Forum! New!


Facebook
Twitter
 
Ziyaretçi Defteri

» 1    » 2    » 3    » 4    » 5    » 6    » 7    » 8    » 9    » 10    » 11    » 12    » 13    » 14    » 15    » 16    » 17    » 18    » 19    » 20    » 21    » 22    » 23    » 24    » 25    » 26    » 27    » 28    » 29    » 30    » 31    » 32    » 33   

tanışmak
11.02.2008

ne mutlu türküm diyen ecdat yadikarı batı tırakyalı kardeşlerm.sizlerle tanışmak çok isterim sizleri çok seviyoruz sizler bizim ecdat yadikarısınız.medeniyetin beşiği olan o ülkede sizlere yapılan haklıksızlara çok üzülüyoruz her konuda.sabredin onlar birgün hatalarını anlayacaklar.ecdatımız otopraklarda yüzyıllarca barış içinde yaşamışlar.onların bizlere yaptıklarına bakın.sözde intikam alıcaklarmış.masal karşılarında yetmiş milyon türkü bulurlar anadoludan yidikleri tokadı unutmasınlar.kıbbrısta boyunun ölçülerini aldılar bir avuç palikaryaya pabuç bırakmayız.onlarda biliyorlar.en işten saygılarımla. hepinize selamlar.

selahattin erol



08.02.2008

Konu : Gütersloh’da Batı Trakya Kültür Gecesi düzenlendi

sinir ettiniz beni banane bundan banane ya ben size trakyaya ait oyun adları diyorum siz bana neyi anlatıyorsunuz aaaaaa......

ebru



igneyi kendimize cuvaldizi baskasina
04.02.2008

Konu : GÜMÜLCİNE BELEDİYESİ'NE TÜRKLER ALINMIYOR

Objektif ve demokratik görüsleri yayinlamaktan cekinmeyiniz!Insanlar elestiriler sonucu dogruyu bulurlar.Gümülcine belediyesi Türk memur ve isci almamis!Hayret!Peki sizler ne bekliyordunuz? Ülke basbakani vakiflarimizin borlarininin silinecegini beyan etti.Peki neoldu?Silindimi borclar?Biz bu corbaci emperialist politikalara kanip HASAN AGAlari Yunan meclisine gönderdigimiz müddetce,belediyenin bizim insanimizdan memur vaya isi almasini cok bekleriz sevgili hemsehrilerim

metin mümin



3370/1955 sayılı YVK ve "19. Madde"...
01.02.2008

Konu : 19. madde mağdurları için bilgi formu

Avrupa Birliği’nde unutulan…

“Hukuka Aykırı”, dolayısıyla da “Hukuk Olmayan”
Hukuk Yoluyla

“ETNİK” TAHRİPLER / “ETHNIC” DESTROYİNGS

Y U N A N İ S T A N
“Uygarlığın beşiği devlet” mi ?
“Atina polis devleti” mi ?
“Atina polisinin devleti” mi ?

Sadece ve Tamamen
hala (2008) “YOKLAR” (?!?!) denen
“etnik” azınlıkların üyelerine karşı

3370/1955 sayılı
‘YUNAN VATANDAŞ(SIZ)LIK KANUNU’nun
“19. Madde” hükmüyle

“soydaş” (omogenis), açıkça“Yunan etnik kökenli” olmadıkları için,

“başka soydan” (allogenis), açıkça “Yunan’dan başka etnik kökenli” (Türk, Makedon, Arnavut, Ulah…)oldukları için

60 BİN’DEN FAZLASI
“vatandaşlık” hakkından yoksun bırakan
böylece, binlerce ailenin kapsadığı

“etnik” azınlıklar üyesi ENAZ 150 BİN kişiyi mağdur eden
ailesinden, azınlığından, vatanından koparan

B Ü Y Ü K “İ N S A N L I K” S U Ç U

Yrd.Doç.Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU
Hacettepe Üniversitesi Öğr. Üyesi


Giriş (1)

Yunanistan’da, “vatandaş”, “azınlık” ve “insan” haklarına aykırı birçok hüküm içeren ve “ulusal (iç) hukuku” bu yönde etkileyen 3370/1955 sayılı eski Yunan Vatandaşlık Kanunu, 3284/2004 sayılı yeni Kanun’un kabul edilmesiyle yürürlükten kalkmıştır.

En çok (11 Haziran 1998’de iptal edilen) “19. maddesi”yle nam salmış olmakla birlikte, eski Kanun’un (2) , sözkonusu haklara aykırı tek maddesi bu değildir. Tespitlerime göre, bu Kanun’un 5, 6, 10, 12, 13 ve 29. maddelerinin de, belirtilen haklara “uygun” olduklarını savunabilmek oldukça zordur.

Kanun’un hükümlerinde gözlenen başlıca özelliklerden biri, az-çok “normal” (makul) karşılanabilecek “yabancılar”a ek olarak, “ülke vatandaşları”nı da “Yunan etnik kökeninden” ve “Yunan’dan başka etnik kökenden” anlamlarına gelmek üzere, “soydaş/omogenis” ve “başka soydan/allogenis” olarak ikiye ayırmış olmasıdır. Bu ayrımın, ülkede, “kişisel” düzeyde de olsa “etnik” azınlıkların varlığına açık (sarih) “kanıt” oluşturduğu bir gerçektir. Bu açıdan bakınca, bunun, Türk, Makedon, Arnavut ve Ulah azınlıkların üyeleri nezdinde “iyimserlik” yaratması gerekirdi. Ancak, ne yazık ki sadece haklı “kuşku, kaygı ve korku” üretmiştir. Nitekim, “başka soydan/allogenis” Yunan vatandaşları olarak, sadece kendilerini kapsayan “19. madde” hükmü bile, bu kuşku, kaygı ve korkularının yersiz olmadığını, 60 binden fazlasını “vatandaşlık” hakkından yoksun bırakmak suretiyle açıkça ispatlamıştır. Kısaca, “19. madde” hükmüne de yansıdığı ve uygulamasında da görüldüğü gibi, Kanun’un ülke vatandaşlarını “soydaş/omogenis” ve “başka soydan/allogenis” olarak ikiye ayırmış olmasından amaç, “iyiniyet”ten uzaktır, dolayısıyla da “kötüniyetli”dir. Açıkça, sözkonusu ayrımdan amaç, vatandaşların, “çok-etnikli” ve “çok-kültürlü” ülke yapısıyla uyuşan bu niteliklerine dayanarak, varlıklarını tanımak değil, “etnik” tabakalaşmanın kaçınılmaz kıldığı “eşitsizlik” uygulamak üzere kimin kim olduğunu bilmek, safları belirlemek, bunun için de kaçınılmaz olarak “biz” ve “öteki” ayrımını, “önceden” (peşinen) yapmaktır.

Yine Kanun’un gözardı edilmemesi gereken önemli bir başka özelliği de kavramları ve hükümleri arasındaki ve içindeki karmaşadır. Bu durum, uzmanı olmayanlarca ve bir “sonuç” olan Kanun’u ortaya çıkaran ve uzun yıllar korunmasını sağlayan “nedenler”i dikkate almayanlarca “gelişigüzel” nitelenebilir.(3) Örneğin bu Kanun’da ve etkisiyle uygulamada sadece Yunan vatandaşlarına değil, yabancıya da yönelik resmi belgelerde, “vatandaşlık” anlamına geldiği düşünülebilecek ve yine “kuşku, kaygı ve korku” yaratacak şu kavramlara ve “özel” bilgi hanelerine yer verilmiştir.

“İthageneia”(4)
“Ypikootita (Ypikootis)-Ypikoos”(5)
“Politis”(6)
“Ethnikotita ve Ypikootita:………….”(7) (bir statü yazılacak boşluk),
“Ethnikotis Elliniki-Nationalite Hellenique-Hellenic Nationality”(8)
“İthageneia Elliniki-Nationalite Hellenique-Hellenic Nationality”(9)
“Ethnikotita/Nationality:.....Ypikootita/Citizenship:……...” (10)
“a. Nationality:.... b. Citizenship:.……….”(11)

Kanun’da, “vatandaşlığı” kaybetme (apoleia) nedenlerinin sayısı 8’dir ve her kaybetme nedeni, kendinin ne olduğunu özetleyen bir “tanım kavramı”na sahiptir. Sözkonusu nedenlerden ilk 6’sının tanım kavramı aynı olup “çıkmak (apovoli)”tır. Bundan da anlaşılacağına göre, bunların her birinde, vatandaşlığın kaybedilmesine/yokolmasına yolaçan esas irade, (devlet’in değil) ilgili “vatandaş’ın iradesi”dir. Son 2’sinin tanım kavramları ise sırasıyla “kaybetmek (apoleia)” ve “atılmak (ekptosi)”tır. Bunlarda esas irade, nedenleri kendine bağlanmaya, ilk 6’sında olduğu gibi gösterilmeye çalışılmakla birlikte, vatandaş’ın değil, “devlet”in iradesi”dir. Bu nedenle bu ikisinin, Yunanca kavramlarının aynı zamanda karşıladığı iki anlamlarını da dikkate alarak “kaybet(tiril)mek” ve “at(ıl)mak” olarak kaleme almak gerekmektedir. Bunlardan ilki “19. madde”deki, ikincisi ise “20. madde”deki nedene karşılık gelmektedir.

Ünlü “19. madde” mağdurlarının tamamının, madde hükmüne uygun olarak “başka soydan/allogenis” Yunan vatandaşları olduğu bilinmektedir. Öte yandan “20. madde” ile buna eklemlenen 2536/1953 sayılı kararname mağdurlarının da çoğu (II. Dünya Savaşı ve Yunan İç Savaşı döneminde can güvenliği nedeniyle ülkeyi terketmek zorunda kalan) “başka soydan/allogenis”, azı ise (yine aynı dönemlerde ülkeyi terkeden, 1982’de “soydaş/omogenis” oldukları için ülkeye girişlerine izin verilerek mağduriyetleri giderilen) “soydaş/omogenis” Yunan vatandaşlarıdır.

Buradan çıkan ve günümüzde halen geçerli olan sonuç şudur: Eski Yunan Vatandaşlık Kanunu, büyük ölçüde “başka soydan/allogenis” Yunan vatandaşlarını hedef almıştır. Günümüzde (“soydaş/omogenis” olanlar 1982’de affedildiğine göre) bu Kanun dolayısıyla Yunan vatandaşlığını yitirmiş olarak kalanların tamamı “başka soydan/allogenis” Yunan vatandaşlarıdır. “19. madde” mağdurlarının “kişi” sayısı 60 binin üzerindedir. Kişi, Aristoteles’in deyimiyle elbette ki dağda tek başına yaşamadığına göre, “sosyo-kültürel” boyutu itibarıyla mağdur olan, parçalanarak yoksulluğa ve yoksunluğa düşen, mutsuzluğa itilen “aile” açısından bakıldığında, bu sayının ve zararının oldukça büyük ve enaz 150 bin, belki de daha fazla olduğu ortadadır. Buna, kesin sayısı bilenememekle birlikte 100-150 bin civarında “20. madde” mağduru “kişi” ve bunların da aileleri eklendiğinde, ortada, hesap verilmeyen ve hesabı sorulmayan bir “dram” bulunduğunu kavramak kolaylaşır. Yunanistan, bitirememekle/tüketememekle birlikte, sadece bu iki maddeyle, ülkesindeki “etnik” azınlıkları darmadağın etmeyi başarmıştır.

Açıkça Kanun, 19. ve 20. maddeleriyle, görünürde “kişisel” düzeyde, ancak asıl olarak kişilerin aileleri ve grupları kapsamında “başka soydan/allogenis” Yunan vatandaşları olarak, “etnik” azınlıkları hedef almış ve mağdur etmiştir. Bu bir “etnik tabakalaşma”dır ve her tabakalaşma gibi (vatandaş, azınlık ve insan hakları ihlalinden öte) bir “insanlık suçu”dur.


1. 3370/1955 sayılı
eski YUNAN VATANDAŞLIK KANUNU’nun
“19. MADDE”si

Kanun’da, 19. madde; başlığı ve hükmü itibarıyla şöyledir :

Madde 19
Yunan toprağını terketmek nedeniyle
Eneka egkataleipseos tou Ellinikou edafous)

“Geri dönme niyeti olmaksızın Yunan toprağını terkeden başka soydan [Yunan vatandaşı] (12); ‘Yunan ithageneia’sını (13) kaybetti’ ilan edilebilir (14). Bu durum, yabancı ülkede doğan ve ikamet eden başka soydan için de geçerlidir. Her iki velinin veya bunlardan sağ olanın Yunan ithageneia’sını kaybetmiş olması halinde, bunların/bunun, yabancı ülkede yerleşmiş ve reşit olmayan çocukları da ‘Yunan ithageneia’sını kaybetti’ ilan edilebilir (Yunan vatandaşlığını kaybettiğine hükmedilebilir). Bunlar hakkında, İthageneia Konseyi’nin uygun görüşü üzerine İçişleri Bakanı karar vermeye yetkilidir.”

Yorum-Değerlendirme

Burada öncelikle Atina’da alanında “uzman” olan “Uluslararası İthageneia Enstitüsü’nün (International Institute for Nationality=Uluslararası Milliyet Enstitüsü) görüşlerini ortaya koymak/bilmek gerekmektedir. Enstitü’ye göre; hükümde belirtilen sonuçların ortaya çıkabilmesi için, şu önkoşulların (proypotheseis) bulunması gerekmektedir:

“a) Kişi, “başka soydan” yani Yunan ithageneia’sına sahip bulunmayan biri olmalıdır. (…na prokeitai gia allogeni diladi gia atomo pou den ehei tin Elliniki ithageneia).
Anlamlarının tayin edilmesine ilişkin mevcut belirsizliğe rağmen, uygulamalı Yunan hukukunda geçerli olgular olarak [itibar edilen] “ithageneia” ve “ypikootita” kavramlarıyla, aynı zamanda 3370/1955 sayılı K.H.K.’nin 19. madde hükümleri kapsamına dahil edilen “başka soydan” Yunanlı (15) için ek sorunlar yaratılmaktadır ki, Uluslararası Ithageneia Enstitüsü bunu “yersiz” nitelemektedir.
b) Yunan toprağını terketmiş olmalıdır.
c) Yunanistan’a geri dönme niyeti bulunmamalıdır.
Bu [b ve c] durum, -uygulamalı Yunan hukukuna göre- “başka soydan”ın malvarlığı unsurlarını satmasıyla/tüketmesiyle, Yunanistan’la işlerini/çalışmalarını ve temasını tamamen kesmesi yle ve özellikle de yabancı ülkede Yunan Konsolosluk Makamları’nın etkinliklerine/kutlamalarına katılmayarak Yunanistan’la ilgili meseleler hakkında tam ilgisizliğiyle kanıtlanmaktadır. Yunan Makamlarının; kendisinde, Yunan milli bilincinin tamamen yokluğunu tespit etmeleri gerekir (Touto… pistopoiitai me tin…kai kyrios me tin pliri adiaforia tou peri ta Ellinika pragmata mi symmetehontas se ekdiloseis tis Ellinikis Proksenikis Arhis stin allodapi. Tha prepei oi ellinikes Arhes na diapistosoun tin panteli elleipsi ethnikis synidiseos tou).”

Enstitü, kısmen eleştirmekle ve “ithageneia” kavramının (“allogenis/başka soydan” kavramı aracılığıyla) “omogenis/soydaş” kavramıyla yakın ilişkisini gizlenen ‘millete mensup olmak/milliyet’ anlamını ve yorumunu ortaya koymakla birlikte, kendi adında da aynı kavramı kullanmakta ve Yunan Devleti gibi, o da yer-yer işine gelmeyen gerçekleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelmektedir. 19. madde ile ilgili tutumu da ne yazık ki budur.

Enstitü’nün (a) önkoşulundaki yorumuna göre; sözkonusu kişi, (anlamı soydaş’la/omogenis’le tutarlılık gösteren) Yunan ithageneia’sına (Yunan milliyetine) sahip bulunmayan, yani başka soydan/allogenis ve bu çerçevede başka ithageneia’dan (Yunan’dan başka milliyetten) bir Yunan vatandaşı olmalıdır.

Enstitü’nün biraz da üstü kapalı ortaya koyduğu devamdaki görüşlerini şu şekilde açıklığa kavuşturmak olanaklıdır: Ypikootita’nın (vatandaşlık-citizenship) aksine, (soydaş veya başka soydan olma durumuyla tutarlılık gösteren) ithageneia (milliyet), en azından kolay-kolay değişmez. Ve bu kavramların/olguların anlamları, Yunan Hukuku’nda kesin tayin edilmiş olmamakla birlikte, ikisine de itibar edilmektedir. Bu durum, “başka soydan” Yunan vatandaşı için sorun yaratmaktadır. 19. madde hükmü kapsamına da alınınca, kendisine, mevcut olanlara ek sorunlar da yüklenmiş olmaktadır. Bir defa başka soydan’ın hükümde belirtildiği gibi Yunan milliyetini (ithageneia’sını) kaybetmesi sözkonusu olamaz. Çünkü, onun milliyeti (ithageneia’sı) Kanun’ca da tanınan, hükümde de geçen “başka soydan” niteliğinden de anlaşılması gerektiği gibi “Yunan” değildir. Madde hükmü, “başka soydan” Yunan vatandaşının ait olmadığı bir şeyi, milliyetini kaybetmesinden bahsetmektedir. Kaldı ki, hiçbir vatandaş; niteliği gereği kararla, kanunla, işlemle milliyetini (ithageneia’sını) kaybetti ilan edilemez. Madde hükmü, (sosyo-kültürel statüye ilişkin) bir kavramla (milliyet), başka soydan’ın (siyasi-hukuki statüsünü) vatandaşlığını kastetmektedir. Bu itibarla “19. madde” hükmü, yersizdir, iptali gerekir.

Enstitü’nün (a) önkoşulu hakkında “yersiz” niteleme dışında eleştirel bir tutum takınmaması, (b) ve (c) önkoşulları hakkında da aynı tutumda ısrar ederek, sadece sözde “kanıtlanma koşulları”nı aktarmakla yetinmesi, hakkında daha önce dile getirdiğimiz kanaati güçlendirmektedir.

“19. madde” hükmü, “etnik tabakalaşma”ya (“vatandaş, azınlık ve insan haklarını ihlal”e) ciddi bir kasıt ve güçlü bir kanıt oluşturmaktadır. Bu, gerçekten de eşitsizlik ve haksızlık uygulamak üzere (Kasıt), buna hedef olacakların (Arnavut, Türk, Makedon, Ulah…“etnik” azınlık üyeleri) ve olmayacakların (Yunan “etnik” çoğunluk üyeleri) tanımlanmasını zorunlu kılan “etnik tabakalaşma” çerçevesinde, Yunan kökenli her çoğunluk üyesinin “soydaş”, Yunan kökenli olmayan her azınlık üyesinin de “başka soydan” ortak adı altında resmen ve hukuken tanındığı (Kanıt) anlamına gelmektedir.

Unutmamak gerekmektedir ki, (ırki, etnik, dini…) tüm “tabakalaşma” sistemleri, nitelikleri gereği eşitlik ve hak dağıtılacak kesimleri “biz”, dolayısıyla da bundan mahrum bırakılarak eşitsizlik ve haksızlık uygulanacak kesimleri “öteki” olarak tanımlar, açıkça her iki kesimin sınırlarını belirler ve varlıklarını çeşitli ad yada sıfatlar altında kabul eder. BU MADDE HÜKMÜ ; ne yazık ki yerli halkı “köle (helot)” konumuna indirgeyen Dorlar’ın Mora’sını, hiç kuşkusuz büyük düşünür Aristoteles’in “dik durma yeteneğinden yoksun”, “sesli/söz söyleyebilen üretim araçları”, “öyle yaratılmışlardır” nitelemek suretiyle “köleler”e yer verdiği “ideal devlet” önerisini, sahip olduğu yaklaşık 200 bin ergin nüfustan “köleler”i (75 bin) özgürler dışında tutan, göçmenler ve eşleri (25 bin) ile birlikte kendi eşlerini de (50 bin), yani tüm “göçmenler ve kadınlar”ı siyasal haklardan mahrum bırakan, sonuçta siyasal hakları olanları bir avuç erkekle/kendileriyle (50 bin) sınırlayan Atina “site/polis” demokrasisini,…ortaçağda “serf (servage, kölelik)” düzeninin kurucusu ve sürdürücüsü feodal sistemi, Hitler’in “Yahudiler”i soykırıma uğratan Nazi Almanyası’nı, “zenciler”in en sıradan özgürlüklerini de kısıtlayan “apartheid” dönemi Güney Afrika Cumhuriyeti’ni hatırlatmaktadır. Dikkat edileceği üzere, bunların tümü, hedef olacak kesimler olarak tanımlanmış ve varlıkları resmen ve hukuken kabul edilmiştir.

Demek istediğim şudur: Yunanistan da, böyle bir tabakalaşmanın kasıtı ve kanıtı olarak ülkesindeki tüm “etnik” azınlık gruplarının varlığını “başka soydan” vatandaşları nezdinde resmen ve hukuken tanımıştır. Bu niteleme ve bu nitelemeye dayanan ayrım (…soydaş’ın aksine, sadece başka soydan’ın sırf başka soydan olduğu için yurda dönmeyeceğine kanaat getirilmesi…) sadece Batı Trakya Türkleri tarafından değil, üyeleri başka soydan olan Yunanistan’daki tüm “etnik” azınlık grupları tarafından da önemsenmelidir. Ve özellikle “kimlik, kültür ve örgütlenme hakkı”nın sav ve savunulmasında ısrarla öne sürülmelidir. Yine tüm bunlarla ilgili olarak, kanaatimizce 25. maddesinin kendisinde yolaçtığı kaygı ve telaş nedeniyle, kabul edildiği tarihin üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’ın 1997’de imzaladığı “Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi”ni (“Framework Convention for the Protection of National Minorities”) onaylayarak yürürlüğe koymamakta ısrar ettiği, bunun altında, büyük olasılıkla yıllardır kendisinin de kabul ederek muhatap aldığı başka soydan Yunan vatandaşları olarak “etnik” azınlıkların, kimliğini, kültürünü tümden reddederek ve bu azınlıkları “ulusal” nitelemeyerek sözleşme hükümlerini uygulamama hesapları yapıyor olabileceği, bu hususta ciddi somut kaygılar bulunduğu vurgulanmalıdır.(16)

Hatta bu doğrultuda, Batı Trakya Türkleri, Yunanistan’ı zorlayıcı adım olarak, örneğin “İskeçe Başka Soydanlar Birliği” (Enosi Allogenon Ksanthis) adlı bir dernek kurmalı yada kapatılmış olan “İskeçe Türk Birliği”, varlığını aynı mekanda “Türk” adı iade edilene kadar bu ad altında ve “başka soydan” kısmı kırmızı ile renklendirilmiş olarak sürdürmelidir. Kanaatimizce, Türk Azınlığın diğer iki ve kaderi farklı olmayan bir derneği de “Gümülcine Başka Soydan Gençler Birliği” (Enosi Allogenis Neolaias Komotinis), “Batı Trakya Başka Soydan Öğretmenler Birliği”, (Enosi Allogenon Didaskalon Dytikis Thrakis), “Rodop İli Başka Soydan Kadınları Kültür Derneği” (Politistiko Syllogo Allogenon Gynekon Nomou Rodopis) adlarıyla kurulursa, sonuç almak kolaylaşır. Yunan mahkemelerinin, ülkede “başka soydan” Yunan vatandaşları bulunmadığı yönünde karar alarak kuruluş başvurularını reddedebilmesi, oldukça zordur. Demek istediğimiz, eğer böyle yapılacak olursa, Yunanistan, bu defa kendini kendi ülkesinde de Avrupa’da da ve eğer gidilirse AİHM’nde de zor savunabilecektir ve başka soydan ve buna karşılık gelen “Türk” dahil, diğer “etnik” azınlık birliklerinin, derneklerinin açılması ve bunlara yenilerinin eklenmesi süreci kısalacaktır.

“19. madde” hükmünün gerek kendisi, gerek Enstitü’nün son paragrafta (b ve c’ye ilişkin olarak) aktardığı sözde “kanıtlama” koşulları; “vatandaş, azınlık ve insan” hakları bakımından, hükümleriyle birlikte yazılması halinde bir kitapçık oluşturacak boyutta, ulusal ve uluslararası hukuktaki belge, ilke ve hükme aykırıdır. Bu nedenle ben bunlardan sadece “gözden kaçırılmaması gereken önemde” nitelediğim bazılarına yer vereceğim.

“19. madde” ve sözkonusu “kanıtlama” koşulları; Kanun’un, vatandaş hakkında “eşitlik” ilkesi altında benimsemiş olması gereken “soydaş-başka soydan” nitelemesine, (17), bu Kanun’un 28. madde hükmüne, dolayısıyla da Anayasa’nın amir 28. madde hükmüne ve İçişleri Bakanlığı’nın “soydaş Yunan vatandaşı”nı (vatandaşlığını kaybettiren değil) “başka soydan Yunan vatandaşı” konumuna düşüren nedenlerin sayıldığı genelgesine (egkyklios) aykırıdır. Sözkonusu dönemde “19. madde”nin Anayasal düzeyde bir hüküm olarak da dikkate alındığını, böylece Anayasa’nın hükmünün ve ruhunun bu madde uğruna Anayasa tarafından da ihlal edildiğini vurgulamak isterim. Anayasa’nın 111. maddesinin 6. paragraf hükmü, kendisinin 28. maddesine aykırı olarak “19. madde”yi (Kanun, Kanun’la değiştirilene dek korunacak) “değiştirilemeyecek” hüküm olarak güvence altına almıştır. Bunların bazılarına değineyim.

“19. MADDE” ve sözkonusu KANITLAMA KOŞULLARI ;

(1) Kanun’un, “sosyo-kültürel” olgu, bununla tutarlılık gösteren “etnik köken” ve “milli bilinç” gerçeğine uygun olarak, vatandaş hakkında “eşitlik” ilkesi altında benimsemiş olması gereken “soydaş-başka soydan” nitelemesine aykırıdır. Kanun’un “vatandaşın vatandaşlığını(n) kaybet(tiril)mesine” (apoleia) ilişkin tek maddesi olan 19. madde hükmü kapsamına, sadece “başka soydan” Yunan vatandaşını dahil etmesi, “eşitlik” ilkesine aykırı ve “kanuna karşı kanun yoluyla hile”dir.

(2) İçinde bulunduğu Kanun’un “uluslararası sözleşme hükülerinin üstünlüğü (ishys diatakseon diethnon symvaseon)”ne ilişkin 28. maddesine aykırıdır. Bu hükme göre ;
“İthageneia’ya [Vatandaşlığa] ilişkin uluslararası sözleşmelerin hükümleri, işbu kanundan etkilenmezler (Ai peri ithageneias diatakseis ton diethnon symvaseon den epireazontai ypo tou parontos nomou).”

Üstü örtük, dolaylı bir anlatım içermekle birlikte bu hükme göre, çelişme durumunda Kanun’un hükümleri değil, uluslararası sözleşmelerin hükümleri geçerli olur. Kanun, kendini uluslararası sözleşme hükümlerine uyarlamak zorundadır. Vatandaşlıkla ilgili uluslararası sözleşmelerin özüne ve ruhuna, “19. madde”de olduğu gibi vatandaşlarından sadece “başka soydan” olanların “vatandaşlığını kaybet(tir)me”ye ve yine sadece “başka soydan” olanlar hakkında “vatana dönmeyeceği kanaatiyle vatandaşlığını kaybet(tir)me”ye az-çok inisyatif öngören değil, bu türden etnik eşitsizlikleri kesin ve bağlayıcı olarak yasaklayan hükümler damgasını vurmuştur.

(3) Anayasa’nın, “Kişisel ve Toplumsal Haklar (Atomika kai Koinonika Dikaiomata)” bölümünde 4. maddenin 1, 2 ve 3. fıkralarına, 5. maddenin 2, 3 ve 4. fıkralarına ve ayrıca 7. maddenin 1. fıkrasına aykırıdır. Açıkça ve sırasıyla, 4. madde hükmüne göre;

“1. Yunanlılar, Kanun önünde eşittir (oi Ellines einai isoi enopion tou nomou).
2. Yunan erkekleri ve Yunan kadınları, eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir (Ellines kai Ellinides ehoun isa dikaiomata kai ypohreoseis).
3. Yunan vatandaşları, kanunun öngördüğü niteliklere/vasıflara (qualification) sahip bulunanlardır. Yunan ithageneia’sından [vatandaşlığından] çıkarılmaya, sadece Kanun’un özellikle öngördüğü önkoşullar ve prosedür çerçevesinde, yabancı ülkede kendi isteğiyle [yabancı] ithageneia [vatandaşlık] kazanılması veya milli çıkarlara aykırı hizmet üstlenilmesi durumunda müsaade edilir (Ellines politai einai oson kektintai ta ypo tou nomou orizomena prosonta. Afairesis tis ellinikis ithageneias epitrepetai monon eis periptosin ekousias apoktiseos eteras i analipseos antithetou pros ta ethnika symferonta ypiresias eis ksenin horan, kata tas ypo tou nomou eidikoteron provlepomenas proypotheseis kai diadikasian.)”

5. madde hükmüne göre;

“2. Yunan Devleti içerisinde bulunan herkesin, etnik, ırki köken veya dil ve dini yada siyasi bağlılık ayrımı yapılmaksızın yaşamları, şerefleri ve özgürlükleri tam olarak korunur. İstisnalara, uluslararası hukuk tarafından öngörülen durumlarda müsaade edilir (Pantes oi evriskomenoi entos tis Ellinikis Epikratias apolavoun apolytou prostasias tis zois, tis timis kai tis eleftherias ton, adiakritos ethnikotitos, fylis i glossis kai thriskevtikon i politikon pepoithiseon. Eksaireseis epitrepontai eis tas periptoseis tas provlepomenas ypo tou diethnous dikaiou).
3. Kişi özgürlüğü dokunulmazdır. Kanun tarafından ve kanundaki gibi öngörülmedikçe hiç kimse kovuşturulamaz, gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya başka bir şekilde [kişi özgürlüğü] sınırlandırmaya tabi tutulamaz.
4. Her Yunanlı hakkında, ülke içinde özgürce dolaşımasını veya yerleşmesini, aynı zamanda ülkeden özgürce çıkmasını ve ülkeye girmesini sınırlayıcı kişisel yönetsel önlemler [almak] yasaktır…”

Son olarak, 7. madde hükmüne göre;

“1. Eylemin yerine getirilmesinden önce yürürlükte olmadıkça ve eylemin unsurlarını belirlemedikçe kanunsuz suç yoktur nede ceza uygulanır… [kanunsuz suç ve ceza olmaz…] (Egklima den yparhei, oude poini epivalletai anev nomou, ishyontos pro tis teleseos tis prakseos kai orizontos ta stoiheia tavtis…)”

(4) Anayasa’nın, ülkenin AT’na (AET) üyelikte esas oluşturan 28. maddesine aykırıdır: Bu madde hükmüne göre ;

“1. Devletler Hukuku genel ilkeleri ve her birinin konumuyla ilgili şartlarına/koşullarına uygun olarak kanunla onaylanmalarından itibaren yürürlükte bulunan uluslararası anlaşmalar/sözleşmeler, Yunan iç hukukunun ayrılmaz parçasını oluştururlar ve kendilerine ters düşen her kanun hükümlerine kıyasla üstünlüğe sahiptirler…(Oi genikos paradedignenoi kanones tou diethnous dikaiou, os kai ai diethneis symvaseis apo tis epikyroseos avton dia nomou kai tis kata tous orous ekastis touton theseos avton en ishyi apoteloun anapospaston meros tou esoterikou Ellinikou dikaiou, yperishyoun de pasis antithetou diatakseos nomou…)”(18)

Bu çerçevede, “19. madde” ve sözkonusu “kanıtlama” koşullarının, (diğerlerine ek olarak) Lozan Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması Bölümü”nün başlangıç hükmünü oluşturan 37. maddesine de aykırı olduğunu vurgulamakta yarar vardır. Bu madde hükmüne göre Yunanistan;

“38. maddeden 44. maddeye kadar olan maddelerin kapsadığı hükümlerin temel kanunlar olarak tanınmasını ve hiçbir kanunun, hiçbir yönetmeliğin (tüzüğün) ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlere aykırı yada bunlarla çelişir olmamasını ve hiçbir kanun, hiçbir yönetmelik (tüzük) ve hiçbir resmi işlemin sözkonusu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir.”

(5) Evrensel alanda gözlenen “milli” bilincin de eşlik ettiği sosyo-kültürel bir olgu olarak “Millet” gerçeğine ve en son Danıştay’ın (1963 ve 1964’teki iç hukuk belgelerini de gözönünde bulundurarak) “Yunan Milleti” bakımından aldığı “soydaş” Yunan vatandaşı ile ilgili 2756/1983 sayılı tanımlayıcı kararına aykırıdır.

Evrensel alanda da olduğu gibi, (Danıştay’ın kararıyla da teyid edilen açıklıkta) Kanun; “Yunan Milleti” gerçeğine uygun olarak Yunan “milli” duygusunu ve “milli” bilincini tamamen “soydaş” Yunan vatandaşından beklemektedir. Çünkü, bu milli duyguyu ve bilinci taşıyan ve taşıması arzu edilen, “Yunan Milleti” olgusuna da uygun olarak, bu millete mensup bulunan “soydaş” Yunan vatandaşlarıdır. Bu, kanunlarda belirtilmese de, sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik bir olgu olarak da böyledir.

“19. madde” hükmünden, “Yunan Milleti” gerçeğine aykırı ve çelişkili ve hatta vahim bir sonuç olarak şu da çıkmaktadır: “Soydaş” madde hükmüne alınmadığına göre, esasen “soydaş”tan beklenmesi gereken tavır, tutum ve davranış ve hatta milli bilinç, (Danıştay’ın 2756/1983 sayılı kararına aykırı olarak) başka soydan’dan beklenmektedir. Yani bir soydaş ve bir başka soydan Yunan vatandaşı iki dost (diyelim Venizelos ve Kemal) ikamet ettikleri yabancı ülkede ikisi de Yunan konsolosluğuna uğramasa, buradaki milli etkinliklere/kutlamalara katılmasa, Yunanistan’la ilgili meseleler hakkında tam ilgisiz kalsa, Yunan milli bilincini tamamen yitmiş olsa (ki, Kemal’de zaten yoktur, çünkü ondaki başkadır ve Yunan bilinci taşıyan Kemal adlı biri de yoktur, olmaz ve de olamaz, aksi takdirde o Kemal değil, Karamanlis’tir)…tüm bu nedenlerle “vatandaşlığını kaybetti” ilan edilecek olan, soydaş (Venizelos) değil, başka soydan (Kemal) olacak demektir. Ve tabi ki öyle de olmuştur. Hem de 60 binden fazla defa. Nükte gibi de olsa, Yunan makamlarına sormak gerekir: Danıştay kararı yanlış mı kaleme alınmıştır ? “Yunan Milleti” olgusu ve tanımı, evrensel “millet” olgusundan ve tanımından sadece farklı değil, aynı zamanda ona zıt mıdır ? Bayrak, arma, sembol gibi “milli” unsurlarıyla birlikte “Yunan Devleti”nin kurucu, “Yunan Milleti”nin asli ve sınırları belli unsuru, üyeleri, “soydaş” değil de “başka soydan” yabancılar ve vatandaşlar mıdır ? Gerçekte, tüm unsurlarıyla ve değerleriyle birlikte Venizelos’ların, Kosta’ların, Maria’ların değil de, Kemal’lerin, Mehmet’lerin, Ayşe’lerin devleti ve milleti midir ? Çünkü; 19. madde ve tüm önkoşulları, birincilerin kaybının hiç önemsenmediğini, ikincilerin kaybının ise, “Yunan devletinin kurucu, Yunan milletinin asli unsuru bunlar olmalı” kuşkusuna yolaçacak kadar önemsendiğini göstermektedir. Yunan makamlarının bunu, sadece mağdurlara değil, Yunan Milleti’ne, soydaşlarına da anlatması, açıklaması gerekir.

Yukarıdaki durum, eğer öyle değilse, ki değildir, geriye “bir” seçenek kalmaktadır: “19. madde” hükmü; “insanlık suçu”nun yansımasıdır. Başka soydan, başka milliyetten vatandaşına, “milli bilinç (şuur)” değiştirmesi, ait olmadığı “Yunan Milleti”nin mensubu gibi davranması ve “Yunan milli bilinci” taşıması yönünde manevi baskı yapmaktadır. Buna ek olarak, bu vatandaşının üyesi bulunduğu kendi Milleti’ne, atalarına, toplumuna, ailesine, akrabalarına ve içinde yaşadığı gruplarına, eşine-dostuna, her insanına “ihanet etmeye” zorlamaktadır. Hiç kuşku yok ki, vatandaşlığını kaybetmeme şartlarından birinin ve en önemlisinin bu olduğu “uyarısında ve tehdidinde” bulunmaktadır. Açıkça bu, “ödül” nitelenen “vatandaş” statüsünün devamı karşılığında “zorla-asimilasyon” kasıtı ve kanıtıdır. Yunan Devleti, bu “insanlık suçu”nu bilerek ve planlayarak 60 binden fazla işlemiş bulunmaktadır.

(6) İçişleri Bakanlığı’nın bir “soydaş”ın “başka soydan” konumuna düşmesine ilişkin genelgesine aykırıdır.

İçişleri Bakanlığı’nın, ülke vatandaşlarının “soydaş” ve “başka soydan” niteliklerine ilişkin 412/121559/19.12.1961 sayılı genelgesi; bu niteliklerin belirlenmesinde ırki kökenden (fyletiki katagogi) çok milli (etnik) bilince (ethniki synidisi) ağırlık veriyor gibi görünmektedir. (19) İçişleri Bakanlığı bir “soydaş”ın “başka soydan” konumuna düşmesinden (metaptosi enos omogenous se allogeni) bahsetmektedir. Bakanlık, bunun ‘olumsuzluk göstergeleri’ anlamdaki şartlarını, “Soydaş Yunan Vatandaşı” açısından şöyle sıralamaktadır (To Ypourgeio Esoterikon tous apariyhmei) (20) :

a) Yunan konsolosluk şubelerine kayıt yaptırmaması (i mi eggrafi ton prosopon eis ta ellinika proksenika tmimata),
b)Yunan Konsolosluk makamlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi (i mi tirisi ton ypohreoseon tous enanti ton ellinikon proksenikon Arhon),
c) Yunan Konsoloslukları ile uzun süre her türlü teması kesmesi (i makrohroni diakopi kathe epafis me tis ellinikes proksenikes Arhes),
d) Milli kutlama etkinliklerinde hazır bulunmaktan kaçınması (i apofygi parousias i symmetohis se ethnikes eortastikes ekdiloseis),
e) Kendi arzusuyla, başka bir “ypikootita/citizenship/vatandaşlık” elde etmesi (i apoktisi ksenis ypikootitas me tin thelisi tous), [Kavrama dikkat ! “ithagenia’ değil, çünkü bu kavramın gizli anlamı “Yunan soyundan olmak” demektir. Sözkonusu vatandaş zaten “omogenis” (“soydaş”).]
f) Yolculuklarında yabancı pasaport kullanması (i hrisimopoiisi ksenon diavatirion sta taksidia tous),
g) Kendi isteğiyle, iradesiyle yabancı silahlı kuvvetlerde hizmet yapması v.d. (i avtovoulos ypiresia tous stis enoples dynameis tis allodapis, k.a.).

Tüm bunlar, bir “soydaş Yunan vatandaşı”nın (vatandaşlığının kaybet(tiril)mesine değil) “başka soydan Yunan vatandaşı” konumuna düşmesine yolaçan nedenlerdir. Açıkça, “19. madde”de belirtilen “başka soydan” Yunan vatandaşından beklenmeyen/istenmeyen hususlardır. Bu çerçevede “19. madde” mağdurlarının, yukarıdakilerin tümünü yapmış olsalar dahi, suç sayılabilenleri için yargılanmayı talep etmek veya razı olmak dahil, haklarını aramaları ve tazminat davaları açmaları (eşitsizlik kanunları çerçevesinde) kanuni haklarıdır. Ancak, bu genelgenin, “19. madde” ile birlikte düşünüldüğünde, dolaylı olarak bu maddeye hizmet ettiği de gözardı edilmemelidir. Yunanistan, “19. madde” mağdurlarının vatandaşlıklarının kaybet(tiril)mesinde, genelgedeki hususların da dikkate alındığını ileri sürebilir. Ve kendine özgü bir savunma geliştirebilir. Sanıyorum, kaç soydaş Yunan vatandaşının genelge nedeniyle başka soydan konumuna düştüğünü öğrenmek, bunun “19. madde” hükmüyle vatandaşlıklarının kaybettirilmesi sonucunu doğurup-doğurmadığını açıklığa kavuşturmak, bu hususta Yunanistan’ı bilgi sunmaya zorlamak (Meclis’te soru önergesi gibi) gerekmektedir. Bu bilgi, madde mağdurlarının “kişisel” savunmalarını da güçlendirebilir. Enstitü’nün bu konudaki yaklaşımı, bunun mümkün olabileceğine işaret etmektedir.

Enstitü, “soydaş Yunan vatandaşı” açısından getirdiği ilginç eleştirel yaklaşımıyla, dolaylı olarak ülkede “başka soydan Yunan vatandaşı” bulunduğunu, dolayısıyla yukarıdakilerin kendilerinden hemen hiç beklenemeyeceğini ve tüm bunlar kadar önemli olarak “başka soydan Yunan vatandaşı” statüsünün ikincil konumunu teyid ve kabul etmiş olmaktadır. Enstitü, özetle şöyle demektedir :

…“Enstitü; yukarıdaki hususları (öngörülen şartları) “gerçekdışı” (eksopragmatikes) nitelemektedir. Çünkü, soydaşların, yabancı ülkede a, b, c, d durumlarına kendilerini uyarlamaları, tehlikeler nedeniyle mümkün olmayabilir. Bu arada e, f, g durumları, onların çıkarlarıyla ilgilidir. Ancak yukarıdakilerin tümü dahi milli bilinç yokluğunu kanıtlamaz (den apodeiknyoun tin elleeipsi ethnikis syneidiseos). Sonuç olarak, kişilerin “soydaş” olarak tayininde; dikkate alınması gereken ilk unsur (paragontas) ırki köken (fyletiki katagogi) ve ardından (herhangi bir hükümete antipati dolayıdıyla bile sarsılması mümkün olan) milli bilinç (ethniki synidisi) olmalıdır. Bu konuda ayrıca bak. Danıştay’ın (StE) 2756/1983 sayılı [soydaş’ı tanımlayan] kararı…”

(7) Anayasa’nın 28. maddesine aykırı bir madde olmasına rağmen, Anayasa tarafından “kanun” değerinde bir hüküm olarak dikkate alınmıştır. Açıkça, Anayasa, “19. madde” uğruna, 28. maddenin bağlayıcı hükmüne rağmen, Anayasa’nın kendisi tarafından ihlal edilmiştir. Anayasa’nın 111. maddesinin 6. paragraf hükmüne göre;

“’Yunan Vatandaşlık Kanunu’nun onaylanmasına ilişkin 3370/1955 sayılı K.H.K.’nin kanunla kaldırılmasına kadar 19. madde hükmü yürürlükte tutlur (Diatireitai en ishyi i diataksis tou arthrou 19 tou N.D. 3370/1955 “peri kyroseos tou Kodikos Ellinikis Ithageneias” mehri tis dia nomou katargiseos tis.”

Hüküm, 19. maddenin, Yunan vatandaşlığının sona ermesini, sadece “başka soydan” için öngördüğü ve hatta buna, kendilerinin reşit olmayan çocuklarını da dahil ettiği düşünüldüğünde, “vatandaş”, “azınlık” ve “insan” hakları ihlalinin yanında açık bir “soy/ırk ayrımı”nın Anayasal güvenceye de alındığına kanıt oluşturmaktadır.


SONUÇ

Eski (3370/1955 sayılı) Yunan Vatandaşlık Kanunu’nun “19. madde”si, ülkede “etnik tabakalaşma”nın başlıca kurucularından ve bu yönde işlev gösteren araçlarından biridir. “Etnik tabakalaşma”, “vatandaşlıktan atıldı” ilan etmekten “Türk” ve diğer “etnik” azınlıklara ait birliklerin ve derneklerin kapatılmasına ve yenilerinin kuruluşuna izin verilmemesine kadar, alınan her adli, idari ve siyasi olumsuz kararla, “ulusal (iç) hukuk” statüsündeki ve Anayasa değerindeki çok sayıda andlaşmayı ve sözleşmeyi de içeren Yunan Hukuku’nun da ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Bu, bir “insanlık suçu”dur.


Kaynak :
Halim ÇAVUŞOĞLU, (2007), Avrupa Birliği’nde “Etnik” Tabakalaşmaya Kasıt-Kanıt (Kavramlarıyla-Hükümleriyle-İşlevleriyle) Yunan Vatandaş(sız)lık Kanunları (3370/1955 ve 3284/2004), Naturel Yayıncılık, Ankara, xiv+205 s.

NOTLAR :

(1) Konuyla doğrudan ilgili kavramlar, önemleri itibarıyla, Yunanca asılları gibi kullanılmış, açıkça görülebilmesi için de renklendirilmiştir.
(2) Yeni (3284/2004) Kanun, konuya dahil edilmediğinden, bundan sonra, zorunlu olmadıkça “Kanun” olarak belirtilecek, bununla eski (3370/1955) Kanun kastedilecektir.
(3) Bizim tespitlerimize göre Kanun’a damgasını vuran ve kendisinin uzun yıllar korunmasını sağlayan ve yeni Kanun üzerinde de etkili olan bu “nedenler” şunlardır : Yunan unsurda ; “site (polis) devleti yönetsel kültür” mirası, “biyolojik saflık” inancı, “biyolojik karışım” kuşkusu, “nüfusu arttırma” baskısı, “içeriye ve dışarıya sinsi emel” ihtiyacı ve buna bağlı olarak da “içeriden ve dışarıdan sinsi emel” kaygısı.
(4) Her iki Kanun’da ağırlıklı olarak itibar edilen ve “vatandaşlık” anlamına geldiği düşünülebilecek ilk kavram bu. Pasaportlarda tamamen (örneğin 1987 ve 2006 yıllarına ait), nüfus ilmühaberlerinde çoğunlukla (örneğin 1961, 1965, 1968, 1987 ve 2006 yıllarına ait) ve 2006’dan itibaren (eskisi “ypikootita”nın yerine ikame edilmek suretiyle) yeni Nüfus cüzdanlarında.
(5) Her iki Kanun’da ikinci sırada itibar edilen ve “vatandaşlık” anlamına geldiği düşünülebilecek ikinci kavram bu. (2006’dan itibaren “ithageneia” kavramı ikame edilene kadar) nüfus cüzdanlarında tamamen (örneğin 1950, 1980 ve 1987 yıllarına ait) ve nüfus ilmühaberlerinde düşük oranda (örneğin 1989, 1991 ve 1998 yıllarına ait)
(6) Her iki Kanun’da üçüncü sırada (“Yunan politis yemini” gibi) itibar edilen ve “vatandaşlık” anlamına geldiği düşünülebilecek bir kavram da bu. Yunan ulusal hukukunda “vatandaşlık”ı, bu üçüncü sıradaki kavramla ve muğlak ifadeyle tanımladığı ileri sürülebilecek Anayasa’nın “Kişisel ve Toplumsal Haklar” bölümünün ilk (4.) maddesinin 3, 4, 5 ve 7. hükümlerinde (“3. Yunan politai’leri [vatandaşları], kanunun öngördüğü niteliklere/vasıflara (qualification) sahip bulunanlardır…”, “4. Özel kanunlarına göre girilenler hariç, tüm kamu görevlerine sadece Yunan politai’leri [vatandaşları] kabul edilir”, “5. Yunan politai’leri [vatandaşları], ayrım yapılmaksızın, güçleri oranında kamu harcamalarına katkıda bulunur”, “6. Yunan politai’lerine [vatandaşlarına] saygınlık veya ayrımcılık ünvanları ne dağıtılabilir nede tanınabilir.”
(7) “Milliyet ve Vatandaşlık:……….” olarak düşünülebilecek bu bilgi hanesine, Batı Trakya’da “Yasak bölge” olarak bilinen, Pomak tabir edilen, yaklaşık 40 bin Türk’ün yaşadığı 1953-1998 arasında uygulanan “G.K.’na Giriş İzni (Adeia Eisodou Eis E.Z.)” [G.K.=Güvenlik Kuşağı, E.Z.=Epitiroumeni Zoni] formlarında yer verilmiştir.
(8) AB damgalı olmayan eski (örneğin 1982 yılına ait) Pasaportlarda.
(9) AB damgalı (örneğin 1987 ve 2006 yıllarına ait) Pasaportlarda.
(10) “Yunanistan Milli Eğitim ve Dinler Bakanlığı, Uluslararası Eğitim İlişkileri Müdürlüğü, Burslar 1. Şubesi (Ypourgeio Ethnikis Paidias kai Thriskevmaton, Dievthynsi Diethnon Ekpaidevtikon Sheseon, Tmima A’ Ypotrofion)”nin (aralarında Türkiye’nin de bulunduğu) birçok ülkedeki üniversitelere gönderdiği 2001-2002 Öğretim Yılı’nda Yunanistan’da araştırma burslarına ilişkin “yabancı” aday başvuru formlarında.
(11) Yunanistan “Devlet Bursları Kurumu (Idryma Kratikon Ypotrofion)”nun (aralarında Türkiye’nin de bulunduğu) Balkanlar, Orta ve Doğu Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerindeki üniversitelere gönderdiği 2005-2006 Öğretim Yılı’nda Yunanistan’da araştırma burslarına ilişkin “yabancı” aday başvuru formlarında.
(12) Hükümde “Yunan vatandaşı” ifadesi yoktur. Köşeli parantez içinde bu ifadeye, tarafımızdan yer verilmiştir.
(13) Hükümdeki “ithageneia” kavramı, yorum-değerlendirmede ele alınacaktır. Şimdilik şunu belirtelim ki, Kanun’da ve uygulamada kullanılan ve doğrudan “vatandaşlık/citizenship” anlamına gelen “ypikootita” kavramının aksine “ithageneia” kavramı “vatandaşlık”ın yanısıra, “milliyet/etnik köken”, “Yunan etnik kökenli/milliyetli/soydaş vatandaş”, vatandaş olmada sadece anaya-babaya değil, millet’e/Yunan milleti’ne de yorumuyla “kanbağı/jus sanguinis” ilkesi anlamlarına da gelmekte ve kullanılabilmektedir. Sınır ve kıyı bölgelerinde taşınmaz alım-satım hakkına ilişkin Kanun, bu hakkı sadece “eithageneia”sı Yunan olanlara tahsis etmiştir. Ve ülkedeki tüm “etnik” azınlıklar tarafından da deneyimle bilinmektedir ki bu hakka, uzun yıllar ve kısmen de hala, sadece “Yunan etnik kökenli/milliyetli/soydaş vatandaş”lar sahip olmuştur. Demek istediğimiz, “ithageneia” kavramı, sözkonusu Kanun’da, 19. madde hükmünde olduğunu düşündüğümüz “vatandaş” anlamında kullanılmamıştır. Aşağıda inceleyeceğimiz bu durum, 19. madde mağdurları tarafından “lehte” kullanılabilir.
(14) Hükümde, birçok yerde yapıldığını gördüğümüz bir yanlış olarak, “…kaybettiğine hükmedilebilir” değil, “…kaybetti ilan edilebilir (…dynatai na kyrihthei apolesas)” denmektedir. İlan etmek’, buradaki kullanımıyla hükmetmeyi de içeren, oldukça etkili-ağır bir kavramdır. Hukukta (Siyaset’te de), kamuyu ilgilendirdiğinden kamuya bildirilen, kamunun bilmesi istenen önemli bir organın aldığı “değişmez/değişemez/değiştirilemez hüküm niteliğinde karar” anlamını taşımaktadır. Olumsuz da olabilir (istenmeyen adam ilan etmek, vatan haini ilan etmek, teröre destek veren ülke ilan etmek, düşman ülke ilan etmek), olumlu da olabilir (demokrasi ilan etmek, fahri kültür elçisi ilan etmek, en çok kayırılan ülke ilan etmek, dost ülke ilan etmek” gibi. Madde hükmünde esas vurgu, kavram olarak yer almayan vatandaşa/vatandaşlığa değil, başka soydan’a yapılmaktadır. Hükmün, 20. maddede geçen “vatana ihanet etti” kanaatiyle vatandaşlıktan atıldı” ilan etmek gibi bir acımasızlığı ve ağırlığı bulunmaktadır. Hükmün bu yönünü, Vatandaşlık Hukuku’nun “kamu hukuku” niteliğiyle açıklamak olanağı yoktur. Amacı, başka soydan’ı, dikta rejimlerinde görülebilecek yargısız infazla, kamu nezdinde küçük düşürmek, aşağılamaktır. Oysa, belirtilen neden, cezai hiç olmadığı gibi, medeni bir suç bile değildir.
(15) Hem Yunan’ın dışında anlamında “başka soydan”, hem “Yunanlı” olmaz. Tıpkı hem Yunan etnik kökeninden anlamda “soydaş” , hem “Yunanlı olmayan” olamayacağı gibi. Kısaca, Enstitü, “Yunanlı” değil, “Yunan vatandaşı” demeliydi.
(16) 25. Madde hükmüne göre ; “(1). Bu çerçeve Sözleşmenin bir Sözleşmeci Taraf bakımından yürürlüğe girmesini isleyen bir yıllık bir süre içerisinde, o Sözleşmeci Taraf, bu çerçeve Sözleşmede düzenlenen ilkelere etkinlik kazandırmak üzere aldığı yasal ve diğer önlemler hakkında tam bir bilgiyi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletecektir. (2). Bundan sonra, her bir Taraf, bu çerçeve Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin herhangi bir diğer bilgiyi düzenli aralıklarla ve Bakanlar Komitesi böyle bir istemde bulunduğu her zaman Genel Sekretere iletecektir. (3). Genel Sekreter, bu Madde hükümleri çerçevesinde kendisine iletilen bilgiyi, Bakanlar Komitesine ulaştıracaktır. ” Hiç kuşkusuz hepimiz merak ediyoruz ve ergeç ulaşacağımız o günü sabırla bekliyoruz: Acaba Yunanistan, Sayın Genel Sekretere, ülkesindeki Türk, Makedon, Arnavut, Ulah azınlıklarının vatandaşlık, kimlik, kültür ve örgütlenme haklarıyla ilgili aldığı hangi yasal önlemler hakkında hangi ve hangi “tam bilgi”yi verecektir ?
(17) Mesela Danıştay (StE) en son 2756/1983 sayılı tanımlayıcı kararıyla “soydaş”ın (dolaylı olarak başka soydan’ın) kim olduğunu kuşku bırakmayacak açıklıkta ortaya koymuştur. Buna göre; “…Soydaş”tan; “(Babadan, anadan veya önceki atalardan gelen) köken, dil, din, milli gelenekler ve genel olarak milletin tarihi yazgıları üzerindeki ortak duygu (vicdan, gurur) gibi, özellikle kendini Yunan milletine bağlayan şahsi unsurları ve özellikleri ile birlikte gelişen Yunan milli bilincine sahip Yunan soyuna yada milletine mensup olan (kişi) anlaşılır…” Kararın, başka soydan’ın da tanımı ve dolayısıyla kabulü olduğu açıktır. “Yunan” yerinde başka soydan olarak Türk, Makedon, Arnavut, Ulah…vardır, o kadar.
(18) Bununla birlikte, AB; sadece öncesinde değil, üyeliği süresince de bu ülke Anayasası’nın 28. maddesine aykırı olan eski Kanun’un (kişisel düzeyde, ancak kişilerin oluşturduğu grupları kapsamında “başka soydan” “etnik” azınlıkları hedef alan) “19. madde”si gibi, 19. maddeyi (kendi 28. maddesini de ihlal ederek ihlali) koruma altına alan aynı Anayasa’nın 111. maddesi’nin 6. paragrafını da görmekten-duymazdan-bilmezden gelmiştir.
(19) Hangisi (ırki köken ve/veya milli bilinç) olursa-olsun soydaş-başka soydan niteliklerinin belirlenmesine ilişkin ölçütler, “etnik” azınlıkları haklı kılmaktadır. Irki kökeni ve/veya milli bilinci “Yunan” olanlar sadece “soydaş”, bunun dışındaki ırki kökenliler ve/veya milli bilinçliler “başka soydan” kabul edilmiştir. Yunanistan mahkemeleri, Yunan Hukuku’nu ihlal etmiştir. Birliklerimiz açılmalıdır ve açılacaktır. Yerlerine yenileri de eklenecektir.
(20) İçişleri Bakanlığı’nın sıraladığı bu şartlar, Türkçeleri yanında parantez içinde, Bakanlığın kullandığı Yunanca çoğul biçimleriyle aktarılmıştır.



Halim ÇAVUŞOĞLU



"29 Ocak 1988" kitlesel yürüyüşü
29.01.2008

Konu : 29 OCAK OLAYLARININ 20. YILDÖNÜMÜ

10 yıl sabırla…
BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI’NDAN
Dirilişin “Mimli” 150 bin Al Gülünden
Direnişin “Milli” Bir Ak Gününe
28 Ocak 1978’den “29 OCAK 1988”e Kitlesel Yürüyüş

Yrd.Doç.Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU
Hacettepe Üniversitesi Öğr. Üyesi

Giriş

Batı Trakya Türk Azınlığı, “milli” (etnik) kimliğinin siyasi, hukuki ve kültürel olarak “red, tahrik ve tahrip” edilmesine karşı, tam on yıl sabırla, dirilişin “mimli” 150 bin al gülü olarak gerçekleştirdiği “kitlesel yürüyüş”le, “29 Ocak 1988” tarihini, özgeçmişine, direnişin “milli” bir ak günü olarak kaydetmiştir. O gün, Balkan’dan Yaka’ya, İskeçe’den Dimetoka’ya, Yunan devleti tarafından “mimli” al güller, bir “milli” ak gün uğruna, sel olarak Gümülcine’ye akmıştır. “Milli” ak güne damgasını vuran ve halen ve her şeye rağmen aynı “red, tahrik ve tahrip” devam ettiğinden, günümüzde daha da “kesin ve keskin” hale gelen başlıca ve kendiliğinden (spontane) söylem, yeri-göğü inleten “Türküz” sloganı olmuştur.

Türk azınlığı, tarihi “milli” güne ulaştıracak süreç, yıllar sonra gerçeklere ilişkin kanaatini açıkça itiraf eden bir yerel yöneticinin, YDP’nden Gümülcine Belediye Başkanı Andreas Stoyanidis’in “28 Ocak 1978” tarihinde, Türkçe olan bölge adlarının Yunanca karşılıklarını yazarak, bundan böyle bunların kullanılmasını istemesiyle başlamıştır. Süreç, Kıbrıs’ta gerilen, Ege’de tırmanan ve iki ülkeyi Trakya sınırında ölümlü ve yaralanmalı “kısmi” askeri çatışmanın yanısıra, denizde “1987 Mart krizi” olarak bilinen “topyekün” savaşın eşiğine sürükleyen Türk-Yunan anlaşmazlıklarının gölgesi altında devam etmiştir. Bu çerçevede, Yunan devletince ya “kızgınlıkla” yada Türkiye’ye “baskı” yöntemi olarak adım-adım Türk azınlığın binlerce dönüm arazisi kamulaştırılmış, eğitimi alabildiğine baltalanmak suretiyle İskeçe ve Gümülcine’deki iki Türk lisesinde okuyan öğrenci sayısının, bu iki lisenin öğrencisiz kalarak kapatılma endişesi yaratacak ölçüde düşmesi sağlanmış, ilköğretim okullarında Türk çocukları Yunan öğretmenler tarafından “Yunanlıyım” demeye zorlanmış, müftülükler, cemaat idare heyetleri ve vakıflar hakkında “hukuka aykırı”, dolayısıyla da “hukuk olmayan” hukuk yaratılmış, azınlık üyelerini “bireysel” ve “kitlesel” olarak vatandaşlıktan çıkarma işlemlerine hız verilmiş, birçok azınlık üyesinin eline, sadece “ülkeden çıkış” için geçerli pasaportlar tutuşturulmuş, birçoğu geçerli pasaportuna rağmen, sınırda “vatandaşlık”tan silindiği gerekçesiyle ülkeye giriş hakkından yoksun bırakılmış, pekçok köyde hoparlörden ezan okunması yasaklanmış, bir o kadar cami, tekke, türbe ve mezarlık “meçhul” kişilerce kundaklanarak tahrif ve tahrip edilmiş, azınlık üye ve temsilcilerine “basın” yoluyla tehdit savurma cüretinde bulunanlar, “hukuk” tarafından görmezden gelinmiştir. Süreç, azınlığın (1927’de kurulan ilki “İskeçe Türk Birliği” daha sonraya bırakılmak suretiyle), 1928 ve 1936’dan itibaren antlaşmalara, dolayısıyla da (1 Ocak 1981’den itibaren AB, o zaman AET üyesi de olan) Yunanistan’ın “ulusal hukuk”una uygun olarak “Türk” adı altında faaliyet gösteren derneklerinin, Valiler aracılığıyla ilkin “Batı Trakya’da Türk olmadığı” (?!), ardından da “zararlı faaliyet gösterdikleri” (?!) gerekçesiyle kapatılmaları için dava açılmasıyla ve Yunan yetkililerin “hukuka müdahale ederek” mahkemeyi etkileyecek nitelikteki ve içerikteki “Batı Trakya’da “Türk” azınlık bulunmadığı” açıklamalarıyla zirveye yakınlaşmış, sözkonusu Türk dernekleri aleyhine önceki mahkemelerce verilen kapatılma kararlarının “Yargıtay” statüsündeki Yüksek Mahkeme “Arios Pagos” tarafından onaylandığının açıklanmasıyla (5 Ocak 1988) da, ulaşacağı “nokta” belirginleşmiştir.

Süreçte, “milli” günü oluşturan “29 Ocak 1988”e götüren sonuncudan önceki “adım”, Vaaz ve İrşad Heyeti’nin, “Türk” derneklerinin kapatılmasıyla ilgili hutbenin, “tüm camilerde okutulması” (15 Ocak 1988) kararıyla atılmış, merhum (12 Şubat 1990) İskeçe Müftüsü Mustafa Hilmi başkanlığında toplanan (24 Ocak 1988) “en yüksek” temsil organı Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu tarafından oluşturulan Yürütme Kurulu’nun aldığı (26 Ocak 1988) “29 Ocak 1988” günü Gümülcine’de noktalanacak genel bir yürüyüş yapılması ve 1-3 Şubat günlerinde çocukların okullara gönderilmemesi gibi hususları da içeren bir dizi kararla da son “adım” kesinleşmiş ve gerçekleşmiştir. Türk azınlığın iradesine ve beklentisine uygun davranan ve hislerine tercüman olan Yüksek Kurul tarafından kendisine verilen son “görev”i başarıyla yerine getiren, bu çerçevede kendisine layık görülen son “adım”ı başarıyla atan ve direnişin “milli” gününü kayda geçiren Yürütme Kurulu, şöyledir :

1. “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği” adına Başkanı, Cahit Aliosman
2. “Gümülcine Türk Gençler Birliği” adına Başkanı, Arif Hüseyinoğlu
3. “İskeçe Türk Birliği” adına Başkanı, Kadir Yunusoğlu
4. “Muallimler Birliği” adına Başkanı, Asım Çavuşoğlu
5. “Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği” adına Başkanı, İsmail Rodoplu

“29 Ocak 1988” kitlesel yürüyüşüne, o dönemde henüz uygulamada olan “Yasak Bölge” dahil, tüm bölgelerden binlerce Türk, diğer komşu illerden nakledilen (birçoğu şaşkınlıkla Türkiye’ye getirildiğini de sanan) Yunan “askeri ve polis gücü” tarafından alınan tüm engelleyici tedbirlere ve bunlar tarafından yakında ve uzakta yollara ve geçitlere kurulan sayısız barikatlara, sakınılmadan savrulan tehditlere rağmen, yer-yer itişip-kakışmak ve tarla, bağ, bahçe ve bayırlardan kaçışmak, yer-yer de yalan söyleyerek yanıltmak suretiyle Gümülcine’ye ulaşmıştır. Bununla birlikte, katılanların enaz iki katı sayıdaki Türk, sözkonusu tedbirler, engeller ve tehditler nedeniyle, çaresiz kısmen uzaklarda bekleşmek, kısmen de geri dönmek zorunda kalmıştır.

Balkan kolundan, “Yasak Bölge”den bir soydaşım anlatıyor : “Ne olur ne olmaz diyerek bir grup arkadaşla birlikte bir gün önceden trenle Gümülcine’ye gittik. Hiçbir otelde yer bulamadık. Geri dönmek yok dedik, ne yapalım Dedeağaç’a gittik. Kendi kendimize dedik ki, orada da yer bulamazsak, bir kenarda uyur, sabahleyin Gümülcine’ye geliriz. Dedeağaç’ta araya araya neyse hepimize yer olan bir otel bulduk. Resepsiyondaki kız bizi herhalde Yunanlı zannetti. Adımızı sorunca tabii, işte Hasan, Mehmet her neyse söyledik. Şaşırdı kaldı, tam o sırada yanındaki polis, neredensiniz diye sordu. İskeçe’den diye cevap verdik. Neden buraya geldiniz diye sorunca gezmeye geldik dedik. Haydi-haydi bırakın bunları,…Gümülcine’ye gitmek için değil mi diye çıkışınca, evet sayın polis, Gümülcine’ye gitmek için geldik, bir diyeceğiniz mi var diye sorduk. Neden diye üsteleyince, bize bunu Kur’an emrediyor, onun için gitmek zorundayız dedik. Başını salladı, başka bir şey söylemedi. Tam bu sırada resepsiyondaki bayan, birden yer var ama bir kişilik eksik deyince, mahsustan yüksek seslen dedim ki, önemli değil, zaten birimiz nöbet tutacak.”

Öte yandan “milli” günün ikinci yıldönümü arifesine (25 Ocak 1990), Dr. Sadık Ahmet ve İbrahim Şerif, “milli” yıldönümüne (29 Ocak 1990) “Yunan vandalizmi”, bununla bağlantılı olarak hemen sonrasına da (30 Ocak 1990) Gümülcine Başkonsolosu Kemal Gür nezdine Türkiye’nin, azınlığa ilişkin “ısrarlı ve kararlı” tutumu damgasını vurmuştur.

Sırasıyla, Gümülcine’den “Güven” listesi eski milletvekili (Lozan Andlaşması’nın 72., Yunanistan’da demokrasiye geçişin 21. yıldönümü olan 24 Temmuz 1995’te müteveffa veya cinayete kurban) Dr. Sadık Ahmet ve aynı listeden milletvekili adayı (28 Aralık 1990’dan itibaren seçilmiş Gümülcine Müftüsü) İbrahim Şerif’, (Dr. Sadık Ahmet’in dilekçesindeki kelime hatası gerekçe gösterilerek adaylığının kabul edilmediği) 5 Kasım 1989 seçim propagandaları sırasında yayınladıkları broşürlerde, “Batı Trakya’da Türk vardır” ve “Batı Trakya Türkleri’ne baskı yapılıyor” cümlelerini kullandıkları için, 25 Ocak 1990’da Gümülcine’de mahkeme binası önünde toplanan 5 bin soydaşın manevi dayanışması altında yargılanmışlar, 18’er ay hapis ve 3’er yıl medeni haklardan men cezasına mahkum edilmişler ve tutuklanarak Mora’daki Patra Cezaevi’ne gönderilmişlerdir.

“Milli” yıldönümünde, “29 Ocak 1990”da, Gümülcine’de, genç “milli” ak günü “baltalamak” ve Türk azınlığa “gözdağı vermek” amacıyla, önceden örgütlenerek harekete geçirilen “meçhul ve karanlık” Yunan çevreleri, Türkler’e ve Türk işyerlerine taş, sopa ve kesici ve delici silahlarla saldırmışlardır. Tarihe, “Yunan Vandalizmi” olarak geçen bu saldırılarda, aralarında (İskeçe’den dönemin “İkbal” listesi Milletvekili) halen emekli politikacı Ahmet Faikoğlu ve (dönemin İskeçe Müftülüğü Başkatibi, 17 Ağustos 1990’dan itibaren vefat ettiği 9 Eylül 2006 tarihine kadar seçilmiş İskeçe Müftüsü) Mehmet Emin Aga’nın da bulunduğu 30 Türk yaralanmış, 270 Türk dükkanı tahrip ve talan edilmiştir.

Bunun ardından, Türk devletini temsilen Gümülcine Türk Başkonsolosu Kemal Gür’ün, “doğal” ve “beklentiye uygun” olarak, yaralan Türkleri ve tahrip ve talan edilen Türk işyerlerini ziyaret etmek amacıyla Gümülcine Valisi’ne hitaben yazdığı “resmi” yazıda “soydaşlarım(-ı)” kavramını kullanmasına, Yunan devletinin şiddetli “tepki” göstermesiyle patlak veren gelişmeler, “milli” günün haklılığını ve gerekliliğini perçinlemiştir. Gür nezdinde, Türkiye tarafından “soydaşlarım(-ı)” kavramının kullanılmasına, (Türk derneklerinin adlarındaki “Türk” kelimesinden dolayı önceki mahkemelerce haklarında verilen kapatılma kararlarının, Yüksek Mahkeme “Arios Pagos” tarafından onayladığına ilişkin açıklamanın yapıldığı 5 Ocak 1988 tarihinden sonra) Mahkeme kararıyla tutarlı olmak adına, ilk defa olarak tepki gösteren Yunan devleti, Gür’ü “istenmeyen adam” (persona non grata) ilan etmiştir. Derhal karşı atağa geçen Türk devleti, “karşılıklılık” (mütekabiliyet) ilkesi gereği Atina’da hakim olan Edirne beklentisinin aksine, çok daha sert ve büyük karşı tepki olarak, İstanbul’daki Yunan Başkonsolosu İlias Klis’i “istenmeyen adam” ilan etmiştir. Türk devleti, böylece, dolaylı ancak kesin diplomatik dille “soydaşlarım(ı)” kavramını kullanmakta haklı olduğuna ve buna devam edeceğine ilişkin “ısrarlı ve kararlı” tutumunu bir daha tekrarlamıştır. Bu çerçevede, sonrasında da olsa, “milli” günün 2. yıldönümüne, uluslararası alanda da yankı bulacak anlam kazandırmış ve her şeyden öte, Türk azınlığın büyük ihtiyaç duyduğu “düşük” moralini yükseltmiş, “sarsılan” gururunu okşamıştır. Burada şunu vurgulamakta yarar vardır : Türk azınlığın “kimliğine ve statüsüne” ilişkin ikili ve çok taraflı hukuksal belgelerin dışında, “Anavatan” statüsüne, dolayısıyla da işlevlerine sahip başlıca ve tek ülke olarak Türk makamlarının, karşılarında birinci derecede “koruma, kollama ve gözetme” hak, yetki ve yükümlülükleriyle donatıldıkları Batı Trakya Türkleri’ni ifade etmek üzere, öteden beri itibar ettikleri “soydaşlarım(ı)” kavramı, Yunan “ulusal hukuk”una da aykırı değil, tamamen uygundur. Bu açıdan bakınca da gösterdiği tepki, “haksız ve tutarsız”dır. Çünkü, diğer birçok Yunan hukuki ve siyasi belgesinde, işleminde ve kararında gözlendiği gibi, o dönemde henüz yürürlükte bulunan ve en çok “19. madde”siyle ünlü 3370/1955 sayılı, nam-ı diğer Yunan Vatandaş(sız)lık Kanunu da ülke vatandaşlarını “soydaş(lar)” [“omogen(e)is”], açıkça “Yunan etnik kökenliler” ve “başka soydan(lar)” [“allogen(e)is”], açıkça “Yunan’dan başka etnik kökenliler” olarak ikiye ayırmaktadır. Bu çerçevede Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Ulahlar… sırf “başka soydan(lar)” oldukları için “19. madde” kapsamına alınarak yurtdışında bulundukları sırada, sözde “geri dönmeyeceklerine kanaat getirildi” gerekçesiyle Yunan vatandaşlığından çıkarılmakta ve yine sırf bu nedenle örneğin sınır ve kıyı bölgelerinde taşınmaz alım-satım hakları, yine Kanun’a dayanarak kısıtlanmaktadır.

I. “29 OCAK 1988” KİTLESEL YÜRÜYÜŞÜNE GİDEN SÜRECİ BAŞLATAN, TETİKLEYEN VE HIZLANDIRAN UNSURLAR.(devam edecek…)


Halim ÇAVUŞOĞLU



batı trakya güreşleri
20.01.2008

güreşlerin devamını bekliyorum ve güreşler oldukdan sonrada gündoğdu köyünün ağzında dünkü güreşleri tartışıyorlar.
gündoğdu köyünde güngör dinç

güngör dinç



04.01.2008

Ey Batı Trakyalı asil Türk çocuğu ne mutlu sana,
Sen hayat verdin kanınla millî kurtuluş savaşına.
Yüce kahramanlığın nakşedildi cihanın her yanına,
Selam duruyor milletler senin şu millî bayrağına.

Bastığın şu yerler senin şanlı şehitlerinle dolu.
Düşmanlar taciz edemez yüce kahramanların ruhunu.

Şanlı şehitlerin sarılmış kurtuluş bayrağına,
Bu ne ulvi şereftir gömülmek ecdad toprağına.
Yurtta hürriyetin, istiklâlin rüzgârı esiyor,
Kahraman mücahitler şu pis esareti deviriyor.

Bu şanlı millî istiklâl savaşından asla dönülmez!
Karşımıza çelik ordular da çıksa, bizi ürkütemez!

Süleyman Askeri

:)Spiridon Trikoupis



Kutlama
03.01.2008

Konu : AVRUPA BATI TRAKYA TÜRK FEDERASYONU 20. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ I

Nice 20 yıllar olsun. Gün gelsin "Özgürlük ve Egemenlik Şenlikleri" yapalım. Sayın Habipoğlu'na ve değerli arkadaşlarına sevgiler, saygılar...
Doç.Dr. M.Murat HATİPOĞLU

Murat Hatipoğlu



30.12.2007

Se gnwrizw apo tin kopsi
tou spa8iou tin tromeri
Se gnwrizw apo tin opsi
pou me bia metraei ti gi

Ap' ta kokkala bgalmeni
twn Ellinwn ta iera
kai san prwta andreiwmeni
Xaire, w Xaire, Eleu8eria

Dionysios Solomos





arkadasimi ariyorum
30.12.2007

Ben Ramadan büyük Müsellim köyündenim. Ankarada olan Süleyman Citelbeg in kardesi Mustafa Citelbeg (Kasap) ariyorum.

Dr. Ramadan Apturahman Betzdorf Almanya

DR. Ramadan Apturahman



» 1    » 2    » 3    » 4    » 5    » 6    » 7    » 8    » 9    » 10    » 11    » 12    » 13    » 14    » 15    » 16    » 17    » 18    » 19    » 20    » 21    » 22    » 23    » 24    » 25    » 26    » 27    » 28    » 29    » 30    » 31    » 32    » 33   


 
  copyright © abttf.org
      Toplam : 1163726    Bugün : 345    Son : 14:18    Aynı anda : 13031
ABTTF
Guney Tirol Kesif Ziyareti, 26-29.05.2016, Guney Tirol, Italya
18. Dr. Sadik Ahmet Futbol Turnuvasi Aile Gecesi
FUEN 62. Kongresi, 17-21.05.2017, Cluj-Napoca, Romanya
Avrupa Konseyinde Yan Etkinlik, 25.04.2013, Strazburg, Fransa
20. Dr. Sadik Ahmet Futbol Turnuvasi ve Kultur Soleni, 08.06.2014, Duisburg
Habitat2008
Specials
Teknoloji