Ulusal Devletler
Eminim ki, birçok Yunanlı diplomat, politikacı ve diğer yetkili 1 Mayıs Cumartesi günü şampanya içiyorlardı. Nedeni mi? Gayet basit. Kıbrıs'ın AB'ye katılımını kutluyorlardı. Ve de bu kutlama, yine hiç kuşku yok ki, sadece duygusallıktan ibaret değildi. Çünkü uluslararası politikada duygusallığa rastlamak nadirattandır. Hatta rastlandığında da, muhakkak başka bir maksad-ı mahsusa yöneliktir.
Yani demek istiyorum ki, bahsekonu kutlama, "kurtuluş"la ilgiliydi. Çünkü alenen itiraf edilmeyenler, özel söyleşilerde açıkça kabul ve itiraf ediliyor nasıl olsa.
Evet, evet, 1974'ten kalma bir borcumuzu ödemiş olduk. Şimdi artık, Kıbrıs, AB içinde kendi başına yoluna devam edebilir. "Enosis"'e ilişkin "borcumuzu" ödedik, kısacası. Biz "anavatan" olarak bu olayı mutlulukla selamlıyoruz, kuşkusuz. "Müşterek Savunma Doktrini" mi dediniz? O, uzun süredir geçerliliğini yitirmişti zaten. Ama biz "üzerimize düşeni" yaptık. Şimdi birileri çıkıp, "Bu yazdıkların sert ve haksız değil mi?", diye sorabilir. Üzgünüm, ama, gerçek bu. Fakat bu gerçeği, hiçbir diplomat veya politikacı çıkıp da uluorta söyleyemez tabii ki.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Gümülcine ziyareti sırasında "anavatan" mefhumunu toprağa gömdü. Erdoğan, "soydaş kardeşleri"ne hitaben dedi ki: "Sizler Yunan vatandaşısınız ve AB içinde güçlü bir Yunanistan için mücadele etmelisiniz. Zira sonuçta güçlü bir Yunanistan, sizin de yararınızadır. Fanatikler geçmişe bakarlar; biz ise gelecekle ilgileniyoruz. Hatalar ve çektikleriniz artık geçmişte kaldı. Geçmiş ise kapatıldı. Türkiye'nin içinde de azınlıkların sorunları var".
Evet, Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ifadelerinde duygusallık yok. Çünkü şimdiki ihtiyaçlar değişiktir. Bu ifadeler, başka türlü de izah edebilirdi, ama, olmaz. Ama ben yine de yazacağım. Yani bu ifadelerle şu denilmek isteniyor: "Yunanistan'a sorunlar yaratmak için sizi yıllarca kullandık. Fakat olaylar, bu metodun verimli olmadığını gösterdi. Bu durum karşısında şimdi 180 derecelik dönüş yapıyoruz. Şimdi sizden, iyi birer Yunanlı ve Avrupa vatandaşı olmanızı istiyoruz. Sorunlarınıza da, iyi niyetle çözüm getirilecektir".
Yani Sayın Erdoğan şunu demek istiyordu: Sayın Karamanlis, Azınlık mensubu vatandaşların yaşamından sorumlusun. Çünkü onlar senin vatandaşın. AB'ye de, AB ülkelerinde sorun yaratmıyorum demek istiyordu. "Derin devlet"e ise "Dış politikada ilk ve son söz bana aittir" mesajını gönderiyordu. Erdoğan'ın Danışma Kurulu üyelerine ise "Kendinize yeni bir rol arayıp bulun. Eğer bunu başaramazsanız, benim sizinle işim yok" mesajını verdi.
Evet, bütün bu ifadeler için, belki de "ne de güzel sözler" değerlendirmesi yapılabilir. Doğrudur. Ve de bu doğruluk, güzel ifadeler oldukları için değil, ihtiyaçların bu ifadeleri elzem kılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Ama bu sözler aynı zamanda, gerek azınlık, gerekse çoğunluk için, kurtuluş da sayılabilir. Zira azınlık insanı, kendi içindeki ihtilaflara rağmen, vesayetten tamamen kurtulabilir. Ta ki bir gün "azınlık" ve "çoğunluk" gibi tanımlamalara da son verebilelim. Tabii ki bu, aramızda etnik ya da kültürel farklılıklar olmayacağı anlamına gelmiyor, yeter ki buradaki toplum, bu farklılıkları "melanet" olarak değil de, zenginlik olarak telakki edebilsin.
Birkaç gün önce "Azınlığın Recep Tayyip Erdoğan'dan bekleyeceği bir şey yok" ifadesini kullandığım bir makale yazmıştım. Bu ifademi teyit ettiği için Sayın Türkiye Başbakanına şükranlarımı arzediyorum. Dolayısıyla gerek Yunanistan'daki, gerekse Türkiye'deki solcular, bu denli mutluluk şartları karşısında, her iki Başbakanın çaylarına biraz limon koyabilirler. Neden mi? Çünkü sorunlar esasen vardır ve hasıraltı edilmemeleri gerekir...
Bir Vatansız
Suret nüshası için imza: Stamatis Sakellion
Dipnot:
1-Öyle görülüyor ki, Sayın Erdoğan Türkiye'de bir sorunla karşılaşacak. Niçin mi? Zira Fenerbahçe taraftarlarını, "Galatasaray Dostları Derneği"'ne gerçekleştirdiği ziyaretin sadece bir nezaket ziyaretinden ibaret olduğu, bu ziyaretin, sırf yurtdışında olduğu için gerçekleştirdiği ve takımı hakkındaki duygularının değişmediği konusunda ikna etmek zorunda kalacak. Tabii ki bu arada, Galatasaray Dostları Derneği mensuplarının da, aleni ve resmi etiketli bir "düşman"'ı niçin alkışladıkları hususuna tatmin edici bir açıklama getirmeleri gerekecek. Tamam, anladık, herşey yıkılıp döküldü, ancak, futbol taraftarlığı, asla.
2-Herkesin malumu olduğu gibi, işbu satırların yazarı, yıllardan beri, "anavatanlar"ın davranışları konusunda müthiş rahatsızlık duymaktadır. Ayrıca, bunlara (anavatanlara) da hiçbir zaman inanmamıştır. Hazır yeri gelmişken şu da belirtilmelidir ki, "müşterek savunma doktrinine" de hiçbir zaman önem vermemiştir. Hatta bu doktrini birçok bakımdan "faydasız" olarak da nitelendirmiştir. Nihayet, toplumları "liderler"'in değiştirdiklerine de inanmamıştır. Zira kurtarılmak istemeyen zaten kurtarılamaz...
Stamatis Sakellion
Paratiritis
11 Mayıs 2004