ABTTF
TR
HABER BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN Bülten İcon
Batı Trakya

“Türk Karşıtı Kampanya” Azınlığı ve bölge barışını tehdit etmeye devam ediyor

27.11.2009
T.C.Gümülcine Başkonsolosluğu’nu hedef alan “Türk Konsolosluğu Kapansın-Konsolosluk dışarı” sloganıyla Türk aleyhtarlığına soyunan bir Girişim Heyeti, Rodop İli’nden sonra eylemlerini İskeçe İli’ne taşıdı. 14 Kasım Cumartesi günü İskeçe’de Orfeas otelinde basın açıklaması düzenleyen Türk karşıtı hareketin öncüleri, tek-tek söz aldılar ve Konsolosluğun kapatılması için İskeçe’li vatandaşları bu harekete destek verme çağrısında bulundular.

Basın açıklamasının konuşmacıları Türk aleyhtarı söylemleriyle bilinen şahıslardı. Bunlar; Antifonitis gazetesi sahibi Kostas Karaiskos, www.proxeneio-stop.gr sayfasının kullanıcısı Nektarios Dapergolas, sözde Pomak araştırmacı Nikolaos Kokas, Azınlık okulunda öğretmenlik yapan Vangelis Doropulos ve sözde Yunan-Pomak Derneği Başkanı Tahir Konte. Adıgeçenler ortak söylemlerinde, Konsolosluğun buradaki görevinin dışında hareket ederek Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında huzurlu ortamın bozulmasına yönelik çalışmalar yaptığını iddia etti.

Batı Trakya Türk Azınlık toplumunda rahatsızlığa neden olan söz konusu açıklamaların Azınlık mensupları tarafından endişeyle karşılandığı belirtildi. Azınlık mensupları, son haftalarda Alter Kanalı’nda gazeteci Hardavellas’ın ve bu Türk Karşıtı Girişim Heyeti’nin provokatif açıklamalarla “mahalle baskısı”na maruz bırakılarak, susturulmaya ve sindirilmeye çalışıldıklarını dile getiriyor.

Haftalar önce başlatılan Türk Karşıtı Kampanya’da yapılan söz konusu tahrik edici açıklamaların bölge barışını dinamitlediği ve çoğunluk toplumunu Azınlık toplumu aleyhine kışkırttığı, geçen hafta Hürriyet Camii’nin bazı kişiler tarafından camları taşlanarak kırılması ile ortaya çıktı. Azınlık insanı şimdi hayatından endişe etmektedir.

Orfeas otelinde yapılan basın toplantısında İlk konuşmacı Karaiskos şöyle konuştu:
“Bu hareketimiz Komotini (Gümülcine) Konsolosluğu’nun varlığı ve faaliyetlerini kapsamaktadır. Her şeyden önce, 1923 yılında Lozan Barış Anlaşması’nın hemen akabinde kurulmuş olan bir Konsolosluk. Yani o dönemde gayriresmi olarak bir diplomat buraya geldi ve yerleşti. Ancak 1930 yılında da Venizelos ve Kemal anlaşmasıyla da Konsolosluk resmileşti. O yıllardan bu güne kadar neredeyse bir asır geçti üzerinden ve meseleler dramatik olarak değişti. Bugün bu Konsolosluk gerekli mi Gümülcine’de? bu Konsolosluğun bölgemize toplumsal ve ekonomik açıdan bir faydası var mıdır? Şimdiye kadar malesef gerektiği şekilde bölgemizin siyasileri bu konuda gereken önlemi almadılar. Sadece İskeçe’den Sayın Sguridis bu konuda bazı insiyatifler aldı ve konulara gerektiği şekilde eğildi. Gümülcine’de de Sayın Stilyanidis tarafından da buna benzer şeyler söylendi.

Sürekli olarak iki toplum arasında problemlerden bahsediyoruz. Bu problemlerin kaynağı nedir? Azınlık tarafından mevcut birlikteliği beğenmeyen bazı fanatikler var mı? Var. Tabii ki bizim tarafımızda da vardır belki. Sorun şu, acaba bu olanlar bireysel olarak bazı azınlık fertleri tarafından mı oluyor? Bu meseleleri İskeçe’li arkadaşlarımız da buradan görebilirler. Biz, demokratik bir ortamda bütün bunların tartışılması ve konuşulmasını istiyoruz. Bütün görüşler değerlendirilsin. Eğer ulusal çıkarlarımız gereği Konsolosluğun burada bulunması gerekiyorsa bu fikirleri duymak istiyoruz. Eğer ulusal çıkarlarımız açısından buna gerek yoksa ozaman bu Konsolosluk bu harcamalarıyla ve bünyesinde bulundurduğu personeliyle burada neye hizmet ediyor.”

Sırasıyla söz alan Nektarios Dapergolas ise:
“İsmim Nektarios Dapergolas Girişim Heyeti üyesi ve internetteki www.proxeneio-stop.gr sayfasının kullanıcısıyım. Bu hareketimiz yaklaşık iki ay önce başladı ve bu doğrultuda bazı adımlar atıldı. Bu adımlar çerçevesinde özellikle Rodop ilinde bazı konuşmalar yaptık, broşürler dağıttık ve canlı bir şekilde Gümülcine şehir meydanında iki gün süreyle orada bulunduk. Şu an gelecekte atacağımız adımları programlıyoruz. Bu konuyu uzun zaman gündemde tutmak istiyoruz. Hedefimiz uzun vadede kamuoyunun ve siyasilerin bu konuya eğilmesini ve önlem almalarını sağlamak istiyoruz. Gümülcine Konsolosluğu konusunda suskunluğun devam etmesi ve Ankara’nın bölgede ve Balkanlar’da sürdürdüğü yayılımcılığının gözardı edilmesi ciddi bir sorun olduğuna inanıyorum. Bir başka konu da, bir unsur olarak Yunan hakimiyetini Trakya’da doğrudan tehtid ettiğinden dolayı her gün sürekli bir biçimde Müslümanlarla Hristiyanlar arasında var olan düzenli birlikteliği sabote etmektedir.” dedi.

Özellikle üç konuşmacının açıklamaları dikkat çekiciydi.

Nikolaos Kokas şunları söyledi:
“Bugün burada bulunuşumuzun iki hedefi var. Birincisi Türk Konsolosluğun Trakya’da bulunmasından duyduğumuz rahatsızlığı dile getirmek, öte yandan da resmi olarak Yunan devleti yetkililerinden, son yıllarda Trakya’da Konsolosluğun hukuka aykırı olarak yapmakta olduğu girişimler konusunda önlem almasını istemekteyiz. Trakya öteden beri Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında barışçıl bir birlikteliğin örneğiydi. Bu uluslararası bir seviyede de kayıt altına alınmıştır. Son yıllarda bu birlikteliğin temeline dinamit konulmak istenmektedir. Türkiye Konsolosluğu tarafından bölgede organize edilen bazı kültürel etkinlikleri izlemek üzere son zamanda Türkiye’den gelen siyasiler boy göstermeye başladı. Elektronik alanda ise her gün bir site kuruluyor ve Kemalizm propagandası yapılıyor. Son yıllarda Batı Trakyalı Müslümanlar tarafından Kurultaylar düzenleniyor ve bu Kurultaylarda ırkçı talepler giderek çoğalıyor. Neticede bu toplantılarda alınan kararların bir bakıma her geçen gün birer-birer gerçekleştiğini görüyoruz. Eğitim konusunda giderek anlaşmaların dışına çıkıldığını görüyoruz. Okullarda bu gün sadece Yunanca ve Türkçe dersler okutulmaktadır. Oysa Lozan Anlaşması Müslümanların kendi anadillerinde eğitim almalarını öngörüyor. Ancak Müslümanların içinde Türk olmayan Müslüman Pomaklar ve Rom’lar bulunmaktadır. Burada Pomaklar ve Rom’lar unutulmuş ve sadece bugün kendilerine Türkçe dersler verilmektedir. Pomaklar ve Rom’lar anadillerinden mahrum bırakılarak zaman içerisinde Türkleştirmek istenmektedirler. Dolayısıyla da Lozan Anlaşması’na göre bu azınlık milli azınlık değil, din azınlığı olarak belirtilmektedir. Uzun yıllar İskeçe bölgesinde bir eğitimci olarak Pomak köylerinde, ovada görev yaptım. Öğrencilerin bu karmaşık üç dil, Pomakça, Rom’ca ve Türkçe dilleri arasında bocalayarak psikolojik olarak dışlandıklarını zannederek başarısız olduklarını gördüm. Onun için eğitimin Trakya’da bir düzene girmesindeki hassasiyet kaçınılmaz bir durumdur. Herkesin Kültürel kimliğine saygı duyulmalıdır. Pomakların, Rom’ların ve Türk dilini konuşanların herkese gereken haklar verilmelidir. Pomaklar ve Rom’lar yok sayılamaz.”

Vangelis Doropulos ise konuşmasında:
“Sırasıyla ben de söz aldım ve bir eğitimci olarak Müslüman çocuklarının eğitimiyle yakından ilgilendiğimi belirtmek isterim. Eğitimde gerçekleri gördüğüm için çocuklar kendi dilleri olmayan Türkçe verilen derslerin içinde sıkışıyorlar ve dolayısıyla da anladıkları ve aile içinde konuştukları anadilleri Pomakça’da eğitim alamıyorlar. Netice olarak yarınlarda yüksek öğrenim almalarında da başarısızlıklar meydana çıkıyor. Çünkü azınlık okullarında sadece Yunanca ve Türkçe’de eğitim veriliyor. Bu durumun değişmesi lazım, ancak bazı çevreler bunun devam etmesinden yana çünkü çıkarları o yöndedir. Bu hareket sayesinde bölgede bazı şeyleri değiştirmek yolunda çalışmalar yapılıyor. Bunların başında da Konsolosluk geliyor.” dedi.

Son olarak söz alan Tahir Konte de şöyle konuştu:
“Bu oluşumun içinde bulunmamım başlıca sebeplerinden biri de Konsolosluğun görevi dışında hareket etmesidir. Bazı köylerde kendine yakın çevrelere bir iki kişiye ödediği paralarla bölgede huzurun bozulmasına hizmet ediyor. Ben Müslüman’ım ama Türk değilim, ben Pomak’ım ve Hıristiyan komşularımla, arkadaşlarımla hiç bir zaman bir sorunum olmadı. Birlik ve beraberlik içerisinde saygı çerçevesi içerisinde yaşıyorum. Burada Trakya’da Türk yoktur, sadece Müslümanlar vardır. Türk olmadığına göre Konsolosluğun burada ne işi var? Bunu anlamış değilim. Onun için ben de bu oluşumun içerisinde bulunuyorum. Buradan da İskeçe’deki vatandaşlara sesleniyorum ve gelin hep birlikte bu mücadeleye destek verelim.”

Bu şahısların açıklamalarından açıkça anlaşılmaktadır ki, bunların farklı sıfatlar ve örgütlenmeler altında asıl amaçları Türk aleyhtarlığı yapmaktır. Bunların adeta geçim kaynağı, Türkiye ve Batı Trakya’da Türk olan her şeye saldırmaktır. Konte ve Kokkas’ın Millet gazetesine açtıkları yüz binlerce Euro’luk tazminat davalarının altında yatan asıl niyeti de bu şekilde çok daha iyi anlamaktayız. Adıgeçenler, gerek mahkemelerde ve gerekse basına yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’nin ajanları ve Konsolosluğun paralı askerleri olduğumuzu dile getirmişlerdir. Verdikleri demeçler, arşivlerde mevcuttur. Yalanlama gelir diye bunları bizzat arşivlemekteyiz.

Bu zihniyette olan bütün Türk karşıtı fanatiklere göre, Batı Trakya’da kendilerini Türk olarak tanımlayan, Azınlığın Türk Azınlık olduğunu söyleyen herkes Türk ajanı ve tehlikeli unsur olarak değerlendirilmektedir.

Bu düz mantığa göre, kendileri de Yunan ajanı ve Batı Trakya’da Türk yoktur söylemini geliştiren Batı Trakya Türk Azınlık karşıtı güç odaklarının paralı askerleridir mi denmelidir? Felâket Tellâllığı yapan Yunan-Pomaklar içerisinde, bazılarının bir zamanlar Türkiye Atina Büyükelçileri Batı Trakya’ya geldiklerinde Türk bayrakları açtıklarını hatırlarsak, bunların provokatör askerler oldukları kesinleşiyor.

Şu işe bakın ki, kendilerini Yunan-Pomak olarak tanımlayanlar, başkalarının kendilerini Türk olarak ifade etmesine tahammül edemiyorlar. Sürekli kendilerine baskı yapıldığından dem vuran sözde Yunan-Pomaklar, “Batı Trakya’da Türk yoktur” diyerek bir toplumun kimliğini tayin etme ve ifade özgürlüğü hakkını tanımayarak, baskı yapmaktadırlar.

Konsolosluğun, bazılarına ödediği paralarla bölgedeki huzuru bozduğunu iddia ediyorlar bu kişiler. Aksine, bazı Türk Azınlık karşıtı güç odakları, birkaç kişiye para vererek bölgedeki huzuru bozmaktadır.

Batı Trakya Türk Azınlık toplumu, Konsolosluğun bir-iki kişiye vereceği paralarla Türk olmaz, olamaz. Azınlığımız, Türk olduğu için, Türklüğünü iliklerine kadar hissettiği için, yaşamını Türk örf ve ananelerine göre idame ettiği için Türk’tür. Bazıları kafalarına iyi soksunlar ve bu gerçeği kabul etsinler. Bir toplum, parayla Türk veya başka bir şey yapılamaz. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Evet, Konsolosluk Batı Trakya’nın her bölgesindeki etkinliklerde yer almaktadır. Başkonsolos istisnasız bütün etkinliklerde hazır bulunmaktadır ve protokolde ilk sırada yer alarak başımızın tacı gibi ağırlanmaktadır. Bundan rahatsız olmak, art niyet aramak, komplo teorileri kurmak, bölgenin huzurunu bozan bir paranoyadan başka bir şey değildir.

Konsolos bölgedeki Azınlık mensuplarıyla sürekli temasta, köyleri gezmekte, bölgenin valisi gibi ağırlanmaktadır diye neden rahatsızlık duyuyor bir huzur bozucu provokatör eylemci azınlık? Bundan daha doğal ne olabilir ki? Tabii ki Konsolos Azınlıkla sürekli temasta olacak, iyi ve kötü gününde yanında olacaktır. Onun Batı Trakya’daki varlık sebebi bu. İstanbul’daki Yunan Başkonsolos’un İstanbul’daki varlık sebebi nasıl ki Gayrı Müslim (Rum) Azınlığı’na ve Patrikhane’ye sahip çıkmaksa, Gümülcine’deki Türk Başkonsolosluğu’nun varlık sebebi de Batı Trakya Türk Azınlığına sahip çıkmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir Başkonsolos Azınlığın içerisine ne kadar sirayet etmeye çalışsa da, tek başına bunu başaramaz. Her şeyden önemlisi, Azınlığın bunu, bizzat kendisinin istemesidir. Azınlık zorla, parayla veya baskıyla falan Konsolosla haşır neşir olmuyor. Azınlık Türk olduğu için; Anavatanı’nın Batı Trakya’da kendisine göz kulak olması için görevlendirdiği bir elçi olduğu için, Konsolos’u bu kadar sevmekte ve sahiplenmektedir. Durum, soydaşların birbirlerine sahip çıkmasından ibarettir. Bunda tuhaflık aranması ise asıl garip olandır.

Azınlığa parayla kimlik dayatmak o kadar kolaysa, o zaman bunu iddia edenler denesin. Türk karşıtı güç odaklarının, bölgeye yıllardır milyarlar akıttığı halde başarılı olamadıkları ortadadır. Neden? Çünkü Azınlık, oynanan oyunun farkındadır ve asimile olmak istemiyor. Azınlık, Türklüğünü inkâr edenlere geçit vermemektedir. Tük karşıtı söylemlerde bulunan ve bunu kendisine dayatmaya çalışanlara sırtını dönüyor. Geçmişte ağzı yanmış, bugün de tedbirli davranıyor. İşte bu yüzden “art niyetli vatan kurtaran şabanlara ve huzur bozucu provokatörlere” bölgeyi dinamitlemesine izin vermiyor, dışlıyor. Bir önemli husus da, Azınlığın Seçimlerde “Azınlık Türk’tür” demeyen adaylara oy vermemesidir. Hani nerde Yunan-Pomaklar, neden bir Yunan-Pomak milletvekili seçemiyorlar? Mademki sayıları 45 bin ve dedikleri gibi korkusuz ve cesurmuşlar, seçsinler bir Yunan-Pomak milletvekili de göstersinler kendilerini. Bassınlar parayı, bakalım bu iş o kadar kolay mı? Olmadığı ortadadır.

Aslında, Türk karşıtı güç odakları bu gerçekleri çok iyi biliyor, ama kabullenmek, hazmetmek istemiyorlar. Üç-beş cahil ve gafil “işe yaramaz” dışında kimseye etki edemiyorlar. Edemezler, çünkü Azınlık kendini üç beş kuruşa satacak tıynette değildir. O, Türklüğünün şanına ve şerefine yakışır şekilde dik ve onurlu durmasını bilen kalitededir.

Bu, vatan kurtardığını zanneden ve fakat aslında vatan batıran şabanlar ötedursun, sağduyulu Yunan vatandaşlarımız her türlü kakofoniye rağmen bu gerçekleri görerek, barışı dinamitlemek isteyenlere itibar etmemektedir. Bundan sonra da bunun böyle olacağını umut ediyoruz.

Her şeye rağmen barış kazanacaktır. Yeter ki, iyiler, kötüler kadar cesaretli olsun.

Kaynak: Millet Gazetesi