Forum! New!


Facebook
Twitter

Yahudi Azınlığı

Yunanistan'da Anti-Semitizm

Yunanistan'ın Bağımsızlığına Kadarki Dönemde Yunan Anti semitizmi




Yahudilerin tarihte ilk olarak yaÅŸadıkları topraklar, bugünkü Ä°srail Devleti'nin ve Filistin Özerk Yönetimi'nin kurulu olduÄŸu bölgedir. Tarihçi Solomon Grayzel, Yahudilerin yıllarca Babil ve Pers saldırılarına karşı direndiklerini, bunlardan büyük zarar gördüklerini, yurtlarından göç etmek zorunda kaldıklarını, ancak benliklerini yitirmediklerini belirtmektedir. Grayzel'e göre, Babilliler ve Perslerden sonra Yahudiler, bundan böyle yüzyıllarca mücadele edecekleri yeni bir hasımla, Yunanlılarla tanışmışlardır



Yunanlılar ve Yahudilerin ilk etkileÅŸimleri, Yahudilerin daha iyi ticaret imkanı bulmak amacıyla Yunan kent devletlerine yoÄŸun biçimde göç etmeleriyle baÅŸlamıştır.



Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'nden bağımsızlığını kazanması sürecinde, Müslümanlarla birlikte Yahudiler de Yunan ayaklanmacıların saldırılarına hedef olmuÅŸlardır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meydana gelen bu tür olaylarda, Yunan asiler ve çeteciler, Müslüman ve Yahudi nüfusa karşı sistemli saldırılar yürütmüÅŸlerdir. Bu eylemler sonucunda, EÄŸriboz (Chalkis), Ä°stifa (Thebes) ve Ä°nebahtı (Navpaktos) Yahudileri tamamen yok edilmiÅŸtir.



Yunan ayaklanmasının baÅŸlamasıyla birlikte, Müslümanlara ve Yahudilere yönelik saldırılarda çok önemli bir artış olmuÅŸtur. Eylül 1821'de Mora'daki Tripolitza kentine saldıran Yunanlılar, 8.000 civarında Yahudi’yi de barındıran 30.000 nüfuslu bu kenti tamamen yakıp yıkmışlar, kentte yaÅŸayanların ancak üçte birinden azı bu katliamdan kurtulabilmiÅŸtir. Saldırı sırasında Müslümanlarla Yahudiler, Yunanlılar tarafından hiçbir ayırım gözetilmeden öldürülmüÅŸtür.



Tripolitza katliamı, 1821 baharında, Eflak ve BoÄŸdan'da baÅŸlayan bu tür eylemlerin devamı niteliÄŸindedir. Bu bölgede yaÅŸayan Rumlar, Ulahlarla birlikte yüzlerce Yahudi ve Müslümanı katletmiÅŸlerdir. Tripolitza'da öldürülen Yahudilerin sayısı 1200'dür. Mora yarımadasının tümüne bakıldığında ise bu rakam 5.000'e tırmanmaktadır. Tripolitza katliamına ÅŸahit olan Ä°ngiliz John Hartley, katliamı "Yahudi kanı Türk kanıyla karışıp iÅŸgal edilen ÅŸehrin sokaklarında aktı. Ä°shak oÄŸulları ve Ä°smail oÄŸullları aynı kaderi paylaÅŸtılar (...)" cümleleriyle tasvir etmektedir.



Ayaklanmanın yayıldığı tüm yöreler aynı arındırma politikasının uygulanmasına sahne olmuÅŸlar, hayatlarını kurtarabilen Müslüman ve Yahudiler ise ya Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlanmış ya da Yunanlıların hakimiyetinde bulunan bölgelerde köle-iÅŸçi olarak çalıştırılmışlardır. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan Fransız yazar François Pouqueville, 1825'te kaleme aldığı, “Histoire de la Regeneration de la Grèce” adlı eserinde, Yunanlıların Müslüman ve Yahudilere karşı tutumu hakkındaki gözlemlerini ÅŸöyle aktarmaktadır.



"Varhori'yi kuÅŸatan Yunanlılar, Türklerin ve onlara yardımcı olan Yahudilerin teslim olmalarını istemiÅŸler, bu emre uymaları halinde hayatlarının bağışlanacağını bildirmiÅŸlerdi. Bunun üzerine Türkler ve Yahudiler teslim oldu. Musa'nın ve Muhammed'in dinine baÄŸlı olanlar beraberce tutsak edildiler. Tutsakların baÅŸlarına pamuk külahlar geçirildi. Topluca, Anatoliko adasına nakledildiler. Bu adada son derece ağır iÅŸlerde çalışmaya zorlandılar."



Ayaklanma sırasında, bazı bölgelerdeki Yahudiler tamamen yok edilmiÅŸtir. Mesela, Sparta, Patras, Corintos, Mistra ve Argos adalarındaki Yahudi cemaatleri Yunanlı asiler tarafından ortadan kaldırılmışlardır. SaÄŸ kalanlar ise Ä°ngilizlerin yönetimi altındaki, baÅŸta Korfu olmak üzere Ä°yonya adalarına kaçmışlardır.



Yunan ayaklanmasının sona ermesinden ve Bavyera Prensi I. Otto'nun krallık tahtına oturtulduÄŸu Yunanistan Krallığı'nın kurulmasından sonra da, Yahudiler Yunanlıların saldırılarından kurtulamamışlardır. Yahudilere karşı gerçekleÅŸtirilen eylemlerin en çarpıcı olanlarından biri de 1847'deki Pacifico vakasıdır.



Geleneksel olarak Yunanlılar, Ortodoks Paskalya Yortusu esnasında Rumca "Yahudi" olarak adlandırdıkları Judas'ın bir kuklasını yaparak, bunu sokaklarda gezdirmekte, bu esnada kukla halk tarafından taÅŸlanmakta ve daha sonra da yakılmaktaydı. Bu olay sırasında zaman zaman Yahudilere ve Yahudi mahallelerine de saldırılarda bulunulmaktaydı. 1847 Paskalyası'nın öncesinde, Yahudi kökenli Ä°ngiliz Baron Rothschild, bir kredi konusu için Atina'yı ziyaret edeceÄŸinden, Yunan Hükümeti bu kukla gezdirme törenini iptal etti. Bunun üzerine halk galeyana gelerek, Atina'daki Sefardim Yahudilerinden David Pacifico'nun evine saldırdı. Ä°ngiltere vatandaşı olan Pacifico saldırıdan canını zor kurtararak Ä°ngiltere konsoloshanesine sığındı. Ä°ngiltere Hükümeti, Pacifico'nun mülküne verilen zararın tazmin edilmesini defalarca istedi. Nihayet 1850'de Ä°ngiltere donanmasının Pire limanını ablukaya alması üzerine Yunan Hükümeti zarar gören Yahudi’ye tazminat ödemeyi kabul etti.



Pacifico olayı sırasında Atina Yahudileri can kaybına uÄŸramadı, ancak 1864'de Yunanistan tarafından ilhak edilen Ä°yonya adalarında yaÅŸayan Yahudiler Atina'daki dindaÅŸlarıyla aynı oranda ÅŸanslı deÄŸildi. Korfu'da 2000, Zante adasında ise birkaç yüz civarında Ä°talyanca konuÅŸan Yahudi yaÅŸamaktaydı. Ä°ngiltere'nin yönetimi altında kaldıkları 1815-1864 dönemince oy verme ve kamusal görevlerde bulunma gibi medeni haklardan yararlanamayan Ä°yonya Yahudileri, Danimarka asıllı Yunanistan Kralı I. Yorgo'nun liberal yönetimi sırasında bu haklarına kavuÅŸtular. Fakat, kralın Yahudilere karşı takındığı yumuÅŸak tutum, Ä°yonya adalarında özellikle de Korfu'da yaÅŸayan Ortodoks Yunanlılar arasında tepki doÄŸurdu. Yunan toplumunda zaten var olan tarihsel antisemitizm, bu adalarda 1870'ten itibaren tekrar yükseliÅŸe geçti. Yakovos Polylas adlı bir politikacının sahibi olduÄŸu, Peripaiktis, Kodan ve Rigas O Feraios adlı gazetelerde, Korfu adasının Yahudi cemaatine saldıran yazılar yer almaya baÅŸladı.



2 Nisan 1891'de Roubina Sardas adlı genç bir Yahudi kızın cesedi, Korfu sinagogunun yakınlarında bulundu. Polylas'ın gazeteleri, derhal kızın aslında bir Hıristiyan olduÄŸu ve Yahudilerin onu, kanını ayinlerinde kullanmak için öldürdüÄŸü ÅŸaiyasını yaymaya baÅŸladılar. Bunun üzerine, Ortodoks Rumlar Yahudi mahallelerine ve Yahudilere karşı saldırıya geçtiler. Paskalya boyunca süren saldırılarda çok sayıda Yahudi öldürüldü. Hükümet olaylara, ancak baÅŸladıktan bir ay sonra müdahale etti. Olaylardan önce 271 kiÅŸiden oluÅŸan Zante'deki Yahudi cemaati, 30 kiÅŸi kalmıştı. Korfu ve Zante'den Osmanlı Devleti'ne ve Batı Avrupa ülkelerine yoÄŸun bir göç yaÅŸandı. 1891 olaylarıyla Ä°yonya büyük ölçüde Yahudilerden "temizlendi".



1897'de, bu kez Girit adasında Yunanlıların baÅŸlattıkları ayaklanma sırasında, Hanya ve Kandiye kentlerinde yaÅŸayan birkaç yüz Yahudi, Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlandılar. Osmanlı yönetimi, yüzyıllardır yaptığı gibi, fanatik saldırılara maruz kalan bu insanları da büyük bir alicenaplıkla kabul ederek Ä°zmir'e yerleÅŸtirdi.



Larissa, Tırhala, Volos ve Yunanistan'ın diÄŸer bölgelerindeki Yahudilerin durumu da çok iyi deÄŸildi. Sık sık kan iftiralarına maruz kalan ve Türklerle iÅŸbirliÄŸi yapmakla suçlanan Yahudiler, sistemli bir biçimde, yüzyıllardır yaÅŸadıkları topraklardan çıkarıldılar. Kentler arasında mal taşıyarak geçimini saÄŸlayan Yahudi tacirleri, Yunan çetelerinin saldırıları dolayısıyla iÅŸlerini bırakmak zorunda kaldılar. Balkan Savaşı ile birlikte Yunanistan'ın Yahudilere karşı izlediÄŸi politika yeni bir safhaya girdi. Yunanistan'ın Selanik, Sakız, Girit, Yanya, Kavala ve Florina'yı iÅŸgal etmesinden sonra, evvelce 10.000 olan Yunanistan'daki Yahudi nüfusu 100.000'e çıktı.



Henüz Balkan Savaşı'ndan dört yıl önce, 1908'de Megali Idea'yı hayata geçirmek üzere görevlendirilen ve Selanik'i ziyaret eden bir Yunan heyeti kentin ekonomik ve sosyal yapısı hakkında incelemelerde bulunmuÅŸ ve olası bir Yunan iÅŸgali sırasında Yunanistan'ın izlemesi gereken politikanın ana hatlarını belirlemiÅŸti. Heyetin hazırladığı rapora göre, Selanik'in ekonomik hayatında Rumlar pek söz sahibi deÄŸillerdi. Bu durumun tersine çevrilmesi ve Rumların kentin gerçek hakimleri haline getirilmesi, Yunanistan'ın çıkarları açısından elzemdi. Selanik bir Türk ve Yahudi kenti olmaktan çıkartılmalıydı. Bu raporun hazırlanmasından sonra, Yunan makamları, bu durumu tersine çevirerek Rumları ÅŸehre hakim kılmak üzere çaba harcamaya baÅŸladılar. Bu amaç doÄŸrultusunda, söz konusu dönemde Selanik'te bazı Yunan bankaları kuruldu. Rum çiftçiler tarafından yetiÅŸtirilen tarım ürünlerinin Yahudi komisyonculara satılmaması yönünde propagandalara hız verildi.



Selanik Rumlarının çıkardığı Harostis Thessalonikis gazetesi, Rumların Yahudilere karşı ekonomik bir savaÅŸ baÅŸlatmaları gerektiÄŸini yazan makaleler yayınladı. Yahudiler ise, Yunanistan güdümlü bu kampanyaya karşı koymak için Club des Intimes adlı bir birlik kurdular. Kentin Türk yöneticileri, iki cemaat arasında oluÅŸan bu gerginliÄŸin bir çatışmayla sonuçlanabileceÄŸi endiÅŸesinden hareketle, Rum gazetelerinde Yahudileri hedef alan yayınların yapılmasını yasakladılar. Yine de, Selanik'in 1912'de Yunanlılar tarafından iÅŸgal edilmesine kadarki dönemde iki cemaat arasındaki gerginlik devam etti.



Yunanlılar, Selanik'i ele geçirmek için fırsat kolladıklarını hiçbir ÅŸekilde gizlemiyorlardı. Böyle bir fırsat 1912'de ortaya çıktı. Balkan Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte, Balkan ülkelerindeki barış ve güvenlik havası ortadan kalktı, bunun yerini ırkçı milliyetçilik ve dinsel hoÅŸgörüsüzlük aldı. Bu ortamdan en fazla zarar gören cemaat Selanik Yahudileri oldu. Zira, Yunan iÅŸgalinin hemen ardından Selanik halkının üçte birini oluÅŸturan Rumlar, Yahudi ve Türklere karşı ÅŸiddet hareketlerine giriÅŸtiler.



Yunan ordusunun Selanik'in dış mahallelerini ele geçirmeye baÅŸladığı 27 Ekim 1912'de, yerel bir Rum gazetesi olan Embros bir haber yayınlayarak, bazı Yunan askerlerinin yediklerinden zehirlendiklerini ve bunun Yahudilerin bir komplosu sonucunda olduÄŸunu duyurdu. Henüz herhangi bir soruÅŸturma bile yapılmadan yayınlanan bu haber, Rumların Yahudilere karşı harekete geçmesi için yeterli oldu.



Asıl olaylar, Yunan ordusunun kenti tamamen ele geçirmesinden sonra baÅŸladı. Selanik kentinin Türk komutanı Tahsin PaÅŸa'nın 9 Kasım 1912'de teslim olmasından hemen sonra, önce Yunan birlikleri ardından da Bulgar ordusu kente girdi. Bunu fırsat bilen yerli Rumlar, büyük bir fanatizm örneÄŸi sergileyerek Türk ve Yahudi mahallelerine saldırmaya baÅŸladılar. Yunan askeri birlikleri ve saldırıları engelleyecek yerde, çoÄŸu zaman fanatik Rumlarla birlikte hareket ettiler. Olaylar tam bir pogrom niteliÄŸi taşıyordu. 50'den fazla kadının ırzına geçildi. Yahudilere ait 400 dükkan ve 300 ev yaÄŸmalandı. YaÄŸmalamaya karşı koymaya çalışanlar öldürüldü.



Yunan ordusunun ve yerli Rumların, Türklere ve Yahudilere yaptığı baskılar o derece büyük boyutlara ulaÅŸtı ki, dönemin önde gelen Avrupa gazetelerinin birçoÄŸu bu konuda haber ve makaleler yayınlayarak, Avrupa hükümetlerini katliamları durdurmaya çağırdılar. Ä°ngiltere'nin Times gazetesi bu konuda ÅŸöyle yazmaktaydı:



"Türkler ve Yahudiler her sokakta durdurulup, tepeden tırnaÄŸa üst aramasına tabi tutuluyorlar. Saatleri, çantaları ve deÄŸerli neleri varsa gasp ediliyor. En ufak bir direniÅŸ ise ÅŸiddetle karşılaşıyor. Yunan subayları, görgü tanığı oldukları bu olaylar karşısında, saldırganları durdurmak için ellerini kaldırma zahmetine bile girmiyorlar. Yerli Yunan basını Yahudileri hedef alan ve ahaliyi kışkırtan yayınlar yapıyor. Bunların sonucunda talihsiz Yahudiler'in malları yaÄŸmalanıyor, kendileri de kötü muameleye tabi tutuluyor. Selanik'te, nüfusun yaklaşık yarısını oluÅŸturan 75.000 Yahudi yaşıyor. Bu durum kenti, Rum nüfusun genellikle baskın olduÄŸu DoÄŸu Akdeniz liman kentleri arasında farklı bir konuma koyuyor. Yahudiler her zaman sadık birer Osmanlı vatandaşı olmuÅŸlar ve her zaman tam bir dinsel özgürlük yaÅŸamışlardı."



Fransa'nın Le Temps gazetesi de benzer bir manzara yansıtmaktaydı:



"Birçok Yahudi kötü muameleye tabi tutuldu ve özellikle bunların eÅŸyalarına el konuldu. Dükkanlar yaÄŸmalandı, sinagoglara zarar verildi."



Selanik olaylarını en yakından takip eden ve tüm ayrıntılarıyla kamuoyuna yansıtan gazete ise Londra'da Ä°ngiltere Yahudilerinin çıkardığı, The Jewish Chronicle oldu. Bu gazete 1913 başından itibaren düzenli olarak verdiÄŸi haftalık raporlarda ÅŸu manzarayı yansıtmaktaydı:



"Selanik'te Yahudilere yönelik yaÄŸma, gasp ve benzeri eylemler devam etmektedir. Yunan askeri makamları bunları durdurmak için bir giriÅŸimde bulunmamaktadır." (3 Ocak 1913)



"Selanik'in tüm Yahudi cemaati, Yunanlıların yaÄŸma hareketi sırasında hayatlarını kaybeden iki ÅŸehidin cenaze töreninde bir araya geldiler. Tören esnasında Yunanlılara ait tüm dükkanlar ve Müslüman dükkanlarının büyük çoÄŸunluÄŸu kepenk indirdi. 12.000 kiÅŸilik muazzam bir kortej oluÅŸturuldu. Yunan makamları kortejin önüne barikat kurdular. Yüzbaşı Axialos komutasındaki jandarmalar, silahlarını doldurarak, kortejden dağılmalarını istediler. Buna raÄŸmen baÅŸarılı olamadılar." (10 Ocak 1913)



"Kentin Yunanlılar tarafından iÅŸgal edilmesinden bu yana, gururlu Yahudi cemaatinin yaÅŸantısında çok önemli deÄŸiÅŸiklikler meydana geldi. Bundan önce Rusya ve Romanya Yahudilerinin yaÅŸadıkları derecede büyük bir felaket ve kötü kaderle tanıştılar." (24 Ocak 1913)



"Yunanlıların kalbinde Yahudilere karşı köklü bir kin ve kıskançlık duygusu yerleÅŸmiÅŸtir. Biz bu duyguların acıklı neticelerine katlanmak zorundayız." (24 Kasım 1913)



"Selanik'in bir zamanlar refah içinde yaÅŸayan Yahudi mahalleleri tam bir harabe görüntüsüne bürünmüÅŸ. Yahudilerin kentten kitlesel göçleri devam ediyor. Tek bir ümit pırıltısı bile görmek mümkün deÄŸil. Bu durumun nasıl meydana geldiÄŸi konusunda tüm ÅŸüpheler kentin yeni hakimleri üzerinde yoÄŸunlaÅŸmakta." (29 Mayıs 1914).



"Yahudileri hedef alan Yunan basın kampanyası hız kesmeden devam etmektedir." (17 Temmuz 1914)



Ä°ÅŸgal sırasında meydana gelen olaylar, diÄŸer ülkelerdeki Yahudi cemaatlerinden de uluslararası tepkilerin gelmesine neden oldu. Anglo-Jewish Association ve German Hilfverein'in ortaklaÅŸa kurduÄŸu ve Paul Nathan, Elkan Adler ve Bernard Kahn'dan oluÅŸan bir komite, Ocak 1913'de bölgeye gelerek Yahudilerin içinde bulundukları durumu yerinde tespit ettiler. Komite hazırladığı raporda, Yunan iÅŸgali altındaki topraklarda, özellikle de Selanik'teki durumun Sırp ve Bulgar kontrolü altındaki bölgelere göre çok daha kötü olduÄŸunu belirtti.



Ayrıca, Lois Marshall baÅŸkanlığındaki American Jewish Committee, iÅŸgal sonrasında, ABD Hükümeti'nden, kaybedilen Türk topraklarındaki Yahudilerin haklarının korunması için müdahalede bulunmasını talep ederken, B'nai B'rith'in uluslararası baÅŸkanı Adolf Kraus, ABD DışiÅŸleri Bakanı Knox'a yazdığı mektupta, Selanik'te gerçekleÅŸtirdikleri zulüm sebebiyle Atina'nın protesto edilmesi isteÄŸinde bulundu.



Ä°ÅŸgal sonrasında Yunan basınının Yahudilere karşı tutumu da giderek artan bir ÅŸekilde sertleÅŸmiÅŸtir. Basında sürekli olarak Yahudileri, Türklerle iÅŸbirliÄŸi yapmakla ve hain olmakla itham eden haberlere yer verilmiÅŸtir. Yunan gazeteleri içinde özellikle Embros gazetesinin antisemitik tutumu dikkat çekicidir. Embros, Yahudilerin Yunan ordusunun Selanik'e giriÅŸini pek de heyecanlı bir ÅŸekilde karşılamadıklarını ve evlerine Yunan bayrağı asmadıklarını belirterek Yahudileri suçlamıştır.



Yunanlıların Yahudilere karşı uyguladıkları baskıların yoÄŸun bir biçimde dünya basınında yer alması, baÅŸta Ä°ngiltere ve Fransa olmak üzere, bazı büyük devletlerin, Yunan Hükümeti nezdinde giriÅŸimlerde bulunarak, bu durumun sona erdirilmesini istemelerine yol açmıştır. Ayrıca ÅŸehirdeki yabancı konsoloslukların da bu durumdan oldukça rahatsız olduklarını Yunan Hükümeti'ne bildirmeleri ve kentte düzenin yirmi dört saat içerisinde saÄŸlanmaması halinde kendi askeri birlikleriyle bunu kendilerinin saÄŸlayacağı yolunda bir ültimatom vermeleri Yunanlıları endiÅŸelendirmiÅŸtir.



Kendilerine karşı tepkilerin giderek büyüdüÄŸünü fark eden Yunanlılar, görünüÅŸte de olsa, tavırlarını yumuÅŸatmak zorunda kalmışlardır. Venizelos Hükümeti derhal açıklamalar yaparak Yahudilere yönelik eylemlere karşı bir dizi tedbir almıştır. SavaÅŸ esirleri ve sebepsiz yere hapishanelerde tutulan Yahudiler de serbest bırakılmıştır.



Uluslararası baskılar dolayısıyla harekete geçen ve önlemler almak zorunda kalan Yunan Hükümeti, iÅŸgali izleyen dönemde artan ÅŸiddet olaylarının devam edeceÄŸine dair endiÅŸeleri ortadan kaldırmayı baÅŸarmıştır. Nitekim, Selanik Yahudileri'nin, Merkezî Siyonist Komitesi'nin (Central Zionist Committee) duruma müdahale ederek kendilerini uluslararası alanda temsil etmesi talebi, Yunan Hükümeti'nin, söz konusu tutumu sonucunda geriye çekilmiÅŸtir. Selanik Yahudi Cemaati, Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı süresince de Venizelos Hükümeti'nin güvenirliÄŸini sınama imkanını bulmuÅŸ ve o ÅŸartlar altında Yunanistan yönetimine baÄŸlı olarak yaÅŸamaktan daha iyi bir seçeneÄŸe sahip olmadıklarını görmüÅŸlerdir.



Yunanistan, 1912-1919 döneminde, Yahudilere karşı yumuÅŸak bir politika sürdürerek, Selanik'in sosyal, ekonomik, kültürel ve endüstriyel hayatına egemen olan Yahudileri kazanmaya çalıştı. Selanik ve civarında oturan 70.000-75.000 Yahudi bu bölgenin sosyal, ekonomik ve politik dinamiklerini oluÅŸturmaktaydı. Önceleri Yunanistan'ın sözde uzlaÅŸma elini geri çevirmeyen Selanik Yahudileri, zamanla bu tür bir bütünleÅŸmenin kendi aleyhlerine olacağının bilincine vardılar. Yunanistan'ın Selanik'e hakim olması, Yahudilerin Balkanlar'la iliÅŸkisinin koparılması anlamına gelmekteydi. Öte yandan böyle bir durum, Selanik'in sistematik bir ÅŸekilde HelenleÅŸtirilmesi, dolayısıyla Yahudi kültür ve varlığının dışlanması demekti.



Birinci Dünya Savaşı dönemine gelindiÄŸinde, Selanik'te meydana gelen en önemli geliÅŸme, 5 AÄŸustos 1917'de çıkan ve birkaç saat içerisinde kentin Müslüman ve Yahudi mahallelerini tamamen tahrip eden yangındır. Kentin ticari merkezlerinin de yok olduÄŸu yangında, 52.000 Yahudi ve 11.000 Türk evlerini ve iÅŸyerlerini kaybetmiÅŸlerdir. Yangının nasıl çıktığı ve nasıl bu denli hızlı yayıldığı açıklık kazanmamıştır.



New York Times gazetesinde, yangından iki yıl sonra yayınlanan bir yorumda, "hükümet hiçbir zaman tatmin edici bir açıklama yapmadı. Atina'nın liberal eÄŸilimli günlük bir gazetesinde, yangından ve Makedonya'nın kadim gettosunun yok olmasından duyulan mutluluÄŸu yansıtan haberler yer aldıkça, Selanikliler doÄŸal olarak ÅŸüphelerini bu yöne çevirdiler." denilmekteydi.



Yangının çıkış nedeni ne olursa olsun, yangın sonrası geliÅŸmeler, olayın Yahudilere deÄŸil, Yunanlılara bazı avantajlar saÄŸladığını göstermektedir. Yangından bir hafta sonra hükümet, tahribata uÄŸrayan tüm alanları kamulaÅŸtırmış ve kentin yeniden imarı için bir plan hazırlamıştır. Ancak, bu plan çerçevesinde yeni binalar inÅŸa edilirken, yangından madur olan Yahudiler ve Müslümanlar, Yunanlılarla eÅŸit haklara sahip olamamışlar ve yeni Selanik'ten dışlanmışlardır. Mahallelerini kendileri inÅŸa etmek isteyen Yahudilerin iÅŸleri, hükümet tarafından bilinçli olarak yavaÅŸlatılmıştır. Tüm bunlar ise Hükümet ile Yahudiler arasında gerginliÄŸin tırmanmasına yol açmıştır.



Selanik'in Balkan Savaşı'nda iÅŸgal edilmesiyle birlikle hız verilen Helenizasyon süreci, 1917 yangınıyla zirve noktasına çıkmıştır. Ancak 1930'lu yıllarda tam anlamıyla sonuçlandırılabilecek olan bu süreç, çok sayıda Yahudi ve Müslümanın kenti terk ederek Osmanlı Devleti'ne ve daha sonra Türkiye'ye göç etmesine yol açmıştır.



1919-1945 Dönemi



Ä°talya ve Almanya'da yükseliÅŸe geçen faÅŸizm ile birlikte Balkanlar’da yaÅŸayan Yahudilere karşı baskı ve ayrımcılık da artmaya baÅŸladı. Kısa sürede tüm Balkanlara yayılan antisemitik eylemler, bölgede öteden beri Yahudi karşıtlığının en çarpıcı örneklerinin yaÅŸandığı ülkelerden olan Yunanistan'da da taraftar buldu. Yahudilerin kitlesel olarak yaÅŸadıkları Selanik'in ele geçirilmesinden itibaren uygulamaya koyulan Helenizasyon politikası, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra, özellikle de Yunanistan'ın "Küçük Asya Seferi"nin 1922'de hezimetle sonuçlanmasının ardından yoÄŸunluk kazandı.



Yunanistan Yahudilerinin zaten elveriÅŸsiz ÅŸartlarda sürdürdükleri yaÅŸamları, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ahali mübadelesi antlaÅŸması sonucunda, Türkiye'de yaÅŸayan çok sayıda Rum’un, 1923'ten itibaren Yunanistan'a yerleÅŸmeye baÅŸlamasıyla daha da zorlaÅŸtı. Zira, bu nüfus, mübadeleye tabi tutulan Türklerin oturdukları mahallelere yerleÅŸtirilerek, Yahudilerle komÅŸu oldu. Selanik'e bu yolla gelen Rumların sayısı 100.000'in üzerindeydi ki, bu durum kentin nüfus dağılımını altüst etti. Yüzyıllardır ticaret ve el sanatları alanında, rekabet kabul etmez bir üstünlüÄŸe sahip olan Yahudiler, yeni gelenlerin, hükümetin de teÅŸvikiyle aynı alanlarda faaliyet göstermeleri karşısında gerilemeye baÅŸladılar.



Anadolu'dan gelenlerin, Selanik ve civarına yerleÅŸtirildikleri dönem, Yunanistan'ın, Türkler karşısında yaÅŸadığı büyük yenilginin yaralarını sarmaya çalıştığı yıllara rastlamaktaydı. BaÅŸarısızlığa bahane arayanlar, Anadolu direniÅŸinde Türklerin saflarında yer almış olan Yahudileri de yoÄŸun biçimde suçlamaya baÅŸladılar. Selanik Yahudileri de bu ithamlardan payına düÅŸeni aldı. Özellikle Makedonia ve Tahidromos adlı gazetelerin baÅŸlattığı antisemitik kampanyalar yerleÅŸik Yunanlılar, yeni gelen göçmenler ve Yahudiler arasındaki iliÅŸkilerin gerginleÅŸmesine yol açmıştır.



Bu ortam içinde, 1924-1936 döneminde Yunanistan'ı yöneten Liberal Parti'nin önderliÄŸini yaptığı antisemitik söylem, Yunanistan Yahudilerinin yaÅŸantılarının her geçen gün daha da zorlaÅŸmasını saÄŸlamıştır. Yunan Hükümeti'nin ardı ardına aldığı bazı kararlar, Yahudilerin ekonomik hayattan dışlanmaları sonucunu doÄŸurmuÅŸtur. Yurtdışından getirilen mallara uygulanan gümrük vergisinin yükseltilmesi Yahudilerin sınır ötesi ticaret yapmaları imkanını kısıtlamıştır. Ürünlerin satıldığı pazarların Cumartesi günleri kurulmasını öngören düzenlemeyle, kutsal Cumartesi günleri çalışmaları yasak olan Yahudiler bu sahanın dışında bırakılmışlardır. Hükümetin ithalat ruhsatı dağıtırken, Ortodoks Yunanlıları kayırması Yahudilere bir darbe daha vurmuÅŸtur. Son olarak, Pire'li deniz nakliyatçılarının Hükümet tarafından Selanik'e yerleÅŸtirilmeleriyle, Yahudiler, 400 yıldır kesintisiz ellerinde bulundurdukları Selanik limanı iÅŸletmeciliÄŸini kaybetmiÅŸlerdir.



Yahudi cemaatinin bel kemiÄŸini oluÅŸturan ekonomik gücün kırılmasından sonra Yunan Hükümeti, Yahudilerin eÄŸitim kurumlarını hedef almaya baÅŸlamıştır. Yahudi öÄŸrenciler için faaliyet gösteren ve çoÄŸunluÄŸunu Fransız okullarının oluÅŸturduÄŸu, çok sayıda yabancı eÄŸitim kurumu kapatılmıştır. Ayrıca, ilkokullarda, Yunanca dışında bir dille eÄŸitim yapılması yasaklanmıştır. Günlük yaÅŸantılarında Yunanca’yı hiçbir zaman kullanmayan Yahudiler, ilk aÅŸamada Yunanca konuÅŸmaya zorlanmışlar, uzun vadede ise konuÅŸtukları ledinoyu veya Ä°braniceyi unutmaya mahkum edilmiÅŸlerdir.



Siyasi alanda ise, Venizelos baÅŸkanlığındaki Yunan Hükümeti Selanik Yahudileri ve Batı Trakya Türkleri’ni ayrı seçim bölgelerine koyarak, azınlıkların siyasi güç kazanmalarının, parlamentoya temsilci yollamalarının ve etkin bir muhalefet yapmalarının önüne geçmiÅŸtir.



Venizelos'un antisemitik politikasından güç alan bazı unsurlar, Selanik Yahudilerine son bir darbe vurmak için 29 Haziran 1931'de büyük bir gösteri düzenlediler. Gösteriye katılan 2.000 Yunanlı, Selanik'te 220 Yahudi ailesinin ikamet ettiÄŸi Kampbell mahallesine yönelerek, Yahudilere ve onlara ait binalara saldırmaya baÅŸladı. Saldırı sırasında yüzlerce Yahudi yaralandı. Ancak, mahalleyi tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan kalabalık, aralarında sinagog, okul, cemaat merkezi ile hahamın ve doktorun ikametgahlarının da bulunduÄŸu çok sayıda binayı ateÅŸe verdi. Yangın kısa sürede, yüzlerce yıllık Yahudi mahallesini kül etti.



Yangın kendi kendine sönmeye baÅŸlayana kadar olaylara müdahale etmeyen Yunan polisi, olayın faillerini ve Yahudi düÅŸmanı kalabalığı yönlendiren ele baÅŸlarını yakalayamadı. Fakat, bölgede aynı dönemde gerçekleÅŸtirdikleri antisemitik eylemler ve dağıttıkları Yahudi aleyhtarı broÅŸürler, olayın Kosmidis ve Haritopoulos liderliÄŸindeki Ethniki Enosis Ellas (Ulusal Helen BirliÄŸi) tarafından planlanıp gerçekleÅŸtirildiÄŸinin kanıtları olarak gözükmekteydi. Yine de bu örgütün hiçbir mensubu yakalanmadı.



Kampbell'de gerçekleÅŸtirilen pogrom hareketi, Yunanistan ve özelde Selanik Yahudilerinin maruz kaldığı ne ilk ne de son saldırıydı. Ama, sistematik hazırlanışı, çabuk icra ediliÅŸi ve en önemlisi, devlet güçlerinin bu eylem sırasında ve sonrasında tepkisiz kalışları, Kampbell olayına ileride gerçekleÅŸecek olayların habercisi olma özelliÄŸini kazandırdı. Nitekim, çok kısa bir süre sonra Temmuz 1931'de, bu kez Selanik'in Harilaos mahallesinde bir sinagog kundaklandı, bunu 15 numaralı mahallede, Yunanlı bir grubun Sefardim Yahudilerine saldırması izledi. YoÄŸunlaÅŸan antisemitik eylemlerin, diÄŸer ülkelerde tepkiye yol açması dolayısıyla, Yunan Hükümeti tıpkı 1913'te olduÄŸu gibi, göstermelik bazı tedbirler aldı. Yahudi mahallelerine saldırılarda bulunanlar, yargı önüne çıkarıldı. Fakat, bu kiÅŸilerin hepsinin serbest bırakılması, önlemlerin ne denli samimiyetsiz olduÄŸunu gözler önüne serdi.



Hükümet aldığı önlemlerin samimiyetsizliÄŸini, Yunanistan'da yaÅŸayan Yahudilerin ülke dışına gönderdikleri mektuplara el koyarak daha da artırdı. Bu yolla, ülkede Yahudilere karşı yürütülen eylemlerin ulaÅŸtığı boyutların yabancı kamuoylarına duyurulmasının önüne geçilmeye çalışılıyordu.



1936'de Venizelos'un iktidardan uzaklaÅŸtırılması, cumhuriyet yönetiminin laÄŸvedilmesi, II. George'un tahta geçirilmesi ve krallık rejiminin yeniden kurulmasıyla Yunanistan'da yeni bir dönem baÅŸladı. BaÅŸbakan Metaxas'ın diktatoryal bir yönetim sergilediÄŸi bu dönemde, Venizelos zamanında yoÄŸun saldırılara maruz kalan Yahudiler nispeten rahat bir ortama kavuÅŸtular. Ancak, Ä°kinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle, Yunanistan Yahudileri için tarihin en acı sayfalarından biri daha açıldı.



Ä°kinci Dünya Savaşı'na yol açacak geliÅŸmeler ortaya çıkarken, Avrupa'nın büyük bölümünde olduÄŸu gibi, Yunanistan'da da faÅŸistler güç kazanmaya baÅŸladılar. Yükselen faÅŸizmin ilk hedefi Yahudiler oldu. 1939-1941 dönemi yerli faÅŸistlerin Yahudiler üzerinde uyguladıkları baskılarla geçti. Ancak Yahudiler için asıl olumsuz geliÅŸmeler Yunanistan'ın Almanlar tarafından iÅŸgal edilmesiyle baÅŸladı.



Selanik'e girmelerinden hemen sonra Almanlar ilk iÅŸ olarak, Yahudilerin çıkarmakta olduÄŸu tüm gazeteleri kapattılar. Cumhuriyet yanlısı Yahudilerin kurmuÅŸ olduÄŸu dernekler dağıtıldı. Tüm Yunanistan Yahudilerinin dörtte üçünü oluÅŸturan 56.000 Selanik Yahudisi, Alman askerlerinin ve onların Yunanlı iÅŸbirlikçilerinin vahÅŸetine maruz kaldılar. Nazi iÅŸbirlikçisi Yunanlıların başında BaÅŸbakan Ioannis Rallis gelmekteydi.



11 Temmuz 1942'de Kuzey Yunanistan'daki Alman iÅŸgal ordularının komutanı General von Krenzki, Selanik'teki tüm erkek Yahudilerin kentin meydanında toplanmalarını emretti. Yahudilere, çalışmaları için iÅŸçi kartı dağıtılacağı söylenmekteydi. 10.000 kadar Yahudi o gün akÅŸama kadar Alman askerleri tarafından dövüldü. Ertesi gün de kentin batısındaki bataklık alana gönderildiler. Burada çoÄŸu sıtma hastalığına yakalandı.



Åžubat 1943'te Alman iÅŸgali altındaki bölgelerin yönetimini Nazi SS komutanlarının devralmasıyla birlikte, Yahudiler toplama kamplarına gönderilmeye baÅŸlandılar. Nazilerin Yunanlı iÅŸbirlikçileri bu durumdan son derece hoÅŸnuttular. Özellikle Yahudilerin boÅŸalttıkları alanların, Almanlar tarafından Yunanlılara verilmesini memnuniyetle karşılamaktaydılar. Selanik'in büyük Yahudi mezarlığı, üniversitenin geniÅŸletilmesi bahanesiyle Selanik belediyesinin kullanımına verildi. Kısa sürede, Yunanlılar bu mezarlığı tamamen tahrip ettiler. Mezar taÅŸları kırıldı. Bazıları evlerin inÅŸaat malzemesi olarak kullanıldı. Selanik'teki Agios Dimitrios kilisesinin döÅŸemelerinde bugün bile, o dönemden kalan Yahudi mezar taÅŸlarını görmek mümkündür. Mezarlığın yanı sıra, Yahudilerin boÅŸalttığı evler, dükkanlar ve sinagoglar da Yunanlılara verildi. Yunanlılar evleri ve dükkanları kullanırken, okul, sinagog, kütüphane gibi binaları tahrip ettiler. Bu nedenle, 30 sinagogtan sadece bir tanesi savaÅŸ bittiÄŸinde ayakta kalabilmiÅŸti.



ÖÄŸretim üyesi Polihronis K.Enepekidis tarafından 1969 yılında kaleme alınan ve tesadüfen Atina'daki bir kitapçıda bulunan "Yahudilerin Yunanistan'dan Kovulmaları, 1941-1944/SS Gizli Belgelerine Dayanarak" adlı kitapta yer alan, 2. Dünya savaşından önce tüm Yunanistan'daki 77.377 Yahudi’den yüzde 87'sinin Almanlara teslim edildiÄŸini gösteren bir liste ise olayın gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.



Sözkonusu kitapta; “Yunanistan'daki Yahudilerin el konulan mülklerinin Maliye Bakanlığı tarafından oluÅŸturulan Yahudi mülklerinin idaresi komisyonu tarafından Yunan devletine devredildiÄŸine, Yahudilerden toplanan paralarla oluÅŸturulan fonun Selanik'teki Makedonya Genel Valisi Simeonidis tarafından, Bulgarların Trakya'dan kovaladıkları Yunanlı göçmenleri yerleÅŸtirmek için kullanıldığına, Yanya'dan toplanıp götürülen Yahudilerin ÅŸehirden çıkarılması sırasında "Yunanlıların yüzlerinde rahatlıkla görülebilecek olan gizli bir mutluluk ile Yahudilerin ÅŸehirlerden çıkışını izledikleri"ne, Yunanistan'daki Yahudilerin tutuklanması sırasında Yunan emniyet makamlarının Almanlara en fazla yardımı gösterdiklerine, Batı Trakya bölgesinde Ä°skeçe, Dimetoka ve DedeaÄŸaç'taki Yahudilerin 2. Dünya Savaşı sırasında yaÅŸam koÅŸulları ve toplama kamplarına götürülmelerine Alman belgelerine atıfta bulunarak yer verilmektedir. .



Günümüzde Yunanistan'da Antisemitik Eylem ve Tutumlar



Bugün Yunanistan'ın çeÅŸitli bölgelerinde yaÅŸayan Yahudi azınlığın nüfusu 6.000 civarındadır. II. Dünya Savaşı sırasında yaÅŸanan soykırım olaylarından sonra 10.000 civarına düÅŸen Yahudi nüfusunun, savaşın sona ermesinden bugüne daha da azalmasının iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi, 1948'de Ä°srail devletinin kurulmasından sonra, dünyanın pek çok yerinde olduÄŸu gibi, bazı Yunanistan Yahudilerinin de yüzlerce yıldır yaÅŸadıkları toprakları terk ederek Ä°srail'e göç etmeleridir. Ä°kinci ve daha çarpıcı olan neden ise Yunanistan'da, savaÅŸ öncesinde olduÄŸu gibi, savaÅŸ sonrasında da devam eden antisemitizm hareketleri sonucunda bir çok Yahudinin bu topraklardan ayrılmak zorunda kalmasıdır.



Yunanistan Yahudilerini son derece rahatsız ÅŸartlar altında yaÅŸamaya mecbur eden antisemitik uygulamalar günümüz Yunanistan’ında da devam etmektedir. Yunan toplumundaki antisemitik eÄŸilimler, din, eÄŸitim, yasama-adalet iÅŸleri ve politika boyutlarında ele alınabilir.



1-Dini Boyut



Antisemitizmin Yunan toplumundaki dini motiflerini ortaya koyabilmek için öncellikle Hıristiyanlığın Yunan toplumunun yapısındaki köklü ve etkin rolüne bakmak gerekmektedir. Yunan bağımsızlık savaşında ve Yunanistan devletinin kurulması aÅŸamasında Hıristiyanlığın etkisi tartışılmazdır. Avrupa Komisyonu'nun 1995'de gerçekleÅŸtirildiÄŸi bir kamuoyu yoklaması da bu olguyu destekler ÅŸekilde, Yunanlıların Avrupa BirliÄŸi üyesi ülke vatandaÅŸları arasında en dindar toplum olduÄŸunu göstermektedir.



Bugün Yunan toplumunun etnik ve dini homojenliÄŸi o kadar fazladır ki, azınlıkların bu topluma entegre olması son derece güçtür. Yunanistan Anayasası'nın devlet ve kilise iliÅŸkilerini düzenleyen 3. maddesi, öncellikle dinin Hıristiyan Ortodoks dini olduÄŸunu ve kutsal metinlerin DoÄŸu Ortodoks Hıristiyan Kilisesi'nin ön izni olmaksızın deÄŸiÅŸtirilemeyeceÄŸini kurala baÄŸlamaktadır. Bu durum, sistemin laikliÄŸi ve buna baÄŸlı olarak da din ve vicdan hürriyetlerinin gerçekleÅŸebilmesi konusunda bir takım kuÅŸkular uyandırmaktadır. Zira bir devlet yönetiminde laiklikten bahsedebilmek için, devletin resmi bir dininin bulunmaması ve devlet iÅŸlerinin idaresinde bir dinin mensuplarının diÄŸerlerinden üstün tutulmaması gereklidir.



Oysa antisemitik görüÅŸün temsilcisi olan bazı din adamları geçmiÅŸte olduÄŸu gibi günümüzde de, halen Siyonist veya Yehova Åžahitleri karşıtı cephe görünümünü sergilemektedirler. Bu çevreler, Siyonizmi "Dünya'yı ele geçirmek üzere tasarlanmış bir Yahudi planı", Yehova ÅžahitliÄŸini ise "bu amaç için Yahudiler tarafından kurulmuÅŸ ve kontrol edilen bir mekanizma" olarak tarif etmektedir. Ortodoks Kilisesi'ne baÄŸlı metropolitlerdeki din adamlarının zaman zaman su yüzüne çıkan antisemitik tutumlarının sorumluluÄŸunu, Kilise üzerine almamaktadır. Kilise yetkilileri bu metropolitliklerin idari olarak bağımsız olduklarını, dolayısıyla bu hareketleri engelleme imkanlarının bulunmadığını belirtmektedirler.



Antisemitik söylem içinde bulunan merkezlerden biri, Khalkis MetropolitliÄŸi'dir. 1980'lerin sonunda, bu metropolitlik tarafından yayınlanan ve halka dağıtılan broÅŸürlerde, "Hıristiyanlığın ve Yunanistan'ın düÅŸmanı olan ateÅŸten, koleradan, yılandan ve kurttan daha kötü olan Yahudilerin yaÅŸadıkları yerlerden kovulmaları" istenmekteydi. Bu dönemde, Florina Metropoliti Avgustin Kantiotis'in halka dağıtılan vaaz kasetlerinde de, Yunan halkı Yahudilere karşı galeyana getirici bir üslup kullanılmaktaydı. Korint Metropoliti Panteleimon Karanikolas'ın 1980'de yayınladığı Yahudiler ve Hıristiyanlar adlı kitapta ise, "insanların kanını emen Yahudilerin gücünden" söz ediliyordu.



Bazı Ortodoks din adamlarının bireysel Yahudi karşıtı eylemlerinin yanı sıra, Yunanistan'da dini nitelikli örgütlerin yürüttüÄŸü sistemli antisemitik faaliyetler de yapılmaktadır. Kosmos Flamistos ve Hagia Agathangelos Esfigmenites gibi örgütler, Yahudileri "Yunan düÅŸmanı", "masonların ve siyonistlerin iÅŸbirlikçileri" olarak nitelendirmekte ve "bu hain Yahudilerin Yunanistan'dan sürülüp atılmalarını" istemektedirler. Ortodoksos Tipos ve Dinamis adlı yayın organlarında yer alan, çoÄŸu imzasız yazılarda da, Yahudiler "Hıristiyan ve Yunan düÅŸmanı" olarak lanse edilmektedir.



2-EÄŸitim



Yunan eÄŸitim sistemi tutucu bir yapıya sahip olup devletin sıkı denetimi altındadır. EÄŸitim ve Din Ä°ÅŸleri Bakanlığı tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde, 12 ders yılının onunda zorunlu din dersi okutulmaktadır.



1988'de Merkezî Musevi Kurulu (MMK) - Central Jewish Board- müfredatta yer alan antisemitik metinleri tespit ederek, ortadan kaldırmak için bir çalışma baÅŸlatmış ve EÄŸitim ve Din Ä°ÅŸleri Bakanlığı’na bu amaçla baÅŸvuruda bulunmuÅŸtur. Bakanlık olaya ilgi göstermekle birlikte, deÄŸiÅŸiklikleri uygulamaktan sorumlu olan Pedagoji Enstitüsü, MMK'nın hazırladığı raporda yer alan deÄŸiÅŸiklik tekliflerine konu olan metinlerin ciddi antisemitik unsurlar içermediÄŸi gerekçesiyle bu teklifleri reddetmiÅŸtir. Merkezî Musevi Kurulu'nun yayın organı olan Information Bulletin'in 1 Temmuz 1988 tarihli nüshasında, Yunanistan okul kitaplarında yer alan, Yahudi karşıtı metinleri gözler önüne seren bir makale yayınlanmış ama Yunanistan eÄŸitim makamları bu konuyu gündemlerine almaktan kaçınmışlardır.



Kostas Simitis baÅŸkanlığındaki Yunan hükümetine yapılan bir baÅŸvuru çerçevesinde, okul kitaplarındaki Yahudi karşıtı söylemin deÄŸiÅŸtirilmesi için 1997'de bir çalışma yapılmış, ancak bu çerçevede bu tür metinlerin sadece altıda biri kitaplardan temizlenebilmiÅŸtir.



3-Yasama ve Adalet Ä°ÅŸleri



Yunanistan'da, 1979 yılında ırk ve milliyet ayrımına karşı 1927 sayılı bir kanun yürürlüÄŸe girmiÅŸtir. Buna göre, "her kim bilerek sözlü veya basın yoluyla yahut yazılı olarak veya resimlemeler ve sair metodlarla, toplumda açık ÅŸekilde, ırk veya milliyete dayalı ayrımcılığı, nefreti veya ÅŸiddeti kışkırtacak hareketlere teÅŸebbüs eder ise iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılır." Bu cezalar aynı zamanda, "ırk ayrımına yönelik örgütlü propaganda veya diÄŸer faaliyetler yürütmek amacıyla teÅŸkil edilmiÅŸ örgütleri kuran veya bunlara üye olanlar" için de uygulanır. Kanunun yürürlüÄŸe girmesinden beÅŸ yıl kadar sonra, MMK'nın talebi üzerine sosyalist eÄŸilimli PASOK Partisi'nin desteÄŸiyle, bu kanunda deÄŸiÅŸikliÄŸe gidilmiÅŸtir. YürürlüÄŸe giren 1419 sayılı kanun, din sebebiyle ayrımcılığı da, ırk ve millet ayrımı yasağına eklemiÅŸtir. Ancak, bu iki yasa çok nadir olarak uygulanmakta ve Yunan mahkemeleri, çoÄŸunlukla Yahudilere yönelik bu tür yayınların antisemitik niteliÄŸini yeterince belirgin bulmayarak, yasal iÅŸlem yapmamaktadır.



Bu duruma örnek olarak, MMK'nın Stohos gazetesi aleyhine açtığı dava verilebilir. Açılan dava henüz bir sonuca ulaÅŸmadan tarafların gazetede tekzip yayınlanması konusunda anlaÅŸmış ve bu sebeple dava düÅŸmüÅŸtür.



Bir diÄŸer örnek, Girit Ortodoks Kilisesi'nin, Girit Yehova Åžahitleri Kilisesi aleyhine açtığı ve Kilise'nin tüzel kiÅŸiliÄŸinin kaldırılmasını talep ettiÄŸi davadır. Mahkeme 1984 yılında verdiÄŸi kararda aÅŸağıdaki ifadelere yer vermiÅŸtir:



"Yehova ÅžahitliÄŸi sadece Hıristiyan ve Yunan karşıtı bir hareket deÄŸil, aynı zamanda Dünya Teokratik Yahudi-Siyonist devletini kurmayı hedefleyen bir oluÅŸumdur. Bir din deÄŸil; Tanrı öÄŸretisini en vahim derecede yozlaÅŸtıran ve Kudüs merkezli Dünya Siyonist Ä°mparatorluÄŸu'nu kurmayı amaçlayan, YahudiliÄŸe baÄŸlı uluslararası politik ve ekonomik bir örgüttür. Bu kiÅŸiler bilerek veya bilmeyerek ÅŸeytanın aletidirler. Yunanistan'ın uygarlığa hiçbir katkısı bulunmadığını iddia eder, Hıristiyan dünyasının yıkılmasını umar ve Ä°srail'den baÅŸka hiçbir anavatan kabul etmezler."



Yasama organının faaliyeti ile ilgili olarak eklenebilecek bir husus da Yunanistan'da antisemitik nitelikte hiçbir yasanın yürürlükte bulunmadığıdır. Yani, Yunan Hükümeti sistematik bir antisemitizm yürütmemektedir. Ancak, uygulamada ortaya çıkan durum, Yunan halkının çeÅŸitli katmanlarında Yahudi karşıtlığının yerleÅŸmiÅŸ olduÄŸunu gözler önüne sermektedir.



4-Politika



Yunanistan siyasetinin önemli unsurlarından Yunanistan Komünist Partisi (KKE) Ä°srail'i her zaman emperyalist Amerika'nın OrtadoÄŸu'daki temsilcisi olarak görmüÅŸ ve anti-siyonizmin komünist politikanın ayrılmaz bir parçası olduÄŸunu ifade etmiÅŸtir. Öte yandan, sosyalist eÄŸilimli PASOK antisemitizmi kınamakla birlikte, zaman zaman antisemitik politikalar izleyerek genel çizgisiyle çeliÅŸkiye düÅŸmektedir. DiÄŸer güçlü parti olan, Yeni Demokrasi Partisi ise istikrarlı bir ÅŸekilde antisemitizmin karşısında durmaktadır. ÖrneÄŸin, 1982'de solcuların Ä°srail ve Yunanlı Yahudilere saldırıları sonrasında, antisemitizm konusunu parlamentoya taşıyan, bu partinin 5 milletvekili olmuÅŸtur.



Ä°srail'in 1982'de Lübnan'ı iÅŸgal etmesinden sonra, siyasal partilerin söyleminde yer alan Ä°srail ve Yahudi karşıtlığı unsuru hissedilir derecede artmıştır. PASOK lideri Andreas Papandreu, bu dönemde yaptığı bir konuÅŸmada, Ä°srailliler ile Naziler arasında benzerlik kurdu. Hatta, bir PASOK milletvekili, Yoannis Kutsoyannis, Yunan Parlamentosu'nda Yunanistan'da 1967'de gerçekleÅŸtirilen askerî darbenin arkasında bile "Yahudilerin ve Masonların" bulunduÄŸunu ifade etti.



Yakın geçmiÅŸte, Yunan siyasetinde yaÅŸanmış en çarpıcı Yahudi karşıtı eylem, 1996'da Yeni Demokrasi Partisi milletvekili George Karatzaferis'in, Profesör Christos Rozakis'in, DışiÅŸleri Bakan Yardımcılığı görevine atanmasına karşı çıkarken, Rozakis'in Yahudi asıllı olmasına vurgu yapmasıdır. Karatzaferis'in Kasım 1996'da baÅŸlattığı bu kampanyadan yaklaşık iki ay sonra Rozakis görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.



Öte yandan, 1998'de Yunanistan DışiÅŸleri Bakanlığına getirilen Yorgo Papandreu da annesinin Yahudi olduÄŸu iddiasıyla, antisemitik çevrelerce yıpratılmaya çalışılmış, bu olay bir kez daha siyasi alanda antisemitizmin yansıması olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. MuseviliÄŸe göre din anneden çocuÄŸa intikal eder. Babanın dini ne olursa olsun, Musevi anneden doÄŸan çocuk Musevi olarak kabul edilir. Dolayısıyla Papandreu'yu hedef alan giriÅŸimler bu anlayışı temel almışlardır.



5-Toplumsal Örgütler



Son yıllarda birçok antisemitik grup, politik parti veya örgüt çatısı altında antisemitik politikalarını meÅŸrulaÅŸtırma giriÅŸimlerinde bulunmaktadır. Bunların çoÄŸu aşırı saÄŸcı gruplardır. Bu örgütler, sonuçta birleÅŸmekle birlikte, birbirinden çok farklı ideolojilere sahip üç ayrı grup olarak ele alınabilir. Dini antisemitizm, politikaya Hıristiyan Demokrasi Partisi ile girmiÅŸtir. Bu partinin tek siyasal baÅŸarısı 1985'de sosyalist PASOK ile yapılan iÅŸbirliÄŸi anlaÅŸması neticesinde, Parti lideri Nikos Psaroudakis'in parlamentoya girmesidir. Psaroudakis Yunanistan'da en tanınmış antisemitikler arasında yer almaktadır. Psaroudakis'in çalışmaları arasında, antisemitik yayınların en önemlileri arasında yer alan “Protocols of the Elders of Zion” adlı eserin Yunanca tercümesi de bulunmaktadır.



DiÄŸer bir yahudi karşıtı grup da aşırı saÄŸcı örgütlerdir. Bunlar arasında, Kostas Plevris'in 1960'da kurduÄŸu "4 AÄŸustos" örgütü (Plevris'in hapsedilmesi ve örgütün yasadışı ilan edilmesinin ardından "Hareket" adı altında yeniden yapılandırılmıştır) önemli bir yere sahiptir. "Hareket" 1977'de Ulusal Parti ile birleÅŸmiÅŸtir. Ä°ki yıl sonra ise adını ENEK (diÄŸer adıyla "Ulusal Milliyetçi Hareket") olarak deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. Parti, siyasi faaliyetin yanı sıra antisemitik kitapların yayınlandığı bir yayınevi de kurmuÅŸtur. Söz konusu parti bugün politik olarak aktivitesini yitirmiÅŸ olmakla birlikte, yayınevi halen faaliyetini sürdürmektedir.



Neo-Nazi eÄŸilimler taşıyan örgütler arasında, 1981'de kurulan ve Nikolaos Michaloliakos'un genel sekreterliÄŸini yaptığı "Halk Cephesi" (Laikos Syndesmos) en çarpıcı olandır. Son derece güçlü antisemitik, yabancı düÅŸmanı ve ultra-milliyetçi görüÅŸler bu örgüt tarafından savunulmaktadır. Örgütün yayınladığı aylık, Hrisi Avgi- Altın Åžafak dergisinin tüm Yunanistan'da okuyucu kitlesi bulmaktadır. Esasen Michaloliakos'un genel sekreteri bulunduÄŸu Halk Cephesi örgütü, Yunanistan kanunlarına göre kurulmuÅŸ bir örgüttür. Michaloliakos asıl antisemitik faaliyetlerini Altın Åžafak dergisi etrafında yoÄŸunlaÅŸtırmaktadır. Bu noktada, Michaloliakos'un aslında yasal Halk Cephesi örgütünü bir paravan olarak kullanarak, bunun arkasında Yahudi karşıtı Altın Åžafak örgütünü oluÅŸturduÄŸunu söylemek mümkündür. Son yıllarda örgütün faaliyetlerinde gözle görülür bir artış gözlemlenmektedir.



6-Antisemitik Yayınlar



Yunanistan'da antisemitizmin varlığının en saÄŸlıklı ölçütlerinden birisi de, bu doÄŸrultuda yayın yapan basın ve yayın organlarıdır. Antisemitik eÄŸilimli gazetelerden en köklü olanı haftalık Stohos gazetesidir. Bu gazete, antisemitik içerik taşıyan “Protocols of the Elders of Zion” adlı kitabı bir yazı dizisi halinde yayınlamıştır.



DiÄŸer bir antisemitik eÄŸilimli gazete de Eleftheri Ora'dır Elefteri Ora'nın yayıncısı G.Michalopoulos, Nei Anthropi adlı bir baÅŸka küçük gazetenin de sahibidir.



Daha geniÅŸ kitlelere seslenebilen antisemitik eÄŸilimli televizyon kanalları arasında da Tele-City, Tele-Tera ve Channel-67'yi saymak mümkündür. Bu kanallarda sistemli olarak Yahudi düÅŸmanlığı konusu iÅŸlenmekte ve aralarında Kostas Plevris gibi isimlerin de bulunduÄŸu önde gelen Yahudi karşıtlarına programlar yaptırılmaktadır.



7-Yahudi Karşıtı Eylemler



Yunanistan'da yaÅŸanan antisemitik olaylardan biri, 26 Temmuz 1987'de Volos'ta gerçekleÅŸmiÅŸtir. Olayda, sprey boyalarla sinagog ve Yahudilerin iÅŸlettiÄŸi dükkanların duvarlarına tehditler içeren yazılar yazılmış ve bu dükkanlardan birisine hasar verilmiÅŸtir. Bölgede yaÅŸayan Yahudi cemaatinin, bu olay üzerine polis komiserine yazdığı mektupta, bu tarzda ÅŸiddet olaylarının ve hatta daha ciddi olayların gelecekte vuku bulabileceÄŸi konusundaki endiÅŸeler dile getirilmiÅŸtir. 1989'da gerçekleÅŸen benzeri bir olayda, Nazilerce toplama kamplarında katledilen 5.000 Yunanistan Yahudisi adına yaptırılmış olan anıt hasara uÄŸratılmıştır.



Bir diÄŸer olay ise, 1989'da Avrupa Basketbol Åžampiyonası sırasında gerçekleÅŸmiÅŸtir. Maccabi Tel Aviv takımı oyuncularının Dachau toplama kampını ziyaretleri sırasında, bir grup fanatik Yunanlı taraftar "Hitler size iyi yaptı", "YaÅŸasın Hitler", "Yahudi domuzları sizleri sabun yapacağız" diye bağırarak, oyunculara hareketler yaÄŸdırmışlardır. Yunanistan Hükümeti, bu olayın Ä°srail ile iliÅŸkilerini olumsuz etkileyebileceÄŸi endiÅŸesiyle, derhal bir açıklama yaparak olayı kınadığını ve üzüntüyle karşıladığını belirtmiÅŸtir.



18 Mart 1997'de Trikala'daki Yahudi mezarlığındaki bazı mezar taÅŸları aşırı milliyetçi Yunanlılar tarafından tahrip edilmiÅŸ, Yunanistan Merkezi Musevi Kurulu'nun bu olayı kınamasına raÄŸmen Yunan makamları suçluların yakalanması konusunda gerekli hassasiyeti göstermemiÅŸlerdir. Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra 23 Nisan 1998'de Merkezi Musevi Kurulu'nun Atina'daki bürolarının bulunduÄŸu binaya bombalı bir saldırı gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu olay üzerine, Konsey'in Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Moses Kostantinidis, Yunanistan Hükümeti'nin 1993'te kaldırdığı tam gün koruma hizmetinin yeniden baÅŸlatılmasını talep etmiÅŸtir.



23 Temmuz 1997 günü ABD DışiÅŸleri Bakanı yardımcısı John Shuttack’ın basına açıkladığı din özgürlüklerini korumayla ilgili raporunda, Yunanistan’da Ortodoksluk hariç, diÄŸer dini doktrinlerin serbest çalışmalarına engel olunduÄŸu bildirilirken, Yunan devletinin Yehova Åžahitleri’ne çıkardığı güçlüklere ayrıntılı ve geniÅŸ ÅŸekilde atıfta bulunulmuÅŸ, Yunanistan’da Katolik kilisesi liderlerinin ve Yahudi toplumu temsilcilerinin Parlamento tarafından özellikle Ortodoks olmayan kiliselere darbe indiren vergi kanununun oylanmasına gösterdikleri tepkiye iÅŸaret edilmiÅŸtir.



7 Mayıs 2000'de Yahudi Soykırımı'nın 57. yıldönümü vesilesiyle Selanik Yahudi cemaati tarafından düzenlenen anma toplantısına ve diÄŸer etkinliklere Selanik Belediye BaÅŸkanı'nın katılmaması Yahudi cemaati tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Cemaat BaÅŸkanı Andreas Sefiha bir kınama bildirisi yayınlayarak, Yunanistan'daki Yahudi mezarlıklarına, sinagoglarına ve soykırım anıtlarına yapılan saldırıların süreklilik kazanmasının ardında, Yunanistan hükümet yetkililerinin, Selanik Belediye BaÅŸkanı'nın kayıtsız tutumu gibi, antisemitik eylemlere karşı tepkisiz kalmasının yattığının altını çizmiÅŸtir. Sefiha, bildirisinde ayrıca, ABD DışiÅŸleri Bakanlığı'nın terör ile ilgili raporunda, Musevi hedeflerine yönelik saldırıların faillerinin hala bulunamamasından ve Ortodoksların, diÄŸer dinlere ve mezheplere mensup kiÅŸilerden resmen üstün tutulmasından Yunan hükümetinin sorumlu olduÄŸu yönündeki tespitin bir ölçüde doÄŸru olduÄŸunu, eskiden 503 Yahudi subayın bulunduÄŸu Yunan ordusunda 2000 yılında hiç bir Yahudi subayın kalmamasının ve Yahudilerin devlet mekanizmasının üst kademelerine yükselememesinin ardında bu ayrımcı politikanın yattığını vurgulamıştır.



Sefiha'nın bu açıklamaları Yunan Hükümeti'nde hiçbir olumlu etki ve karşılık bulmamıştır. Nitekim, aradan bir ay bile geçmeden, 27 Mayıs 2000'de Atina'nın Egaleo semtindeki 3. mezarlığın bir bölümünü oluÅŸturan Yahudi mezarlığına giren kimliÄŸi meçhul kiÅŸiler, mezar taÅŸlarına ve Yahudi Soykırım Anıtı'na sprey boyalarla gamalı haç deseni çizerek antisemitik sloganlar yazmışlar, failler ise yine ele geçirilememiÅŸtir.



23 Haziran 2002 günü, Rodos adasında, Kaleiçi'ndeki Evreon Martiron meydanında, "Nazi kamplarında öldürülen Rodos ve Ä°stanköylü 1604 Yahudi’nin anısına" açılan Yahudi anıtına, 02 Temmuz 2002 günü akÅŸamı gerçekleÅŸtirilen saldırıda, anıt üzerindeki bazı mermerler kırılmış ve yazılar kazınmak suretiyle silinmeye çalışılmıştır. DiÄŸer taraftan, Yunanistan Laos (Halk) Partisi baÅŸkanı ve aynı zamanda milletvekili olan Yorgos Karacaferis’in saldırıya uÄŸrayan Yahudi anıtının açılış töreni öncesinde, Rodos belediye baÅŸkanına bir mektup göndererek, anıtın açılmasına karşı olduÄŸunu ve geliÅŸmeleri kınadığını belirtmiÅŸ olması ise bu olayın habercisi gibi gözükmektedir.



SaÄŸ eÄŸilimli haftalık Stohos gazetesinin 20 Åžubat 2003 tarihli sayısında yayınlanan bir yazıda; mal sahibi Rodoslu Yahudilerin, Agios Panteleimonas adlı ilkokulun bulunduÄŸu binayı 31 yıldır kullanmasından dolayı, Rodos valiliÄŸinden bu yılların kirasını talep etmelerini ve bu talebin mahkeme tarafından haklı görülmesi ile Rodos'un eski ÅŸehir bölgesindeki maÄŸaza iÅŸletmecilerinin çoÄŸuna karşı toplu davalar açmalarının, Yahudilerin tahrik dolu giriÅŸimleri olarak adlandırıldığı ve bunun arkasında siyasi amaçlarından baÅŸka, inandıkları tek tanrı olan paranın yatmakta olduÄŸu yorumuna yer verilmiÅŸtir.



Yahudi mezarlığındaki mezarların kirletilmesi ve mezarlar üzerine gamalı haç ve neonazizm yanlısı sloganlar yazılması nedeniyle, 18 Ekim 2003 tarihinde Yanya Yahudi toplumu, Cenova Ä°nisiyatifi ve Yanya Üniversitesi tarafından valilik binası önünde faÅŸizm aleyhtarı bir miting düzenlenmiÅŸtir.



"Avrupa Konseyi'nin Irkçılığı ve HoÅŸgörüsüzlüÄŸü Önleme Heyeti (ECRI)’nin yayınladığı 2003 yılı raporunda, Yunanistan'da 'anti-semitik' eylemlerin arttığı yönünde tespitte bulunulmuÅŸtur.



Yunan basınında Yahudi düÅŸmanlığı öylesine körüklenmektedir ki, hükümetin Ä°srail ile yaptığı anlaÅŸmalar dahi rahatlıkla eleÅŸtirilebilmektedir. 20 Kasım 2003 tarihli ırkçı Stohos gazetesinde, "Yahudi KurÅŸunları" baÅŸlığı altında yayınlanan bir yazıda, Yunan Emniyet TeÅŸkilatı’nın Ä°srail'den mermi alınması nedeniyle eleÅŸtirildiÄŸi görülmüÅŸtür.



Sonuç olarak, günümüzde Yunanistan'da antisemitizmin mevcudiyetinden ÅŸüphe duymak mümkün deÄŸildir. Antisemitizm bazen sadece fikir ve düÅŸünce temelinde kalmakta, bazen söylemlere yansımakta ama bazen de yukarıda örnekleri verildiÄŸi gibi eylem alanına dökülmektedir. Tarihsel kökenler ve 20. yüzyılın son yıllarında yaÅŸanmaya devam eden eylemler göz önüne alındığında, antisemitizmin 21. yüzyılda da Yunan toplumunun en önde gelen duygusal bileÅŸenlerinden biri olmaya devam edeceÄŸi söylenebilir. Modern bir ulus-devletin gereÄŸi olarak laik bir yapı, hukukun üstünlüÄŸü, ırk ve din ayrımcılığının reddi gibi ilkeleri yönetim anlayışının temeline oturtması gereken Yunanistan hükümetlerinin bu yöndeki çabaları pratik alana dökülmeyen söylemsel ifadelerden ibaret kalmaktadır. Avrupa BirliÄŸi üyeliÄŸinin getirdiÄŸi bazı sorumluluklar ve zorunluluklar çerçevesinde, azınlıklara yönelik sözde iyileÅŸtirmelere gidilse de, Yunanistan'daki Türk; Makedon, Arnavut, Ulah azınlıkları gibi, Yahudi azınlık da Atina kaynaklı ayrımcılığı günlük yaÅŸamlarının her anında hissetmektedir.



Yunanistan Yahudilerini ve Yahudi soykırımı kurbanlarını anma günü ilan edilen "27 Ocak" vesilesiyle, 27 Ocak 2004 günü Atina konser salonunda düzenlenen törende Yunanistan Yahudi Cemaati tarafından dağıtılan, Yunanistan'daki Kayıp Yahudiler Listesi, 1943-1944:



















































































































































































































BÖLGELERE GÖRE

BELEDÄ°YELER


SAVAÅžTAN ÖNCE NÜFUS



SAVAÅžTAN SONRA NÜFUS



NÜFUSUN AZALMA ORANI


TRAKYA


 



 



 


Dimetoka Belediyesi


900



33



96%


KumçiftliÄŸi Belediyesi


197



3



98%


DedeaÄŸaç Belediyesi


140



4



97%


Gümülcine Belediyesi


819



28



97%


Ä°skeçe Belediyesi


550



6



99%


MAKEDONYA


 



 



 


Kavala Belediyesi


2.100



42



98%


Drama Belediyesi


1.200



39



97%


Serez Belediyesi


600



3



99,5%


Selanik Belediyesi


56.000



1.950



97%


Veria Belediyesi


460



131



72%


Kastorya Belediyesi


900



35



96%


Florina Belediyesi


400



61



85%


TESALYA


 



 



 


Trikala Belediyesi


520



360



31%


Larisa Belediyesi


1.120



726



35%


Volos Belediyesi


872



645



26%


ORTA YUNANÄ°STAN


 



 



 


Halkida Belediyesi


325



170



48%


Atina Belediyesi


3.000



1.930



36%


MORA


 



 



 


Patra-Agrinio Belediyesi


265



152



43%


EPÄ°R


 



 



 


Yanya Belediyesi


1.850



163



91%


Preveza Belediyesi


250



15



94%


Arra Belediyesi


384



60



84%


ADALAR


 



 



 


Korfu Belediyesi


2.000



187



91%


Zakinthos Belediyesi


275



275



0%


Hania (Girit) Belediyesi


350



77



78%


Rodos-Ä°stanköy Belediyesi


1.900



200



89%


TOPLAM


77.377



7.295



91%






 


‹‹‹ geri dön
Arşiv ››› 
 
  copyright © abttf.org
      Toplam : 1665685    Bugün : 126    Son : 19:39    Aynı anda : 16051
ABTTF
20. Dr. Sadik Ahmet Futbol Turnuvasi ve Kultur Soleni, 08.06.2014, Duisburg
FUEN 2015 Kongresi, 13-17.05.2015, Bati Trakya, Yunanistan
Avrupa Parlamentosu Geleneksel Azinliklar Intergrubunda Sunum, 14.03.2013, Strazburg
Bati Trakyaya Calisma Ziyareti, 17-20.09.2018
Berlin Buyukelciligi iftar 2015
Avrupa Konseyinde Yan Etkinlik, 25.04.2013, Strazburg, Fransa
Specials
Teknoloji