğunluk çevrelerinde olsun, geçmişin geri kafalı, ya da milliyetçi düşüncelere sahip kişi ve çevrelerin bir kenara bırakılarak, Türkiye'nin AB perspektifine azınlığın da eşlik etmesi gerektiğini ifade etti. Şunu demek istiyorum, iki devlet arasında gelişecek olan Avrupa inisiyatiflerini temel almamız ve azınlığın da haklarını bu çerçevede araması gerekmektedir. Kaldı ki, bugüne kadar da öyle yapmıştır. Bildiğiniz gibi bu azınlık, son derecede mutedil bir azınlıktır ve sorunlarının çözümünü hiçbir zaman bu çerçevenin dışında talep etmemiştir. Bu vesileyle bu gerçek Türkiye Başbakanının ziyaretiyle bir kez daha dile getirilmiş oldu.

Prt: Azınlığın tamamının Sayın Erdoğan'ın yaptığı açıklamalardan memnun kaldığını düşünüyor musunuz? Yoksa bir Türk Başbakanının azınlık konusunda takınacağı tavra ilişkin olarak yıllardan beri başka beklentiler mi yaratılmıştı? Türkiye Başbakanının ağzından ne eğitim, ne vakıflar, ne de müftüler konusunda tek bir söz çıktı. Kısacası Erdoğan azınlık ve sizin yıllardan beri uğrunda mücadele ettiğiniz konular hakkında ne söyledi?

İ.A.: Sayın Erdoğan, Türkiye Başbakanı olarak bilinen azınlık sorunlarının halihazırdaki durumu hakkında azınlığın değişik kurumlarının temsilcileri tarafından bilgilendirildi. Türk Öğretmenler Birliği, Türk Gençler Birliği ve eğitimcilerden sözünü ettiğiniz tüm sorunlar hakkında bilgi aldı, ziyaretleri kabul etti ve kendisine sunulan dosyaları aldı. Sayın Erdoğan basın toplantısında bir çerçeve belirledi. Konuları teker teker ele alıp, detaylara inemezdi. Belki gerekli olmayabilirdi, ancak kendisi yine de bir çerçeve belirledi. Sayın Erdoğan, azınlığın sorunlarının Avrupa çerçevesinde, yani Anayasaya, kurallara, Avrupa mahkemesine, insan hakları antlaşmalarına göre çözülmesi gerektiğini belirtti ve bizim de sabırlı olmamızı istedi. Yani yukarıda belirttiğiniz sorunlara detaylarıyla değinemezdi. Bu sorunlara değinmemiş olmasının, bunlarla ilgilenmediği, ya da kaale almadığı anlamına geldiğine inanmıyorum.

Prt: Sahip olduğunuz siyasi tecrübeye dayanarak, Sayın Erdoğan'ın söylediklerinin, zaman zaman azınlığın çeşitli sorunları için mücadele eden kişi ve çevrelerde bir hoşnutsuzluk, ya da düş kırıklığı yaratacağına inanıyor musunuz?

İ.A.: Ben böyle bir sorun olduğuna inanmıyorum. Tekrar ediyorum, Sayın Erdoğan, aşırıcı unsurlara mesaj verdi. Size dolaylı bir şey söylemek istiyorum. Bugün, yani 2004 yılında dünyamızda aşırılıklara yer ve gerek yoktur. Ama bu azınlığın öteden beri dile getirmekte olduğu taleplerinden geri adım attığı anlamına da gelmez. Bizi şimdi meşgul eden husus, bu sorunlara nasıl çözüm bulunacağıdır. Tabii ki, bundan sonra iş bizim, meselelerimizi nasıl talep edeceğimize kalıyor.

Prt: Görüştüğüm azınlık mensubu bir vatandaş bana şu değerlendirmeyi yaptı: Sayın Başbakanın takındığı tavırdan sonra, Danışma Kurulu'nun miadını doldurduğu, yani artık varlığını gerektirecek bir durum kalmadığı, ya da en azından bu Kurulun rolünün aşağılara çekildiği sonucu çıkartılması gerekir. Siz vatandaşımızın bu görüşüne katılıyor musunuz?

İ.A.: Danışma Kurulu'nun rolü veya varlığının sürüp sürmemesi konusu, azınlığın bizzat kendisi tarafından değerlendirilmesi gereken bir husustur. Danışma Kurulunu teşkil eden azınlıktır ve bu Kurul hakkında kararı verecek olan da yine azınlıktır. Danışma Kurulunun rolünün Başbakan Sayın Erdoğan'ın ziyaretiyle birlikte bu önemini yitirdiği veya önemin azaldığı şeklindeki bahsekonu değerlendirmeye gelince, bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ama ben izin verirseniz biraz önce dile getirdiğim çerçeveyi bu noktada da tekrarlamak istiyorum. Yani Sayın Erdoğan bize demek istedi ki, dile getirdiğiniz görüşler veya takındığınız tavırlar, bu ziyaretim sırasında çizdiğim çerçeve dahilinde değilse, benim için makbul olmayacaklardır. Evet, Sayın Erdoğan'ın vermek istediği mesaj buydu. Bu da demek oluyor ki, Türkiye ile Yunanistan arasında, sorunların çözümüne ilişkin siyasi bir irade mevcuttur. Esasen Sayın Erdoğan da bu siyasi irade çerçevesinde bize istikamet göstermiş bulunuyor.

Prt: Sayın Erdoğan "Gümülcine Türk Gençler Birliği"nin önünden geçti, fakat içeriye girmedi. Bazı kişiler bunu olumsuz yorumladı. Siz bu hareketi, Sayın Başbakanın, Yunan devletini tahrik etmekten kaçınması olarak mı yorumlayacaksınız?

İ.A.: Ben yanındaydım ve şunu söyleyebilirim. Girme önerisine; Sayın Başbakan, "bu aşamada girmesinin gerekli olmadığı" yanıtını verdi. Ama bu, Türk Başbakanının (bu Birliği) tanımadığı ya da bazılarının göstermeye çalıştığı gibi, bu konuya sıcak yaklaşmadığı anlamına gelmez. Sayın Başbakan kendisinin bildiği nedenlerle bu aşamada bu derneğin lokaline girmemeyi uygun görmüşlerdir. Tabii ki ben bu nedenleri bilecek durumda değilim. Kimbilir, belki de çok kalabalık olduğu için, ya da mağazaları ziyaretine daha fazla vakit ayırabilmek için, olur ya, Çukurkahve'ye gidebilmek için Türk Gençler Birliğine girmemeyi yeğlemiş olabilir. Fakat şunu da söylememe müsaade edin ki, Atina'da ne olduysa, burada, yani Trakya'da da aynı şey olmuştur. Yani herşey, iki Başbakan arasında varılan mutabakat çerçevesinde cereyan etmiştir. İki halk olarak bizler, daha ileri gidebilmeleri için iki lideri desteklemeli ve cesaretlendirmeliyiz. Cesaret kırıcı sonuçlar doğurabilecek gerginlikler ve tedirgin ortamlar yaratmamalıyız.

Prt: İyi de, bir yandan Sayın Erdoğan'ın elinde zeytin dalıyla geldiği söylenirken, diğer yandan seçilmiş, ya da Yunan devleti için olduğu gibi "sözde" müftülerle görüşmesi çelişki oluşturdu. Ama bu arada Yunan devletinin atadığı ve tanımış olduğu müftülerle görüşmekten kaçındı. Bu tutum çeşitli yorumlara neden olduğu gibi, Gümülcine müftüsünde de büyük hoşnutsuzluk yarattı. Bu sahnelenenleri siz nasıl yorumlarsınız?

İ.A.: Ben herhangi bir sahneleme olup olmadığını bilmiyorum. Bilecek durumda değilim. Aslında iki ayrı mekanda yemek verileceğini ben son anda ve Kavala'da öğrendim. Bunun böyle yapılmasına neden gerek duyulduğu konusunda ise, uygulanan yöntemin iki Başbakanın böyle karar almış olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Yani böyle şeyler yüksek düzeydeki temaslar sırasında kararlaştırılır ve düzenlenir. Ben taşralı bir milletvekiliyim ve bütün bunları bilecek durumda değilim!

Damon Damianos
Paratiritis
12 Mayıs 2004