Forum! New!


Facebook
Twitter

Azınlık Haklarının İhlalı

Trakya'da Azınlık Eğitimi
(2002 YILINDA ÇÖZÜM ARAYIŞLARI İÇİN YENŞ BİR PERSPEKTİF)


Yunanistan'in Trakya bölgesinde Azinlik Egitimi, yillardan beri birikmis, çok sayida ve çesitli sorunlarin baskisi altinda bulunmaktadir. Azinliok Egitiminin statüdü ce ekonomik sartlarin ve sorunlarin zaman içerisindeki bir uzantisi olan müdahaleler sonucu önemli degisikliklere ugramistir. Bunun si-onucunda, kendi içinde çeliskili ve anlasmalarla kurulan hassas dengelere uymayan, son derece karmasik bir mevzuat yumagi ortaya çikmistir. Azinlik egitiminin bugünkü çarpik yapisi, Yunanistan'in oldugu kadar Avrupa Birliginin de vatandasi olan azinlik çocuklarini yetersiz ve uyumsuz ikinci sinif vatandaslara dönüstürmektedir.

Bugünkü haliyle Azinlik Egitim Sistemi, Azinlikla devlet arasindaki baglari güçlendiren degil, aksine gerginlestiren ve güven bunalimi doguran bir mahiyet tasimaktadir. Bu durum sadece Yunanistan'in anlasmalarla üstlenmis oldugu yükümlülüklerle çelismekte kalmamakta, ayni zamanda Avrupa Birligi'nin yerlesik mevzuat, direktif ve kriterleriyle de bagdasmamaktadir.

Azinlik Egitiminin günden güne derinlesen problemlerinin çözümünün gecikmelere ve ertelemelere tahammülü yoktur.

Azinligin bu alandaki sorunlarina geçmisin aci tecrübelerinin dikenli pertavsizi yerine, mevcut Anlasmalar ile Avrupa'da geçerli yüksek hukuki ve insani standartlarin önyargisiz, adil,güvenli ve aydinlik perspektifinden bakilmasi mümkün olabildigi takdirde, gelecege dönük çözüm arayislarinin daha makul bir zemine oturtulabilecegi ümidedilmektedir.

Böyle bir süreçte yöntem olarak, ''hukukun üstünlügüne saygili, samimi diyalog'' kistaslarinin tercih edilmesinin, kabul edilebilir ve uygulanabilirgi olan çözüm yollarinin bulunmasina yardinci olacagi süphesizdir.

Yunannistan'da Azinlik Egitiminin Hukuki Temeli

Trakya'da yerlesik gayrimubadil Müslüman Türk Azinliginin egitiminin statüsünü belirleyen asagida kayitli yemel belgeleri perisan vurgulamak gerekmekdedir.

a) Azinligin genel olarak statüsünü beliryen ve mettefik devletlerle Türkiye arasinda (ayni zamanda Türkiye ile Yunanistan arsinda) 1923 yilinda imzalanan Lozan Anlasmasi:

b) Türkiye ile Yunanistan arasinda 20 Nisan 1951 tarihinde imzalanan Kültür Protokolü ve 1952 yilinda gerçeklestirilen azinlik okullarinda görevlendirilecek Kontenjan Ögretmenlerine dair Nota Teatisi:

c) 1968 tarihi Türkiye - Yunanistan Kültür Komisyonu Ankara ve Atina toplantilari Protokolü:

Lozan Anlasmasi'nin 45. Maddesine bagli olarak 40. Maddesine su hususlar bilirtilmistir. ''Azinlik mesuplari, diger bütün vatandaslarin faydalandiklari devlet teminetindan ve himayesinde hukuken ve fiilen faydalanacaklardir'.

Azinlik mensuplari, masraflari kendilerine ait olamak üzere her türlü hayir kurumlari, dini ve sosyal kuruluslari, okul ve benzeri egitim kurumlari açmak, bunlari idare etmek ve denetleme, bu kurumlarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini görevlerini serbestçe yerine getirmek hususlarinda esit hakka sahip olacaklardir.

Sözkonusu Antlasmanin 37. Maddesine göre, Türkiye ve Yunanaistan, bu anlasmanin 38'den 44'de kadar olan maddelerinde belirtilen hükümlerin, esas kanun seklinde taninmalarini ve hiçbir kanun, hiçbir nizamve ve hiçbir resmi muamelenin bu hükümlere ters düsmemesini veya bu hükümlerle çelismemesini ve hiçbir kanun, hiçbir nizam ve hiçbir resmi muamelenin, zikredilen hükümlerin üstüne çikamamasiini kabul ve taahhüt etmis bulunmaktadirlar.

Yürürlükte olan 1975 tarihli Yunanistan Anayasanin 28. Maddesine de su hükme yer verilmektedir:

"Uluslararasi niteligi olan her anlasma, Yunan Meclisi tarafindan onaylandiktan sonra devletin dahili kanunu olur, onun üstüne artik hiçbir kanun yürürlüge konamaz"

Genel Durum

Lozan Antlasmasi ile mütemmin ahdi ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde bölgede Yunanca ve Türkçe olmak üzere, iki dilde müfredat uygulayan azinlik ilkokullarinin sayisi 2002 yili itibariyla 231'dir. Bir okullara devam eden azinlik mebsubu ögrencilerin sayisinin 8000'in üzerinde oldugu tahmin edilmektedir. Iskece ve Gümülcine iki azinlik ortaokul ve lisesine devam edenlerin birlilkte azinlik mensubu ögrencilerin toplam sayisinin 9000'e yaklastigini söylamak mübalaga olmayacaktir.

6 yillik azinlik ilkokullarindan her yil 1000 civarinda ögrenci mezun olmakta, bunlarin 200'ü biraz asan bölümü azinlik ortaokul ve liselerine devam etmekte, okul sayisinin yetersizligi ve egitim düzeyinin düsüklügü nedeniyle geriuye kalanlar tek dilde Yunanca egitim veren diger okullara kaydolmak mecburiyetiyle karsi karsiya kalmaktadirlar.

Azinlik okullarinin ciddi boyutlara varan kitap, ögretmen, bina ve ders araci sorunlari bulunmaktadir. 1964 yilindan sonra yürürlüge konulan çok sayida kanun ve yönetmenlik, azinlik egitimine dair uluslararasi antlasma ve sözlesme hükümleri ile bazi temel Yunanistan yasalarina, eski tarihli Kral Iradelerine ve Cumhurbaskanligi Antlasmalarina dahi ters düsmüstür. Cunta Yönetiminin devrilmesinden sonra demokratik esaslara dayali bir rejime dönüldügü halde, azinlik egitimiyle ilgili olumsuzluklar maalesef düzeltilememistir. Hatta bu aykirilik ve bozukluklardan bazilari Cunta idaresinden sonra ismasina gelen hükümetlerin karar ve tasarruflarina da yansimis, zaman içerissnde çikartilan mevzuat ve yönetmenlikler, azinlik egitiminin özerk yapisinda büyük tahribata sebep olmustur. Belirsizlik ve bozukluklar, bugün de pek çok konuda devam etmekte, azinlik egitimi, içinden çikilmaz bir görünün arzetmekdedir.

Ders Kitaplari Sorunu

Diyalog eksikligi ve bilinçi ihmaller sonucunda azinlik ilkokullari çok uzun süre temel egitime kullanilan yeterli ve çagdas ders kitaplarinda mahrum kalmistir. Bu durum zaman içerisinde azinlik egitiminin kalitesinin ve seviyesinin düsmesine yolaçmistir. Son zamanlarda Yunanistan - Türkiye iliskilerinde kaydedilen olumlu gelismele bu alana yansimis, iki ülke makamlari arasinda sürdürülen görüsmler sonucunda kabul edilen yeni Türkçe ilkokul kitaplari 2000 yilinda bölgeye gönderilen okullara dagitilmistir. Simdi azinlik ögretmenlerinin bu kitaplarin verimli bir sekilde uygulanabilmesi için tamamalayici mesleki egitim programlarina devam etmelerinin saglanmasi gerekmektedir.

Halizarinda azinlik ortaokul ve liseleri de yetersiz ve çagdasi kalmis ders kitaplari sorunuyla karsi bulunmaktadir. Yeni ders kitaplarinin onay ve basimi konusunda hükümetlerarasi görüsmeler henüz sonuçlanmamistir. Ilkokullarda oldugu gibi, ortaokul ve liselerde okutulacak ders kitaplarinin da iki ülkenin ilgili makamlarinin mutabakatiyla hazirlanarak bastirilmasi bir an önce Gümülcine ve Iskece Azinlik Ortaokul ve Liselerine kazandirilmasi temenni edilmektedi.

Ögretmen Sorunu

Lozan Antlasmasi'nin 40. Madesine, azinliga, kendi okullarina ve egitim kurumlarina açmak, yönetmek ve denetlemek hakkini vermektedir. Azinlik okullarinda Yunanca müftedati uygulayacak ögretmenlerin Milli Egitim ve Din Isleri Bakanligi tarafinda atanmasi tabiidir. Türkçe müfredati uygulayacak ögretmenlerin ise bilfiil azinlik tarafindan, diger bir deyisle okul encümenleri ve ögrenci velilerinin tercih ve onaylari dogrultusunda görevlendirilmeleri gereklidir. Halbulki bu alanda yürürlükte bulunan kanun ve yönetmenlikler, azinligin ögretmen seçme ve görevlendirme hakkini büyük ölçüde kisitlamaktadir. Bölge Genel Sekreterligine verilmis, okul evcümenlerinin, diger bir deyisle ögrenci velilerinin bu alandaki 'takdir ve tercih hakki'' yönetmenliklerle kisitlanarak kagit üzerinde birakilmistir. Azinlik ögretmenlerinin encümenlerin yetkiliri çerçevesinde atanmak amaciyla yapmis olduklari basvurular kabul edilmemektedir. Azinlik, Yunanistan'in mer'i hukuk düzeni içerisinde bu sorunu adil ve kalici bir çözüm bulunmasi ümidini korumaya çalismaktadir.

Ögretmen Yetistirme Düzeni

Azinlik ögretmenleri konusunda yasayan en büyük sorum. Cunta Yönetiminin Lozan anlasmasinin teminati altindaki egitim rejimini bertaraf etmek amaciyla 1968 yilinda Selanik Özel Pedagoji Akademisi adi altinda bir kurumu azinga enpoze etmesi olmustur. Selektif yöntemlerle bu okula kaydedilen Azinlik mensuplari bu kurum bünyesinde özel bir egitim programina tabi tutulmak üzere azinlik okullarina tayin edilmektedirler. Lisan bilgisi ve pedagojik formasyon bakimlarindan Türkiye'de ögretmenlik formasyonu kazanmis az sayidaki azinlik ögretmeninin çok gerisinde kalan bu personelin azinlik okullarina tayin edilmesi vatandasla devlet arasinda iletisim ve güven duygudunu sarsmis, okullarda egitimin basarisini olumsuz yönde etkilemis, aryica azinlik cemaati içerisinde de gerginlik ve rahatsizliklara yol açarak, sosyal barisa zarar vermistir.

30 yili askin bir süredir tayinen azinlik okullarinda görevlendirilen ve bugün sayilari yüzleri bulan S.Ö.P.A mezunlarinin egitim sisteminde alternatifsiz hale getirilmeleri amaciyla bu müessesenin faaliyete geçmesinden sonra tahsillerini Türkiye'de tamamlayarak Yunanistan'a dönmüs bulunan azinlik mensupu ögretmenlerden bir bölümünün azinlik okullarina atmalari yapilmamis, bazilarinin ise görevlerine makul olmayan gerekçelerle son verilmistir. Son olarak, devlet memuru olmadiklari ve mevcut kamusal sigorta ve sosyal güvenlik programlarindan yararlanmadiklari halde, Türkiye formasyonlu ögretmenlere "60 yas" hizmet tavani uygulamasi getirilmek suratiyle,bu meslek grubunun tedricen egitim rejiminin disina itilmesi saglanmistir.

S.Ö.P.A.'ya kabul edilen ögretmen adaylari yakin geçmise kadar çogunlukla kendisine özgü din agirlikli ögretim veren iki medresinin mezunlari arasinda seçilegelmislerdir. Yunanistan ulusal egitim sistemi içindeki orta ögrenim okullariyla hiçbir paralelligi bulunmayan bu medreselerden yetisen azinlik fertleri, azinlik ilkögretim okullarina ögretmen olarak tayin edildiklerinde basvurduklari egitim bilgi ve teknikleri de formasyonlariyla sinirli ve son derecede yetersiz kalmaktadir.

21. yüzyilda Avrupa Birligi üyesi Yunanaistan'da azinlik egitiminin sorunlarina kabul edilebilir ve kapsamli çözümler gitirilmek isteniyorsa, siyasi otoritenin Selanik Özel Pedagoji Akademisi konusunda radikal bir anlayis degisikligini kabul etmesi gerekmektedir.

Azinlik egitiminin Türkçe müfredati konusunda S.Ö.P.A.nin yerine ikame edilebilecek ögretmen yetistirme mekanizmasinin belirlenmisinde, hükümetin, bugüne kadar yasayan olumsuz tecrübeleri göz önünde tutmasi ve azinligin görüs ve beklentilerine kulak vermesi beklenmekte; ayrica, gerek planlama, gerekse uygulama alaninda Türkiye ile diyalog ve isbirligi içerisinde olmasi arzu ve temenni edilmektedir.

Yurt Disinda Egitim Gören Ögretmen Adaylari

1960'li yillarin sonlarinda itibaren tahsillerinin yurt disinda (Türkiye'de) tamamlayan azinlik mensuplarinin azinlik okullarinda görev almalari engellenmistir. Bunun sonucunda çok sayida yetismis degerli eleman zayi olmus, ayrica, azinlik egitiminin Türkçe müfredatini uygulayacak Türkiye formasyonlu yetkin mahalli egitim kadrolari zaman içinde yaslanmislardir. Yönetimin bu konudaki tutumunda ahiren azinlik ortaokul ve liseleriyle sinirli bir yumusama gözlenmis, son üç yil içerisnde Türkiye formasyonlu 11 genç ögretmenin atamalari onaylanmistir, Öte yandan, yüzlerce ögretmene ihtiyaç bulunan 231 azinlik ,lkokulu konusunda hiçbir esneklik sergilenmemektedir. Yeterli vasiflari haiz çagdas yeni nesil ögretmenlerin yetistirilebilmesi için gereken zaman göz önünde tutularak, bu alanda da iyilestirme yapilmasinda, özellikle de diploma denkligi DIKATSA sürecinin hizlandirilmasinda ve okul encümenleri vasitasiyla tayinlerin kolaylastirilmasinda zorunluluk görülmektedir.

Okul Encümen Heyetleri

Uzun süren bir bekleyisin ardindan azinlik oukllarinda evcgmen seçimlerinin 12 Aralik 2002 tarihinde gerçeklestirilecek sekilde takvime baglanmasi, yönetimin, azinligin hakli beklentileriyle uyumlu ve cesaret verici bir adimi olarak degerlendirilmektedir. Önümüzdeki döneme encümen seçimlerinin demokratik bir biçimde kullanmalarina izin verilmesi, ögretmen atamalri dahil, egitim sorunlarina çözüm aranmasi sürecine iyimserlik asilayacak, hiç kuskusuz vadandasla devlet arsinda diyalog ve isbirligini güçlendirecektir.

Ders Saatleri Sorunu

Azinlik okullarinda uygulanan Yunanca ve Türkçe müfredat programi, Yunanistan ile Türkiye hükümetleri arasinda imzalanan anlasmalarla belirlenmis hassaa bir dengede oturtulmustur. Bu denge içerisinde Türkçe olarak okutulmasi gereken derslerin sayisi zaman içinde azaltilmis, bazilarinin saatleri kisaltilmistir. Yürürlükteki haftalik ders programi Milli Egitim ve Din Isleri Bakanligi'nin 162/4.6.1958 tarihli karariyla belirlenmis, daha sonra ayni Bakanligin 15.2.1975 tarihli karari ile tadil edilmistir.

Milli Egitim ve Din Isleri Bakanligi Z2/15/9/9.1.1985 (resmi gazete , sayi 20: cilt 2/17/1/1985) sayili karari ile azinlik okularinda Türkçe olarak okutulan Hayat Bilgisi dersinin, kararin yayinlanma tarihinden itibaren Yunanca okutulmasi hükme baglanmistir, Azinlik çocuklarinin ilkögretiminin belkemigini olusturan bu hayati dersin tek yanli bir kararla ve sadece resmi dilde ögretilecek sekilde degistirilmesi azinlik tarafindan yadirganmis, ancak bu uygulama konusunda tebki ve itirazlar maalesef karar mercilerince dikkate alinmamistir. Temel hayat bilgilerini azinlik dilinde ögrenmeden, resmi dilde ögrenmek zorunda birakilmalari ögrencilerin basarisini uzun vadede olumsuz yönde etkilemektedir.

Son zamanlarda karsilasilmaya baslanan yeni ve endise verici bir gelisme, azinlik çocuklarin kültürel kimliginin olusumu ve gelismesi bakimindan büyük önem tasoiyan ve anlasmalar uyarinca azinlik ögretmenlerince Türkçe olarak uygulanmasi gereken Beden Egitimi ve Müzik derslerinin bazi okularda hiç islenmedigi (bos geçtigi) bazi okularda ise Yunanli ögretmenlerce verilmeye baslandigi seklinde rahatsiz edici haber ve duyumlardir. Azinlik egitim sistemini kuran anlasmalarin lafzina ve ruhuna aykiri düseçek bu tür uygulamalardan özenle kaçinilmasi gereklidir.

AB Destegiyle Azinlik Okullarinin Egitim Klitesinin Yükseltilmesi Çabalari

1997 - 2000 yillari arasinda Milli Egitim ve Din Isleri Bakanligi bazi Üniversitelerle isbirligi yaparak, azinlik egitiminin standartlarinin yükseltilmesi amaciyla AvrupA Birligi destekli bir proje uygulanmis. Benzer bir projenin 2002 - 2004 yillari arasinda da uygulanacagi açiklanmistir. Atina Kapodistrias Üniversitesi profesörleri bu proje konusunda azinlik dernek ve kuruluslariyla diyalog tesis etmislerdir. Projenin agirlikli olarak azinlik okullarinda Yunanca dil ögretimini güçlendirmeyi amaçladigi, bu baglamda Yunanca olarak islenen diger dreslerin ve ögretmenlerin de takviye edilerek, ulusal egitim standartlarina yükseltilmesinin öngörüldügü anlasilmaktadir. Bu proje çerçevesinde bazi azinlik kurumlarindan gelen taleplere bagli olarak,azinlik mensubu ögretmenler için takviye Türkçe dil kurslari düzenlenebilecegini rivayet olunmaktadir.

Azinlik çocuklarinin yasalara saygili ve üretken vadandaslar olarak yetisebilmeleri ve topluma yeterli derecede uyum saglayabilmelreri bakimindan resmi dil Yunancayi iyi ögrenmelerinin gerektigi konusunda herhangi bir kusku veya tereddüt bulunmamaktadir. Esasen bu alandaki eksikligin bilinci içerisindeki azinlik mensubu bazi mütesebbislerin özel dersaneler açarak bedel mukabilinde Yunanca dil kurslari düzenledikleri bir vakiadir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, azinlik egitim müfredatini etkileyebilecek türden kapsamli projeler hazirlanirken, egitim sisteminin yerlesik prensiplerine ve hassas dengelerine uygun davranilmasi, seffaf olunmasii ayni zmanda Yunanca ve Türkçe egitimin seviyesinin birbirine paralel olarak yükseltilmesine özen gösterilmesidir. Azinlik bu anlayisla yürütülecek çalismalara katkida bulunmaya hazirdir.

Çocuk Yuvalari ve Anne Okullari

Yasadigimiz çagda egitimin ve ögretimin temeli olan çocuk yavalarinin eksikligi toplumumuzda ciddi bir sekilde hissedilmektedir. En küçük yaslardan itibaren çocuklarin egitimli ve yetkin ögretmenler konturolünde yetistirilmesi, göz ardi edilemecek bir ihtiyaçtir. Sayilari giderek artan çalisan annelerin ve ana okullarinin açilmasi lüzumludur.

Yunanistan'daki diger toplum kesimleri gibi Bati Trakya Türk azinliginin da yeni nesilleri 21. Yüzyil Avrupasinin çagdas degerleri ile yüksek egitim ve bilim standartlarini özümseyecek imkanlarla kavusturmak istek ve kararliginda oldugundan kusku duyulmamalidir. Bu baglamda Türk Azinligin yogun oldugu yerlesim birimlerinde de çocuk yuvalari ve ana okullari açilmasi, bu konuda geçerli temel kriter ve slkelere sadik kalinmasi kaydiyla gerçeklestirilmesi arzuyan sayan bir hedeftir. Diger bir deyisle, okul öncesi çocuk bakim ve egitim kurumlarinin, azinligin sosyal ve kültürel yasaminin bir parçasi haline gelmesi ve azinlik egitim sisteminin bu kurumlari da içerecek sekilde genisletilmesi mümkün ve yararli olabilir. Bu konuda izlenecek yöntem ve çerçevenin, azinligin görüs ve talepleri ile uyumlu olacak sekilde blirlenmesi, uygulamanin da, belli bir plan ve takvim dahilinmde, gerekli hazirliklar yapildiktan sonra tedricen baslatilmasi gereklidir. Yuva ve ana okullarinda verilecek egitim ve hizmetlerin de, azinligin statüsüne uygun sekilde, iki dilde Türkçe ve Yunanca olarak yürütülmesi, uygulamanin hukuki çerçevesinin ise, Lozan ve kunuyla ilgili diger anlasma ve protokollerde oldugu gibi, Yunanistan ve Ytürkiye arsinda varilacak bir mutabakata dayandirilmasi önem arzetmekledir.

Halizarinda azinlik mensuplari arasinda yeterli sayida yuva ve ana okulu ögretmeni bulunmamatadir. Dolayisiyla bu konudaki uygulamanin, okullarda görev alacak yeterli sayida azinlik ögretmeninin süratle yetistirilmesini mümkün kilacak bir proje ile irtibatli kilinmasi, nitelikli ögretmen bulunan mahallerde yerel yönetimlerde isbirligi yapilarak hareket edilmesi gerçekçi bir yaklasim olacaktir.

Öneriler:

a) Yunanistan ve Türkiye'nin Disisleri ile Milli Egitim ve Din Islerinden sorumlu Bakanliklari arasinda azinlik egitiminin kal,te ve kosullarinin iyilestirilmesi amaciyla diyalog baslatilmalidir.

b) Bölgede yas ve egitim durumu müsait olan issiz azinlik mensubu ögretmenlerin belirlenerek okullarda görevlendirilmeleri amaciyla bir çalisma baslatilmalidir.

c) Yunanistan'da görev yapacak Türkiye vadandasi kontenjan ögretmenlerin sayisi1952 tarihli mutabakatta oldugu gibi yeniden 36'ya yükseltilmeli, bu ögretmenlerin bölgedeki okullarda dengeli bir sekilde görevlendirilmelerine imkan saglanmalidir.

d) 9 yillik zorumlu ilkögretim uygulamasinin Azinlik ilkokullarini da içerecek sekilde genisletilmesi amaciyla bir çalisma baslatilmalidir.

e) Gümülcine ve Iskece'deki ortaokul ve liselerin fiziki altyapilari, egitim araçlari ve kadrolari gelistirilmelidir.

f) Mülkiyet ve yönetimi azinliga ait olacak sekildei iki dilde egitim verecek 4 yeni lise, 1 sanat lisesi ve bir de kiz lisesi açilmasi devlet imkanlariyla desteklenmeli ve bu kurumlar himaye edilmelidir.

g) Iskece Azinlik Ortaokul ve Lisesi ögrencileri için bir yurt açilmalidir.

Bati Trakya'da azinlik egitiminin çagi ihtiyaç ve kosullarina uygun sekilde ve sorumsuz yürütülebilmesi için gerekli görülen düzenlem ve ihtiyaçlarin özetlendigi bu raporda belirtilen hususlar, azinligin öncelikle talep ve beklentilerini yansitmaktadir. Bu raporun hazirlanmasindan güdülen amaç, azinligin, kendisini dogrudan ilgilendiren egitim gibi yasamsal önemdeki bir konuda yapilmakta olan degerlendirmelere gerçekçi ve yapici bir anlayisla katkida bulunulmasidir. Bu görüslerin geçmisteki hatali uygulamalarin dogru bir biçimde teshis edilerek giderilmesine, keza uygulamadan kaynaklanan sorunlarin yolaçtigi sikinti ve gerginliklerin bertaraf edilerek, saglikli ve güvenli yeni nesiller yetistirilmesine yardimci olacagina samimiyetle inanilmaktadir.

Bati Trakya Türk Ögretmenler
Birligi Başkani

Cahit ALI OSMAN

Bati Trakya Azinligi Yüksek
Tahsilliler Dernegi Başkanı

Mehmet BAĞDATLI




Azınlık sorunu - Azınlık Eğitimi, paralel yaşamlar

Bati Trakya Türk Azinliginda egitim, ilk ve orta egitim, bir yandan 1923 lozon Anlasmasi, öbür yandan Yunanistan ile Türkiye arasinda yapilan ilgili görüsmeler ve anlasmalar ile statüsü belirlenmis, yari özerk, yari özel devletlerarasi, Türkçe ve Yunanca olarak iki dilli ve multikültürel nitelikli örnek bir azinlik egitimi görünümündeydi. Taklit edilmeye deger bir örnek alabilecekken, sonunda, Hükümetlerin aldiklarai önlemler sayesinde kaçinilmasi gereken bir örnek olup çikmistir.

Azinlik egitimi, antiazinlikci politikanin baslica hedefini olusturmustur ve genel azinlik sorunuyla paralel yürüyerek, bugün Azinligin itilmis oldugu durumun bir mikrografisi halini almistir. Kisaca tanimlamak gerekirse, bir türlü ve kasten çözüme kavusturulmayan ögretmen, ders kitabi, pogrom ve çalisma sorunlariyla düzeyi öylesine indirgenmistir ki, sonunda, yapilagelen bir benzetmeye göre, "cehalet üreten bir mekanizmaya dönüsmüstür". Azinlik egitimi, önüne cikarilan engeller yüzünden çaktandir misyonunu yerine getirememektedir. Bu duruda kendine ögrenci çekmek yerine, kendinden ögrenci kovacaktir.

Nitekim öyle olmaktadir. Azinlik, kendi okullarini ve kendi özerk egitimini yasatmanin tasidigi önemin bilincindedir. Bütün yasatma çabalarina ragmen, içine itildikleri çikmazlar yüzünden, bunlari yavas yavas terketmek zorunda kalmaktadir. Binlerce ilkokul ve özellikle ortaegitim ögrencisi, anabahalari tarafindan komsu Türkiye'de ki okullara göderilmektedir. Son yillarda gittikçe artan bir egilimle, yine binlerce ögrenci, multikültürel azinlik okullarini terkederek, devlet okullarina gitmeye baslamislardir.

Trakya'da 350'ye yakin azinlik ilkokulu vardir ve 1970'li yillarin basinda bu okullardaki ögrenci sayisi 16 bin kadardi, bugün %50 bir düsüs göstererek 8 bine inmistir.

Azinlik için orta ögretime ait yalnizca iki okul vardir ve bu iki okulda ögrenci sayisinin 400'leri geçmesine ve iki liseden yilda 30-40'tan çok ögrencinin mezun olmasina müsaade edilmemektedir. Bu sinirlama belki alinan maz görünür, ama gerçektir. Ögregin, bu amaçla alinan önlemlerden biri, bu iki okula her yil alinan ögrenci sayisi toplam olarak 90-100'ü geçmez. Bunu saglamak için, azinlik ortaokullarinda, Yunanistan'da hiçbir baska ortaokulda olmayan giris sinavlari konmustur. Son yillarda giris sinavlari kaldirilmis, yerine kura usulüyle belirli sayida ögrenci alinmaya baslamistir.

Yönetim, azinlik egitimini, tüm Azinligi soktugu hale yakisan bir sekilde "yasayan bir ölü" olarak mühafaza etmektedir.

Azinliktaki Vakiflar Sorunu

Bir baska kurumsal azinlik sorunu vakiflarla ilgilidir.

Vakif, eski islam gelenegine göre, dini nitelikli hayir kurulusudur ve Müslümanlarin bagisladigi mülklerden olusur. Vakif gelirleri, Azinligin dini ve egitsel ihtiyaçlarini karsilamakta kullanilir. Azinligin tüzel olarak mal varligi tüm olarak vakif sayilir. Vakiflar, Azinligin "komün" olarak yasaminin mali, tabanidir ve yasamsal önemi haizdir.

Antiazinlikçi politika, tabii, vakiflari bagislamayacak, onlari islemez, misyonunu yerine getirmez bir hale sokmak ve dagitmak için çesitli düzenlemler icat edecekti.

Nitekim öyle oldu. Albaylar cuntasinda günümüze kadar (1967-1997) geçen 30 yillik dönem içinde vakiflar serüveni de genel azinlik serüveni içinde paralel bir yol izledi. Bu serüvenin birkaç önemli noktasini anlatmakla yetinecegiz.

* Vakif deyince, Müslüman Türk cemaatine ait olan ve özellikle Trakya kentlerinde bulunan cami ve azinlik okullari ile bunlarin çalisma masraflarini karsilamak üzere bagislanmis çesitli tasinmaz mallar kastedilmektedir. (Her azinlik köyünün kendi küçük bir vakif vardir ve küçük köy vakiflarinin statüsü biraz degisiktir) Vakiflar, 1967 cunta darbesi öncesi, yasada gösterildigi gibi, her kentte azinlik cemaati içinde dört yilda bir yapilan genel seçimlerle göreve getirilen Vakif idare Heyetlerince yönetilirdi. Böylesi, belirli kurallar içinde oldukça demokratik bir çalisma yöntemiydi ve vakiflarin Azinligin iradesi ve çikarlari dogrultusunda kullanilmasini ve gelismesini sagliyordu. 1967'den günümüze kadar antidemokratik ve despotik yöntemler uygulanmakta olup, vakiflarin yönetiminde hangi kurallarin geçerli oldugu meçhuldur, içinde çikilmaz bir düzensizlik içinde vakiflar çalismaz bir haldedir ve yavas, ancak istikrarli bir dagilim süreci içindedir.

* 1967 Cuntasiyla birlikte vakiflarin seçilmis idare heyetleri azledildi ve Cunta tarafindan yeni idare heyetleri tayin edildi. 1974'te demokratik rejim yeniden kuruldugunda, Yunanistan'daki tüm kurulus ve derneklerin Cuntadan tayinli idare heyetleri görevden uzaklastirildi ve yeni idare heyetleri için yasalarda öngörüldügü gibi seçimler ypildi. Azledilmeyen bir tek vakif idare heyetleri kaldi. Genel olarak Azinlikta Cunta düzeni devam etti. Bu düzene 1974'ten 1997'ye kadar hala dokunulmamistir.

* ilgili yasada vakif idare heyetleri için seçim yapilmasini öngören hüküm hep yürürlüktedir. Ancak 23 yildan beri Yunan Hükümetleri seçim yapilmasina müsaade etmemektedir. Bu arada Cuntanin tayin ettigi heyetlerden (Komotini) idare heyetinin tüm üyeleri ölmüslerdir. (Xanthi) heyeti uzun yillardan beri tek kisiden ibarettir. (Alexandrupolis) ve Dimoteka heyetleri çoktan dagilmistir. Bu idaresizlik, denetimisizlik ve sahipsizlik içinde vakiflardan saglanan gelirler azalmis, vakif mallari suistimal edilmis, çar-çur edilmis ve vakiflarin mal varligi da böylece azalmistir. Bazi vakif mallarina, sahipsizlikten yararlanarak, devlet ve belediyeler de el koymaya baslamislardir. Vakif mallari kural olarak satilmaz, ancak bu denetimsizlik içinde bazilari satilmistir. Tabii bu kosullar altinda azinlik mensuplari tarafindan vakiflara mal bagislama da durmustur.

* 1979 yilinda Azinligi yine gafil avlama taktigiyle çikarilan vakiflarla ilgili bir yei yasa, burada açiklanmasi uzun sürecek yöntemlerle, vakiflarin islemez bir hale gelmesini ve dagilmasini "mesrulastirmayi" amaçliyordu. Azinliktan gelen büyük tepkilerden sonra, öngörülen sürece katilacak azinlik mensuplari bulunmadigi için, bu yasa uygulamaya konulamamistir, ama hala yürürlüktedir. Özet olarak, Müslüman Türk Azinliginin vakiflari, bazen malum kriterlerle tercih edilen kisilerin olusturdugu tayinli heyetlerin, bazen yalnizca bir kisinin, bazen yeni tayin edilen birkaç kisinin, bazen tayinli müftülerin, bazen ve uzun süreler hiçbir yönetici bulunmaksizin bir veya iki memurun araciligiyla ve gerçekte Devlet (disisleri servisler) tarafindan yönetilmektedir. Daha Vakiflarin, azinlik egitiminin ve müftülüklerin durumu, Azinligin genel durumunun ve Azinlik karsisinda izlenen genel politikanin birer aynasidir dogrusu, anarsik bir düzen içinde islemez bir halde tutulmakta ve yavas yavas dagilmaktadir.

* 1997 yilinda yürürlüge giren vergi yasasi, dini cemaatlerin tasinmaz mallarindan elde ettikleri gelirlerin ilk kez vergilendirilmesini öngörüyör. Ortodoks Kilisesi bu önleme büyük tepki gösterdi. Bunun üzerine Kilise temsicileri ile Hükümet arasinda vergi konusunda bir uzlasmaya varmak üzere görüsmeler basladi. Katolik Cemaati ise, vergilendirmenin kendisi için kaksiz ve ayrimci bir önlem oldugunu, zira mal varligi çok zengin olan Ortodoks Kilisesindeki din görevlilerin maaslarinin devlet bütçesinden ödenirken, kendisinin küçük ve yoksul bir Kilise örgütü olarak çalisma masraflarini bile karsilayamadigini ileri sürdü ve verginin kaldirilmasi için Avrupa Mahkemesine basvuracagini açikladi. Trakya'da Müslüman cemaat örgütünün mal varligini yönetmekle görevli ve devlet tarafindan tayinli müftüler ve vakif idarecileri, dissiplinli devlet memurlari olduklarini dogrulamak istercesine, vergi önlemiyle ilgili hiçbir itiraz dile getirmis degiller.

Öte yandan, hayir kurumu sayildiklari için, dini cemaatlerin mal varligindan gelirleri, gelir vergisine tabi degildir. Ancak 20 yildan beri bu vergi muafiyeti, Müslüman Cemaatinin vakiflari için geçerli degildir. istisnaen vakiflar için her yil gelir vergisi konulmaktadir. Olayin akil almaz bir gelismesi de sudur: Maliye, besbelli Disislerinin direktifinden sonra, vakiflardan vergi tahsil etmeyi reddederek, onun yerine vakiflara ait tasinmazlara hipotek koymaktadir. Bu uygulamanin nereye varacagi mechuldür.

Azinlikla ilgili birçok konuda, mevzuatta ve uygulamalarda, misillene (resmen adi "karsiliklilik") önlemlerine sik sik atifta bulunulmaktadir. insan misilleme mantigini kabul etse bile, misilleme konusunun var olup olmadigini denetlemek mümkün degil.

Deturquisation - Türk Varliginin inkar edilmesi

"Deturquisation", ve Balkanlara özgü, irkçi bir asimilasyon

Daha askeri diktatörlük döneminde (1967-74). Azinligin adi, Türk Azinligindan yavas yavas Müslüman Azinligina dönüstürülmeye baslamisti. 1980'li yillarin ortalarinda Azinlik için Türk sifatini kullanmak kesin olarak yasaklandi ve adlarinda Türk sifati bulunan azinlik dernekleri, Yüksek Mahkeme karariyla kaptildi. Azinlik mensuplari artik Yunanli Müslümanlar idi ve tabir, Yunan kökenli Müslümanlar anlamiyla kullaniliyordu.

Yunanistan'da Türk Azinligina karsi bu "deturquisation" harekatinin, komsu Bulgaristan'daki Jivkof rejiminin. Bulgaristan Türklerini cebri bulgarlastirma çabalarini yogunlastirdigi ayni döneme rastgelmis olmasinin tesadüfi olmadigi söylenir. O siralarda Yunan basbakani A. Papandreu, Bulgaristan'i ziyaret etmis ve (Hasköy_Haskova'da) T.Jivkof ile Müslüman (Türk) azinliklari sorunun görüsmüslerdi.

Bugün Azinlikla ilgili hisbir yerde Türk sifatinin kullanilmasina müsaade edilmemektedir. Bu arada, birkaç kez, Azinligi zikrederken Türk sifatini kullandiklari için bazi azinlik mensuplari yargi önüne çikarildi ve "yalan haber yaymak" suçlu mahkum oldular. (Bunlardan sonuncusu, 1997 yilinda gerçeklestirildi. Bir yazili açiklamalarinda "Türk Azinligi, Türk okullari, Türk ögretmenleri" gibi, tabirleri kullandiklari için, Azinliktan 24 ögretmen 8'er ay hapis cazasina çarptirildi).

Son dönemde asimilasyon çabalari, Azinligin irk kökeni degisik gruplardan olustugu iddiasinda konsantre olmaktadir. Bu amaçla Azinlik içinde irk kökeni degisik gruplar aranip imal edilmekte, gruplar arasinda milliyetçi çeliskiler yaratilmaya çalisilmakta, bunlarin Türk irkiyla kann, can, kafatasi v.s., iliskisi olmadigi ve müslümanlasmis eski Hristiyanlar olduklari iddia edilmekte ve onlari "eski dinleri Ortodoksluga dönmeye" davet hazirliklari yapilmaktadir.

Bu irkçi girismeler, "anti-irkçi, ileriçi ve demokratik" bir süsle, Azinliktaki çesitli "ulusal gruplarin kültürlerini himaye etme ve yasatma " iddiasiyla yürütülmek tedir.

Böylece çok kaba ve gülünç bir sekilde, Azinligin kendi içinden herhangi bir talep olmadigi halde, bir yandan Azinlikrtaki Türk ulusal bilincine saygi gösterilmezken ve yasaklik konurken, öbür yandan disaridan müdahale, propaganda ve vaadlerle, tarihte ulusal kökeni Hellen oldugu iddia edilen yapay gruplar ve ulusal bilinçler yaratilmaya çalisilmaktadir.

Kendini ulusal bakimdan belirleme hakkindan yoksun bir Azinlik

Albaylar cuntasinin ilk yillarina kadar Azinlik, Türk Azinligi olarak adlandiriliyordu. O zaman adlandirmada baslayan "öturquisation", 1985'lerde kesinlesti. Azinlik, artik yalnizca Müslüman Azinliktir. O zamandan beri Azinlik ile ilgili olarak Türk sifatini kullanmak, zaman zaman adalete sevkedilip cezalandirilmak koyduyla yasaktir. "Deturquisation" dan sonra son yillarda asimilasyon ve Azinligi irkçi kriterlerle gruplara bölme ve üniterligini bozma çabalari da yogunlasmis bulunuyor. Bunlari, raporumuzun ilk bölümünde anlattik.

Kendini ulusal bakimdan Türk olarak belirleme hakki, Azinligin yoksun oldugu ve kazanmak için mücadele ettigi haklarin basinda gelmektedir.

Müftülük sorunu - Sorunlu bir din özgürlüğü

Yunanistan'da din özgürlügü Anayasada garanti altindadir. Oradan öte, yine Anayasada, Ortodoks dininin "egemen din" (resmi din) olarak tanimlanmasi, devletin Ortodoks Kilisesi ile "evliligi", Kiliseye taninan imtiyazlar, diger dinlerin bilinen ve bilinmeyen (Taninmayan) dinler olarak ayrilmasi, ayrica bazi yasalar ve özellikle bazi uygulamalar, Ortodoks olmayan Yunanli için "mutlak anlam olarak din özgürlügünü yaniltici bir izlenime" dönüstürmektedir. Araya bir de Ortodoks Kilisesinin milliyetçi, gelenegi ve Yunanistan'da egemen ideoloji çerçevesinde ulusal bilinc ile Ortodoks dini bilincinin-vicdaninin büyük ölçüde özdeslesmisligi girince, din özgürlügünün islerliligi daha da güçlesmektedir.

Yunan mevzuatinda "yabanci kökenli" (yani, "bizden" olmayan) vatandas terimi kullanildigi gibi, "yabanci dogmaya, yabanci dine" mensup olanlar (yani, "bizim dinden " olmayanlar) ayrimi da yapilmaktadir. Her iki terim sözlük anlamiyla dislama içerdiginden baska, gerçekte de genellikle bu olumsuz boyutuyla, kullanilmaktadir.

Yunanistan'da Ortodoks olmayan ve diger Hristiyanlik dogmalarina mensup küçük dini cemaatler vardir. Bu dini cemaatlerin kendilerine ayrim yapildigi konusunda sikayetler nadir degildir.

Din özgürlügünün fonksiyonel aksakliklarinin en çok yansidigi, Trakya'daki Müslüman Cemaatlidir. Sözü edilen azinlik sorunlari, bir bakima, "yabanci" bir dine mensup bir dini cemaatin basina gelenler olarak nitelendirilebilir.

Trakya'da bir müslüman din degistirip Hristyan oldukça (pek nadirdir, ama olur), yinelenen sahne, kolayca bazi sonunçlar çikaracak kadar anlamli ve ilginçtir. Yerel Kilise ile devlet teskilati olaya ellerinden geldigince ihtisam katip yayginlik (publicite) kazandirir. Resmi vaftiz töreninde devlet organlari (vali, subyanlar, polisler v.s.) hazir bulunurlar, isim babasi yüksek rütbeli bir memurdur v.s .

Hristyan olan eski Müslüman, artik Azinliktan çogunluga transfer olmustur, vaftiz töreninde resmi devlet organlarinin hazir bulunmalariyla Devletin kendisiyle baristigi simgelenir, bundan sonra azinlik mensubu olmanin güçlükleri ve sikintilari üzerinden kaldirilacaktir v.s.

Ortodoks Kilisesinin diger dinler üzerinde erk kullanma hakki

Yunan mevzuatina göre, Ortodoks Kilisesi, ayri zamanda, diger dinler üzerinde erk kullanma hakki sahiptir. "Egemen din" kavrami da, böylece, anlam ve içerik kazanmis olmaktadir.

Ortodoks olmayan (yabanci dogma veya din mensubu) dini cemaatlerin ibadethane açip çalistirmalari, o bölgedeki " Ortodoks" metropolitinin onayina baglidir. Böyle bir ibadethanenin kurulup çalismasi, metropolitin onay vermemesi halinde mümkün degildir. Yeni bir ibadethanenin insa izni, yillarca süren gerçek bir serüvene döüsür, ilgili dosya devlet daireleri ile Kilise arasinda gidip gelir, degisiklere ugratilir ve sonunda genellikle onay çikmaz.

Danistay, bu konuda, Kilisenin onay yetkisi degil de, sadece görüsi belirtme yetkisi oldugu hükmüne varmistir. Ancak pratikte Ortodoks Kilisesi müsaade etmedikçe bir dini cemaat ibadethane kurup çalistiramaz.

Atina'da cami yoktur. Oradaki Müslümanlarin ihtiyaçlarini karsilamak üzere bir cami açilmasi girisimini Arap ülkelerinin elcileri üstlenmislerdir. ilgili talep, onlarca yildan beri onay beklemektedir. Yunan Hükümetleri bir caminin insasina müsaade edeceklerini zaman zaman açikladiklari halde, Kilise karsi çiktigi için bi is bir türlü yürütülmemektedir.

Trakya'da ise oradaki Müslüman Türk Cemaati için bu konu sivri bir hal almaktadir. Müslüman Cemaatinin Trakya'da Osmanli döneminde kalma yeterli sayida ibadethane ve camileri vardir. Burada ortaya çikan sorun, bunlardan bazilarinin onarilmaya muhtaç olmasidir. Bölgedeki Ortodoks metropolitler, böyle bir onarim için basvuruldugunda, bunu, tüm bagnazliklarini ortaya dökmek için bir firsat olarak degerlendirmektedirler.

1997'nin ilk aylarinda Trakya, iki cami onarimi bahane edilerek, yerel Kilisenin öncülügüyle, Müslüman Türk Azinligi aleyhinde dini ve milli fanatizm gösterilerine sahne oldu. Koyunköy-Kimmeria ile Bekirli-Pelekiti köylerindeki camilerin onarimi için nihayet onay çikmisti. Onarim isleri basladiginda, her nasilsa, camilerdeki minarelerin yüksekligi (18 metre) ve daha birkaç ayrinti, Kilise tarafindan çok önemli bir sorun haline getirildi. Kilise, vu ayrintilari onaylamadigini, vilayet tarafindan kendisinin aldatildigini ve onarim izinlerinin yasadisi oldugunu iddia ediyordu. Kilise çevreleri, yerel media ve metropolitlerin kendileri, 18 metrelik minare yüksekligini, islamin Hristiyanliga karsi bir tahriki-küstahligi olarak nitelendiriyor ve daha bir sürü kiskirtici iddialarla Hristyanlari direnise çagriyorlardi. Hükümet bu kez önlem aldi ve olaylarin Azinlik aleyhinde yeni pogrom olarak gelismesi engellendi. Ancak Kilisenin ve diger fanatik çevrelerin tezleri de Hükümet tarafindan benimsenerek, Koyunköy camiinin onarimi durduruldu, minarenin daha kisa yapilmasi talep edildi, insaatta çalisanlar ile köyün yöneticileri adalete sevkedilip mahkum edildiler. Bugüne dek aradan 8 ay geçti, bu süre içinde Koyunköy sakinleri camisiz yasadilar, yakindaki bir süpermarkette ibadet ettiler camide polis ibadete müsaade etmiyordu. 1997 Eylülünün son haftasinda onarim islerine yeniden baslanabileçegi bildirildi. Onarim isi tamamlanincaya dek Kilise çevreleri her an yeni bir karsiklik çikarabilirler.

Müftülük sorunu

Trakya'nin üç vilayetinde Müslüman Cemaatlerin en yüksek din görevlileri, her vilayette birer tane olmak üzere, müftülerdir. Müftü, bir bakima, metropolite tekabül eder. Müftülerin göreve yetirilis usulü, 1920'den beri yürürlükteki bir yasayla düzenlenmisti ve Müslüman Cemaatlerinde seçim yapilmasini öngörüyordu.

1980'li yillarin sonlarinda onlarca yildan beri " dinilider" görevini yürüten yasli müftüler öldüler. Hükümet, bosalan müftülük makamlarina yeni müftüleri göreve getirmek için yasanin öngördügü sekilde Müslüman Cematleri içinde seçim yapilmasina müsaade etmedi. Önce, yasada böylesi öngörülmedigi halde, "müftü naibi" adiyla geçici tayin etti. Azinlikta bir demokratik uygulama daha kaldiriliyor, yerine dspotizm getiriliyordu. Ve Azinlik için yasalarin geçerli olmadigi ve keyfi bir düzen içinde her çesit yasadisi önlemlerin alinabilecegi bir kez daha kanitlaniyordu.

Bir süre sonra müftüler için seçim öngören yasa yürürlükten kaldiriliyor, despotizm yasallastirilarak, yerine müftülerin valiler (oku Hükümet) tarafindan tayin edilecegini gösteren bir yasa kabul ediliyordu. (Sonradan valiler seçimle is basina getirilince, bu yetki, tayinli bölge genel valisine devredilmistir). Müftülerin tayininde, azinlik mensuplarindan bir heyetin görüsüne basvurulmasi öngörülüyordu, ançak gerçekte bir süs olarak kullanilan heyetin hiçbir yetkisi yoktu.

Şeklen müftüler, heyetin görüs bildirimden sonra vali tarafindan tayin edileceklerdi. Gerçekte istihbarat Servisinin görüs bildiriminden sonra Disisleri Bakanligi tarafindan tayin edilmislerdir.

Müftüklere tayin edilen kisilerin, istihbarat Servisinin bilfiil müdahlesi ve kendine uygun kriterler ile tercih edilmis olmalari, ayrica o kisilerin önceden muhtemelen üstlenmis olduklari bagimliliklar, yeni müftülerin Müslüman Türk Azinligi icinde en yüksek din görevlisi ve dini lider rollerini nasil oyladiklarini gerek Hükümetlerin azinlik politikasi, gerekse bu politikadan kaynaklanan azinlik sorunlari karsisindaki tavir ve davranislarin önceden haber veriyordu. Aradan 10 yila yakin bir süre gecti ve müftülükler tipik ve disiplinli bir devlet memuru gibi hareket ederek, ne Disislerine, ne de Istihbarati büyük hayal kirikligina ugrattilar. Amac ta buydu Azinlikta din görevlilerin ve müftülerin politik konulara ve sosyapolitik sorunlara karisma gelenegi güçlü degildir. "Din görevlileri dini meselelerle yetinmelidirler". ilksei büyük ölçüde geçerlidir. Ancak gittikçe siddetlenen baski ve ayrim önlemleri, 1980'li yillarda onlari da azinlik mücadelesine sokmaya ve kismen politize etmeye basladi. Müftülerin katilmi, Azinlik üzerinde toplayici ve olumlu etki yapti. Ayrica yabancilarin ilgisini de artirdi. Müftülükler, azinlik mücadelesinin merkezi olmaya baslamisti. Hükümetin müftü tayinleri konusunda yukarida anlatilan oyunlarinin ve antidemokratik keyfi, yasadisi ve despotik davranislarinin altinda müftülüklerin öncemini ve rolünü indirgemek amaci yatiyordu. Bu konuda hükümet basari saglamistir.

10 yildan çok bir süredir müftülükler sorunu, Azinlikta en büyük kurumsal sorun olarak bugüne kadar devam etmektedir. Azinliein savlari arasinda su asagidakiler var:

Müslüman Cemaatinin dini lideri konumundaki müftünün seçimi, tamamen o Cemaatin kendisine sorulmadan ve iradesi hilafina Devlet tarafindan dini lider tayini kabul edilmez bir islemdir. Totaliter rejimlere özgü bir uygulamadir. Bir dini Cemaatin dini özerkligi yoksa, orada din özgürlügü islemiyor demektir. Devlet tarafindan müftü tayiniyle din özgürlügü kaba bir sekilde ihlal edilmektedir. Bu ihlal, yalnizca Müslüman Cemaatine uygulandigi için açikça bir baski ve ayrim önlemidir veya ayrica, laik olmayan ve Ortodokslukla özdeslesmis bir devlet iktidari tarafindan yapildigi için, "egemen din" ile "taninmis bir yabanci din" iliskisini "efendi ile köle" iliskisine indirgemektedir....

Daha 1920'lerde taninmis dini özerkliginin ve demokratik bir hakkinin 65 yil sonra ihlal edilmesi ve kaldirilmasi karsisinda Azinlik tabii tepki gösterecekti. Müftü tayinleri Azinlikta bugüne kadar devam eden büyük karsikliklara yol acti. Tayinlerden sonra 1990'larda Azinlikta müftüler için simgesel olarak seçimler yapildi ve "alternatif müftüler" seçildi. Alternatif müftülerin, tabii, hiçbir resmi ve gercek yetkileri yoktu. Bu seçimle, sadece, Hükümetin müftü tayin isleminin garimesrulugu ve Azinligin iradesiyle çelistigi, ayrica Müslüman Cemaatlerinin basina zorla getirilen tayinli müftülerin Müslümanlarca taninmadigi vurgulanmak ve simgelenmek isteniyordu. Bir baska deyisle, politik bir itiraz dile getiriliyordu. Yunan Yönetiminin Azinlik karsisindaki despotik anlayisi, buna bile tahammül edemedi. Müftülük yetkisi, müftülük binasinda görev yapan tayinli müftülerce kullaniliyordu ve bugüne kadar kullanilmaya devam etmektedir. Böyle oldugu halde, alternatif müftüler, "müftülük yetkisini kulanmak" suçuyla bugüne kadar defalarca adalete sevkedilip mahkum edildiler.




‹‹‹ geri dön
Arşiv ››› 
 
  copyright © abttf.org
      Toplam : 941534    Bugün : 54    Son : 2:40    Aynı anda : 13031
ABTTF
59. FUEN Kongresi, 07-11.05.2014, Almanya-Danimarka Sinir Boelgesi
46. AGIT Ek Insani Boyut Toplantisi 22-23.06.2017 Viyana
ABTTFnin Yil Sonu Uye Dernek Ziyaretleri, 20-30.12.2013
58. FUEN Kongresi, 19-23.06.2013, Briksen, Guney Tirol, Italya
BM Azinlik Sorunlari Forumu 6. Oturumu ve Yan Etkinlik, 26-27.11.2013, Cenevre, Isvicre
ABTTF ve DEB Partisinin Uye Dernekleri Ziyareti, 28.01-15.02.2014
Specials
Teknoloji