Forum! New!


Facebook
Twitter

Azınlığın Hedef Alınması

Azınlık aleyhindeki şiddet olayları

Azınlığı ezmekte ve kaçırmakta tercih edilen, bürokratik yollar ve psikolojik, ve mali baskılardır. Bunlar daimidir. Ancak zaman zaman şiddete ve pogrom uygulamasında da başvururlur. Burada belirli kişilerin maruz kaldığı şiddet olaylarını hesap etmiyoruz. Kollektif olanları kastediyoruz. Kollektif ûiddet olaylarî derken, ôoêunluk mensuplarînîn şu veya nedenle galeyana gelip, azınlık mensuplarına karşı giriştikleri az veya çok spontane nitelikteki saldırılarını da kastetmiyoruz. Trakya’da tarif edilen şartlarda böyle olayların cereyan etmesi normaldir. En ciddi olan ve Azınlıkta büyük yankılara ve sonuşlara yol açan, devlet organlarının yer aldığı ve devlet himayesindeki yandevlet örgütlerince yürütülen şiddet olaylarıdır. Böyleleri planlı, örgütlü ve denetimlidir ve kararlaştırılan hedefe varıldıktan sonra durdurulur.İyi denetimli olduğu için, örneğin, bugüne kadar insan öldürmeye kadar varmasına ve katlıama dönüşmesine müsaade edilmiştir. Bu olaylardan en önemlisi, 29 Ocak 1990 tarihinde Gümülcine-Komotini şehrinde Türk Azınlığına karşı girişilen pogromdur. O „kristaller gecesinde“ azınlık mensuplarına ait 400 kadar dükkan, örgütlü gruplar tarafından tahrip edilmiş ve bazıları yağma edilmiştir. 29 Ocak pogromunun hükümet ve yerel merciler tarafından (gerçekte) kınanması, suçluların yakalanması ve zarar gören vatandaşlara tazminat ödenmemesi dikkat çekicidir. Buna benzer bir „kristaller gecesi“, yine Gümülcine’de 16 Ağustos 1996 tarihinde yaşanmıştır. 29. Ocak pogromundaki gibi oybirliğiyle alınan bir karar olmadığı için, Gümülcine Türk Konsolosluğundaki vandalizmden sonra Azınlığa yürüyen grupların yol açtığı tahribat bu kez sınırlı kalmıştır. Bu olaylar yerel merciler tarafından kınanmış ve yerel metropolit Damaskinos ile emniyet kuvetleri suçlanmışlardır. Her iki olay da, yerel Ortodoks Kilisesini başı metropolit Damaskinos tarafından düzenlenen nümayişlerin devamında ve onun kışkırtmalarıyla gelişmiştir.

Azınlık için bir "yandevlet"

Yandevlet makanizmasınım nasıl geliştirmek izlemek, affaf bir süreç ve yasal bir örgüt almadığı için pek kolay değil. Trakyada Azınlık üzerindeki yandevlet, kuşkusuz devletin eliyle, desteği ve beslemesiyle oluşturuldu ve geliştirildi. Her baskı uygulaması resmi yoldan ve açıkça yürütülemezdi. Bu ihtiyaç daha baştan tespit edilmiş ve bu nedenle Trakyada özel dişişleri servisleri kurulmuştu. Çelişkiler, yalnız Yönetim ile Azınlığın düzeyide kalmamalı, Çoğunluk unsuru ile azınlık unsuru zeyinde de indirgenmeliydi. Yandevletin misyonu bu idi. Tabii yandevlet güçünü yalnız şövenizm ve azınlık düşmanlığından alamazdı. Yandevletin ekonomik çıkarlar da girdi. Derken, bu mekanizma beslendikçe gürbüzleşti, erk kullandça güçlendi ve yavas yavas özerklesmeye ve zor denetlenmeye basladi. Yandevletin görevleri, Azinlik aleyhinde propaganda, provokasyonlar, çogunluk unsurunu örgütleme, terör ve gerektikçe pogrom uygulanmalari idi. Özerklesmeye baslayan yandevlet, kendini Azinlik üzerinde söz sahibi ve politika belirlemekte yetkili görüyördu. 1991'lere dek ahenk içinde yürütülen devlet ile yandevlet iliskilerinde daha sonralari pürüzler çikmaya ve çeliskiler görülmeye basladi. Yandevlet, devletin onayi olmadan bazi insiyatifler aliyor veya devlet yandevletin onaylamadigi bazi degisiklere gidiyordu. Çeliskilerin çiktigi olaylar arasinda, 16 Agustos 1996 tarihinde metropolit Damaskinos'un kiskirtmasiyla Gümülcine-Komotini'de azinlik Türklerine karsi girisilen pogrom denemesi, savunma bakani Arsenis'in yukarida anlatilan karari, disisleri bakan yardimcisi Georgios Papandreu'nun önceden 19. Maddeyle ilgili demeçleri sayilabilir.

Çoğunluk Unsurunun Anti-Azınlıkçı ırkçılığı

Azinlik sorununu belirleyen, Hükümetlerin izledikleri azinlik politikasidir. Trakya'daki çogunluk unsuru Hristiyan Yunanlilar ile iliskiler, son yillara, dek belirleyici rol oynamiyordu. Bunun birkaç nedeni vardi.

Bir nedeni tarihi idi. Bati Trakya'da Osmanli yönetiminde Türkler ile Yunanlilar arasinda yüzyillar boyu birarada yasama deneyimi hiçbir büyük olumsuz olayla damgalanmis degildi. Osmanli Împaratorlugu dagilirken Bati Trakya Türklerinin bagimsiz devlet kurma çabalari basarisizlikla sorunçlaninca, Bulgar yönetimi ile Yunan yönetimi arasinda bir tercih sorunu ortaya çikmisti ve Türkler Yunan yönetimini tercih ediyorlardi. Bati Trakya'daki Yunanlilarin büyük bir bölüm nüfus mübadelesiyle Türkiye'den göç etmis kisilerdi ve yapilan propagandanin tersine, onlarin da birarada yasama deneyimlerigenellikle olumluydu, Türkleri iyi taniyorlardi, pek çogu Türkçeyi iyi konusuyordu. Bu faktörler, Azinliga karsi önyargilarin, husumetin ve irkçiligin gelismesini engelliyor veya geciktiriyordu. Üstelik Azinlik, uysal azla yetinen, hak iddia etmeyen yasalara saygili, tahrik etmeye, disiplinli bir toplumdu.

Bir baska neden su: 1965'lerden itibaren siki bir "kovma politikasi" uygulamaya konuldugunda, Hükümetlerce Azinlik aleyhinde öylesine acimasiz yönetsel önlemler aliniyordu ki, çogunluk unsurundaki sövenizm ve irkçilik için rol kalmiyordu. Her seyi Hükümet ve resmi servisler üstlenmisti.

Çogunluk unsurundaki Azinliea karsi düsmalik duygulari ve irkçilik yavas yavas gelisti. Saldirgan tavir, 1974 siyasi degisikliginden sonra sekillenmeye basladi, zira ondan önce Cunta yönetimi halk tabakalarinin böyle veya baska inisiyatif almasina müsaade etmiyordu. Çogunluk unsurunda irkçilik gelisti, saldirgan tavir sekillendi, zira bu yönde büyük gayretler sarfediliyor, yönlendirmeler bu tesvikler oluyordu. Bu isi, özellikle, Trakya disinda gelen memurlarin, valilerin, yöneticilerin ve papazlarin örgütledigini ayrica söylemek gerek. Tabii, Yunan-Türk iliskilerindeki gerginlik'te yardimci oluyordu. Ve bir süredir Trakya'da sürekli olarak Azinligin daha çok ezilmesini talep eden, bir ayrim önlemi kaldirilinca veya gevsetilince firtinalar koparan ve her firsatta Azinliga saldirmaya ve pogrom uygulamaya hazir bir çogunluk unsuru olustu.

Azinligin ezilmesinden Trakya'daki çogunluk unsuru çok yönden kazançli çikiyordu. En basta azinlik mensuplarinin elindeki mülkler çogunluk mensuplarina geçiyordu. Bu is için özel krediler veriliyor ve mali yardimlar yapiliyordu. Rodopi ve Ksanthi vilayetlerinde Azinlik, nüfusun yarisini olusturuyordu ve Azinligin dislanmasi ve birçok ekonomik ve mesleki faaliyetlerden menedilmesi, nüfusun öbür yarisinin rekabetini kolaylastiriyor ve kazançlarini artiriyordu. Örnegin, Azinliktan doktorlar, disdoktorlari, eczacilar v.s. yetismeye basladiginda, bunlara çalisma izni verilmemesi için en çok ugrasan, Trakya'daki ilgili mesleki kuruluslar idi. Kendilerine çalisma izni en geç verilen, eczacilar olmustur. Tüm Azinlikta bugün topu topu 6 eczaci çalismaktadir. Azinlikta eczacilarin çalismasina ilk kez bundan üç yil önce müsaade edilmistir. Eczacilar Birligi Konu yillar boyu engelleyebiliyordu, veya öyle gösteriliyordu. Ûimdi üç yildan beri azinlik mensubu eczacilar, Birligi üye yazmayi reddetmektedir.

Trakya'da yapilan her faaliyet, her ise antiazinlikçi bir karakter veriliyordu. Azinliga karsi çogunluk unsuru desteklenmeli, güçlenmeli ve artmaliydi. Çogunluk unsurunu ve kalkindirarak, azinlik tehlikesinin hertaraf edilmesinden söz ediliyordu. Azinlik tehlikesi ile ilgili propaganda gittikçe siddetleniyor ve her firsatta öne sürülüyordu. Azinlik tehlikesine isaret edildikçe, çogunluk unsurunun desteklenmesi geregi de vurgulaniyordu. Böylece destek ve yardimlar talep ediliyor ve bunlar veriliyordu. Trakya'nin kalkinma planlari hazirlandi ve bu planlarla Çogunlugun Azinliga karsi kalkinmasi amaçlaniyordu. Trakya'ya yatirim yapanlara istisnai mali yardimlar- sübvansiyonlar saglaniyordu. 1996'da bir isadami ilginç bir gözlem yapti: "Trakya'nin çesitli kalkinma planlari çerçevesinde 35 yildan beri dagitilan sübvansiyonlar 1. Trilyon drahmi civarindadir. Bunlardan bir drahmi bile azinlik kesimine gitmemistir." Bugün de aynisi olmaktadir. AB fonlarindan çekilen paralar da Trakya'da sadece çogunluk kesimine yönlendirilmektedir.

Azinligin ezilip, bundan Çogunlugun yararlanmasi, Trakya'da çogunluk unsuru tarafindan yavas yavas "tabii bir hal" ve "kazanilmis bir hak" olarak kabul edilmeye basladi. Bu hal garipsenmiyor, baska türlüsü düsünülmüyordu. Hükümetlerin azinlik politikasindan ve genel tavrindan ve yürütülen milli propagandadan böyle mesajlar iletiliyordu. Çogunluk unsurunda antiazinlik irkçilik bu sekilde yer etti ve yayginlasti.

Çogunluk unsurundan bu durumu elestirmeye ve Azinliga yapilan haksizliklari kinamaya kalkanlar, hemen saldiriya ve hakarete ugruyor, tecrit ediliyor ve susturuluyorlardi. Birkaç politikaci ve aydin yuhalanmis ve Trakya'da kovulmustu.

Trakya'da Azinligin ezildigi ve milli tehlike olarak gösterildigi ve bundan Çogunlugun özellikle bazi çevrelerin yararlandigi ve çikar ve iliskilerin ona göre örgütlendigi bir düzen kuruldu ve saglamlasti.

1995'in Mayisinda Ksanthi'deki meshur " içsinirlari" kismen açmaya ve azinlik unsurunun yasadigi daglik bölgede dolasimi serbest birakmaya gelen savunma bakani Gerasimos Arsenis, bu düzenin adamlari tarafindan hiç hesap etmedigi bir tepkiye karsilandi. Azinlik bölgesini çevreleyen "sinirin" kaldirilmasina müsaade etmiyorlardi. Milli nedenler yüzünden orada yasayan Pomak Türkleri tecrit edilmis olarak kalmaliydi. Bu çatismadan sonra savunma bakani, herkesin bildigi, ancak isimlendirmekten korktugu bir seyi ifsa etti: Trakya'da Azinlik konusunda bir " yandevlet" mekanizmasi vardi ve faaliyet gösteriyordu. Bu "yandevlet", Azinligin tecrit edilmis olarak yasamasini istiyor ve Yunanistan gerçegine entegrasyonunu engelliyordu. Yandevlet mekanizmasi, Trakya'da özel kurulus ve derneklerden baska, tüm devlet servislerine de sizmis ve güçlü bir ag ve cikar grubu olusturmustu ve devlet içinde devlet gibi çalisiyordu, Azinlik konusunda kararlar alarak, politika empoze ederek, bunlari uygulamaya koyarak. Adini Arsenis'in koydugu bu mekanizmani basinda yerel Ortadoks Kilisesi bulunuyordu. Kilisenin ve metropolitiklerin özel bir dokunulmazligi vardi, onlar öne çikariliyor ve makanizmanin diger unsurlari gölgede kalmayi tercih ediyorlardi. Yani bir çesit "Klu Klux Klan".

Bu sartlar altinda, tabii, Azinlik ile çogunluk arasinda dostça iliskilere yer kalmiyordu. Eski dostluklar bozuldu. Trakya'da Azinlik Türkleri ile iliskisi ve dostlugu olan Hristiyanlar çok zor durumda kaliyorlardi. Bu düsmanlik ve kutuplasma içinde Azinlik eziliyor ve gettolasiyordu. 1990'li yillarin basinda iki unsur arasindaki gerginlik doruga ulasti. Ondan sonraki son birkaç yil içinde olup bitenlere iyimser bir gözle bakilirsa, iki unsur arasinda yaklasim yolunda birkaç adim atildigi saptanabilir. Bu yaklasimlar da her defasinda yandevlet tarafindan sabote edilmistir.

Trakya'da Pontoslu göçmenler sorunu

1989'lardan sonra Yunanistan'a eski Sovyetler Birliği ülkelerinde Yunan kökenli Pontuslu göçmenler gelmeye başladılar. Yunanistan'daki antiazınlıkçı zihniyet, bu olayı da, Trakya'daki Türk Azınlığı aleyhinde kullanılabilecek bir fırsat olarak değerlendirdi. Şöyle:

Bu göçmenleri, belirli bazı; kriterlerle, ülkenin çeşitli bölgelerine dengeli bir biçimde, bu arada tabii Trakya'ya da, yerleştirmeyi planlamak yerine, tümünü Trakya'ya yi;gmak kararlasti;ri;lmi;s bulunuyor. Bu amaçla, göçmenlere, Yunanistan'a yerlesmek üzere haraket etmezden önce, Yunanistan'i;n dis temsilciliklerinde, geri gönderilmek kaydiyla Trakya'ya yerlesmeyi kabul ettiklerine dair bir kontrat-belge imzalatiliyor. Bugüne kadar Trakya'ya daimi olarak yerlestirilen göçmen sayisi 20 bin askin. Ellerinde yerlesme belgesi bulunan, ancak henüz Trakya bölgesine yerlestirilmemis Pontuslu göçmen sayisi 90 bin civarinda. Eski Sovyetler Birligi ülkelerinden ellerinde turist vizesiyle Yunanistan'da çalisanlarin sayisi da 120 bin civarinda. Trakya için plan, bu bölgeye simdilik 100 bin göçmenin yerlestirilmesini öngörüyör. Ve 1991 son nüfus sayimina göre Trakya#nin nüfusu 340 bin.

100 bin göçmen, bu 340 bin yerli nüfus içinde yerlestirilecek.

Bu amaçla, yedi yildan beri çalismakta olan Göçmenleri Trakya'ya Yerlestirme Kurumu var. Kurum, yari gizlilik kosulari altinda çalismakta olup, misyonunu ve hedeflerini, 1997 Haziranina dek Kurum baskanligini yürütmüs olan Yakovu'nun (Kibris eski Disisleri Bakani ve 1998 baskanlik seçimlerinde Kibris rum Yönetiminde cumhurbaskani adayi) Meclis komisyonu önünde verdigi ifadesinin basina yansiyan bölümlerinden ögrenmis bulunuyoruz.

Pontuslu göçmen kitleleriniz bir tek bölge Trakya'ya yigmanin yol açacagi, özellikle Azinlik toplumuna dogru yönlendirmek amaçlanmaktadir. Bunlarin basinda issizlik sorunu ve daha baska ekonomik sorunlar, çikmasi muhtemel toplumlararasi karsikliklar, yerli nüfusun bilesiminde cebri degisiklikler ve daha baska sorunlar ve amaçlar var.

Trakya'ya yerlestirilen Pontuslu göçmenler, Yunanistan'in diger bölgelerine giden göçmenlere bakisla devletçe saglanan birçok "imtiyazlara" sahip oluyorlar. Kendilerine aylik mali yardim yapilmakta, is bulmalari kolaylastirilmakta, ev kiralari Kurumca ödenmekte veya yeni insa edilen ve bagislanan çagdas konutlara yerlestirilmektedirler v.s. Trakya'ya yerlesmekle, sagladiklari bu imtiyazlari niye borçlu olduklari kendilerine iyi ögretilmektedir ve Azinlik isaret edilmektedir. Böylece göçmenler daha bastan antiazinlikçi bir konum, bir "milli vazife" içine sokulmaktadir. Yunan Azinlik aleyhindeki milliyetçi karsikliklarinin tohumlari atilmaktadir. Gelecekte bundan yararlanma yoluna gidilecektir. Pontuslu göçmenleri birkaç olayda Azinlik aleyhinde kullanmaya kalktilar bile 1997 yilinda iki toplu saldirida göçmenler vardi. Bu saldirilarin sonuncusu Xanthi sehrinin içindeki Pirnallik mahllesinde bir Türkün kahvesine yöneliktir (Eylül 1997).




‹‹‹ geri dön
Arşiv ››› 
 
  copyright © abttf.org
      Toplam : 810280    Bugün : 254    Son : 4:33    Aynı anda : 9507
ABTTF
59. FUEN Kongresi, 07-11.05.2014, Almanya-Danimarka Sinir Boelgesi
20. Dr. Sadik Ahmet Futbol Turnuvasi ve Kultur Soleni, 08.06.2014, Duisburg
AP Geleneksel Azinliklar Intergrubunda Bati Trakya Turk Azinlıginin sorunu
57. FUEN Kongresi, 16-20.05.2012, Moskova, Rusya Federasyonu
ABTTFnin Yil Sonu Uye Dernek Ziyaretleri, 20-30.12.2013
RML2future Konferansi, 17-18.01.2012 Bolzano, Italya
Specials
Teknoloji