Forum! New!


Facebook
Twitter
 
Ziyaretçi Defteri

» 1    » 2    » 3    » 4    » 5    » 6    » 7    » 8    » 9    » 10    » 11    » 12    » 13    » 14    » 15    » 16    » 17    » 18    » 19    » 20    » 21    » 22    » 23    » 24    » 25    » 26    » 27    » 28    » 29    » 30    » 31    » 32    » 33   

Yalova-Koruköy 1. Cumhuriyet Bayramı Şenlikleri
01.09.2009

Konu : Gümülcine Türk Gençler Birliği’den açıklama

Sevgili Arkadasım
25-29 EKİM Tarihleri arasında Yolova-Koruköy beldesinde Uluslararası Cumhuriyet bayramı kutlamaları festivali yapılacaktır.Uluslararası yapılacak bu etkinliğe katılmanız bizi mutlu edecektir.Yemek ve konaklama bize ait yol ücreti size ait olacaktır.Oyuncular 12-16 yaş aralığında olacak toplam sayı şöför dahil 35 kişi olacaktır.Folklor gurubunuzu aramızda görmek istiyoruz .Saygı ve sevgilerimle
Burhan ÖZKAN

T.C
THE REPUPLIC OF TURKEY
MUNIPALITY OF KORUKÖY
1.REPUBLIC DAY FESTIVALS

Dear Folkdance friend


In the organisation of Çınarcık Tourism Association and Koruköy Mayoralty we would like to celebrate the Koruköy Republic Day Festivals with friends , which we are going to hold this year the 1st time between the 26th -29th of October .

We would love to invite your group from your country to the Republic Day Festivals which is going to be held in this beautiful pleasant touristic district of Yalova. Your group should not be more than 33+2 people and the dancers should be maximum at the age of 15 and not younger than 12 years old. The dancers will stay at homes but the musicians , drivers at hotels. The accomodation , food and health expences will be paid by our committee ,but we will not pay any extra money. You are responsible for the transportation expences.

You will be here on the 25th of October in the afternoon and leave on the 30th of October after the breakfast. If you want to join our Republic Day Festivals that we suppose to have a memorable festival week , please inform us as soon as possiible. It wiil be a pleasure for us to host you in our festival.



Yours Sincerely



Burhan Özkan

The Hanorary president of Anatolian Folklore Foundation

International Cınarcık.Koruköy Kilimli, folkdance Festivals Manager And

International Zonguldak Coal City child and youth

Folklore Festival Manager





Mobile tel:0090 532 3649878

0090 546 9484746

E-mail: burhanozkan67@mynet.com

burhan_ozkan67@mynet.com

burhanozkan67@hotmail.com




Burhan Özkan



bu okulu yikan
18.08.2009

Konu : 1933 Şehir Planı’nda bir adım daha: Yine istimlâk yine yıkım

bu okulu yikan buuyuk bir gunaha girer ayrica hepimiz bu okulda okuduk hatta bende!!!

batitrakya yenice mahalle ilk okulu



Gerçek olan hangisi?
17.08.2009

Konu : ABTTF, Başbakan Kostas Karamanlis’e yönelik açık çağrı kampanyası başlattı

Tabi ki de haklarımızı savunma öncelikli hedeftir. Fakat burada bir ayrıntıyı unutmamak gerkir. Savunulan, birilerinin hakları mı yoksa toplumun hakları. Sizi öncelikle suçlamaları yöneltiğiniz bölge sekreterinin tutumu hakkında ve de Mehmet Hilmi çeşmesi hakkında bölgeyi ziyaret ederek gerçekleri öğrendikten sonra bazı girişimleri yapmaya devam ediyor. Gerçekler çarpıtılarak bir sonuca varmak mümkün değildir. Nedense Batı Trakyamızda kuyuya taş atan delilere önem verilmektedir. Lütfen suyu bulandıranların tarafında değil gerçekten çözüme ulaşmada öncülük edecek halkın yanında olalım.
Klikacılara ve onların yandaşlarına ödün vermeyelim...
Saygılarımla

Arda Turan



Dr .Ahmet
03.08.2009

Konu : Dr. Sadık Ahmet 14. ölüm yıldönümünde Hollanda’da dualarla anıldı

Hizmetleri, verdigi mucadele unutulmaz, unutulmayacakta

Halil



ziyaret
01.08.2009

Konu : Bölge Genel Sekreteri Stamatis’ten Birlik gazetesi ile ilgili çirkin suçlama

batı trakyalı türk kardeşlerimize selamlar unutmayın milli misakidesiniz .....

hızır sak



1933 şehir planı...
31.07.2009

Konu : 1933 Şehir Planı’nda bir adım daha: Yine istimlâk yine yıkım

Bu konuda...
1) Mağdur olmamız nedeniyle AZINLIĞIMIZ ÜYELERİNİN VE DERNEKLERİNİN AYRINTILI OLARAK BİLGİLENMESİNE ve
2) Hanidir Yunanistan'ın diğer bölgelerine de alabildiğine yayılmış ve yayılmakta olan "GENİŞ OLUMSUZ TABLO"nun, anlaşmalar ve antlaşmalar dolayısıyla "BAŞLICA TARAF" olmasından ve (özel hukuktaki "akrabalık"tan kaynaklananlar gibi) akraba devlet olarak "ANAVATAN" statüsüne sahip bulunmasından kaynaklanan 1. derecede koruma-kollama-gözetme ve gerektiğinde elbette ki dinamik olarak sorgulama görevlerine, yetkilerine ve yükümlülüklerine sahip TÜRK HÜKÜMETİ TARAFINDAN KAVRANARAK GEREKLİ GİRİŞİMİN İVEDİ OLARAK YAPILMASINA yada "KARŞILIKLILIK" (MÜTEKABİLİYET) ilkesinin uygulanabileceğine ilişkin etkili bir önlem olarak "caydırıcı tutum" takınılmasına yardımcı olmak üzere; şahsımın ve değerli meslekdaşım ve arkadaşım Marmara Üniversitesi Öğr.Gör. Neval KONUK ile değerli Sofya Başmüftüsü Mustafa ALİŞ'in 02 Kasım 2008 tarihinde ZAMAN gazetesinde "COĞRAFYA BALKAN, VAKIF ESERLERİ TALAN !" başlığı altında yayınlanan demeçlerini aktarmayı gerekli ve yararlı görüyorum.

Unutmayalım ki, haklarında herhangi bir anlaşma yada andlaşma bulunmayan çeşitli azınlıklara ilişkin hakların dahi (mesela Avrupa Birliği üyeliği ufukta bile görünmeyen Türkiye'de eli kulağında "Kürt açılımı" adı altında Kürtler'in) giderek daha fazla güvence altına alınmasına ilişkin çağdaş uluslararası yapılanmada ve özellikle de, bir daha vurguluyorum özellikle de Yunanistan gibi(Anayasası’nın 28. maddesinin 2. ve 3. fıkralarıyla) yetkilerini sınırlandırmayı kabul ederek lehine yetkiler devrettiği Avrupa Birliği bünyesinde hiçbir üye devlet ama hiçbir üye devlet, "Dünya gider Mersin'e, ben giderim tersine" özdeyişimizi onaylarcasına "Başına buyruk" hareket ederek bir "etnik" azınlığın, hele de biz Batı Trakya Türkleri gibi hakları, statüleri ve malvarlıkları itibarıyla yaklaşık 95 yıl önceinden itibaren anlaşmalarla, antlaşmalarla ve protokollerle sahip olduklarını dahi kendisine çok görerek vede göz dikerek ve alenen ve "taammüden" (kasten ve önceden planlayarak) ve "kötüniyet"le hareket ederek elinden almak, açıkça kapıp çalmak üzere aleyhinde bu denli "keyfi yetki genişliği" kullanma hakkına ve bu boyutta "aşırı hukuk ihlali" yapma cüretine sahip o-la-maz. Türk Hükümeti de bu durumu görmezden-duymazdan-bilmezden ge-le-mez. Hele-hele geçtiğimiz günlerde muhalefetteki PASOK lideri Yorgo PAPANDREOU'nun dillendirdiği gibi "TRAKYA’DAKİ MÜSLÜMAN AZINLIK YUNANİSTAN’IN İÇ MESELESİDİR" şeklindeki garip iddiası karşısında sessiz, suskun vede puskun kalarak "TRAKYA'DAKİ AZINLIK YUNANİSTAN'IN, İSTANBUL'DAKİ AZINLIK DA TÜRKİYE'NİN İÇ MESELESİDİR" politikası izlediğine ilişkin kuşku, korku ve kaygı o-luş-tu-ra-maz. Zin-har!

Biz Batı Trakya Türk Azınlığı olarak, elbette ki mevcut Türk Hükümeti'nin de, ATATÜRK'ten itibaren Cumhuriyet'in "soydaşlar" kapsamında belirlediği, Türkiye ve kamuoyu tarafından da her zaman "partilerüstü" bir konu olmasını arzu ettiğimiz ve öyle bilip öyle davranageldiğimiz "DIŞ TÜRKLER" kapsamındaki azınlığımıza karşı, tüm önceki hükümetler gibi görev, yetki ve yükümlülüklerinin bilincinde olarak hareket ettiğine ilişkin "somut" ve "müşahhas" kanıtlara ve göstergelere dayanmak suretiyle inanmak ve güvenmek istiyoruz.

Evet, şimdi de o demeçlerimiz. Tabi hemen eklemeliyim, muhabirin "Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu konuda çalıştıklarını ve bu yıkımların önüne geçmek için çaba sarf ettiklerini ifade ediyor" cümlesinden sonra sarfetiğim "bu müdahaleler, iki ülke arasını germekten başka bir çözüm getirmiyor" cümlemi, günümüz koşulları ve şartları altında artık "bu müdahaleler, iki ülke arasını germe pahasına da olsa yapılmalıdır" şeklinde belirliyor ve belirtiyorum. Evet, buyurunuz :

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=755723&title=cografya-balkan-vakif-eserleri-talan

"COĞRAFYA BALKAN, VAKIF ESERLERİ TALAN !

Larissa Bayraklı Medresesi

Geçtiğimiz günlerde Batı Trakya'da yaşayan Türk azınlığa ait vakıf mallarının yıkımına başlandı. 1952 yılında açılan Celal Bayar Lisesi'nin yurdu ve yemekhanesi Gümülcine Belediyesi'ne ait dozerler tarafından yerle bir edildi. 'Yol geçecek' bahanesiyle alınan yıkım kararına, Yunan makamları, 1933'te kabul edilen imar planını gerekçe gösterdi. Yetmiş beş yıldır uygulanmayan planın bugün uygulanmasına bir anlam veremeyen uzmanlar, bu durumda iyi niyet aranamayacağı görüşünde.

Batı Trakya Türklerinden olan ve bu bölge hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Yard. Doç. Dr. Halim Çavuşoğlu, yıkıma giden süreci 'kuşkulu çalışmaların sonucu' olarak değerlendiriyor. Türkiye'nin Balkanlar'da yürüttüğü envanter çalışmasında uzun süredir görev alan Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde Öğretim Görevlisi Neval Konuk, tahribatın sadece Yunanistan'da değil, tüm Balkan ülkelerinde sürdürüldüğü görüşünde. Ancak bu kıyımı bitirmenin yolunu arayan Batı Trakyalı Türkler, 3 Kasım'da Çin'de gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler HABITAT 4. Dünya Kent Forumu'na katılacak. Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF), Türk azınlığının çektiği ciddi sıkıntıları bu toplantıyla dünya gündemine taşımayı hedefliyor.

1933'te yapılan şehir planı bahane edilerek son Osmanlı eserleri de yok ediliyor!
Balkanlar da kıyım var

Yunanistan'ın uygulamaya başladığı şehir planının gerekçeleri ilk bakışta meşru ve masum nedenlere dayanıyor. Vakıf mallarının yıkımına, 'Yıkım karşılığında onarım', 'yıkım karşılığında yenisinin inşasına izin verilmesi', 'kamu yararına kamulaştırma' gibi gerekçeler öne sürülüyor. Celal Bayar Lisesi'ne ait yurdun ve yemekhanenin de yıkımının ardından Yunan resmi makamları, yıkılan binaların yerine kamu yararına kullanılacak bir yol geçeceğini ve yıkılan kısmın da var olan lise binasının içine eklenmesine izin verileceğini bildirdi. Bu durumu 'Uygarlık yıkma' suçuna bulunmuş bir kılıf olarak değerlendiren Yard. Doç. Dr. Halim Çavuşoğlu, yıkım faaliyetlerinin 'Osmanlı eserlerinin Romalılaştırılması' olarak niteliyor. Bunun en bariz örneği ise, yine Gümülcine'de yaşandı. Ircan (Arisvi) köyünde bulunan 360 yıllık Osmanlı köprüsü, 11 Eylül 2008 tarihinde 'Roma Köprüsü' olarak değiştirildi. Oysa köprünün kitabesinde iç savaş sırasında bombalanan köprünün suya düşen ve köylüler tarafından bulunarak köy camisinin minare içine betonla yerleştirilen kitabesinde, köprünün Mimar Hacı Kasım Ağa tarafından 1649 yılında yaptırıldığı açıkça belirtiliyor. Osmanlı eserlerini tahrip ederek Romalılaştırmak isteyen Yunanlıların, bölgede aralıksız var olduklarını gösterme çabalarının da bulunduğunu ve Osmanlı izlerini bölgede tamamen silmek için gayret sarf ettiklerini anlatan Çavuşoğlu, "Özellikle Balkan Kolu civarındaki kilise, manastır, ayazma gibi Yunan ve Ortodoks yapılarına da, Batı Trakya dışından getirilen eski taş ve levhalar iliştirilmesi ve üzerlerine oldukça eski inşa tarihlerinin yazılması çok manidar." diyor.

Tahribat hep vardı

Batı Trakya'da Türklere ait vakıfların malları ve tarihî eserler üzerinde uygulanan tahrip ve tahrif Yunanistan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden hemen sonra başlıyor. Ancak bu yıkım süreci, özellikle 1967-1974 döneminde Yunanistan'da iktidarı elinde bulunduran ve 'Albaylar Cuntası' olarak anılan dönemde son derece büyük artış gösteriyor. Çoğu Osmanlı Devleti'nin inşa ettirdiği, Cumhuriyet'in ilanından sonraki dönemde yapımına devam edilen cami, türbe, mescit, çeşme, köprü gibi vakıf malı tarihî eserlere karşı tahrif, tahrip, yıkım ve başkalaştırma örneklerine sık rastlanıyor. Bu yıkıma Yunan medyası da destek verdi ve İskeçe'de Hürriyet Camii'ne bombalı saldırıda bulunuldu. Saldırının ardından ülkedeki azınlıkları hedef gösteren aşırı milliyetçi "Stohos" (Hedef) gazetesi, devletin, azınlık ve Osmanlı eserleri karşısında takınması gereken tutumun şöyle olması gerektiğini yazdı:

"Yunan Devleti, Batı Trakya'da yaşayan azınlığın evlerini, mağazalarını, ibadethanelerini zaman geçirmeden kamulaştırarak bölgedeki Türk unsurunu temelinden yıkmalıdır. Azınlık, başka bölgelere dağıtılarak eritilmeli, mal varlıkları kamulaştırılmalı ve camileri yıkılıp yerlerine umumi tuvaletler yapılmalıdır."

Bu yayının ardından Gümülcine'de Tabakhane Camii ve Şehreküstü camiileri bombalanmış, ve birçok eser de yoğun şekilde tahrip edilmişti.

Balkanlar'ın tümü tahrip ediliyor

Uzun yıllardır Balkanlar'da Osmanlı izini süren Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Neval Konuk, tahribatın yalnızca Batı Trakya'da değil, tüm Balkan coğrafyasında yapıldığını söylüyor. Balkanlar'daki Osmanlı eserlerinin envanter çalışmalarında da araştırmacı olarak görev yapan Konuk, bu coğrafyada neredeyse ayak basmadık yer bırakmamış. Beklediklerinden iki katı Osmanlı eseriyle karşılaştıklarını anlatan Konuk, tahribat sonucu eserlerin ancak % 10'unun günümüze kadar ulaştığını ifade ediyor. Birçok Osmanlı eserini yerinde inceleyen araştırmacı, çok çarpıcı tahribat ve yıkım örneklerine rastlamış. Konuk'un anlattıkları tüyler ürpertecek cinsten. Filibe Perşembe Pazarı Camii şu anda pizzacı olarak kullanılıyormuş. Üstelik caminin kubbesindeki Osmanlı motifleri silinmiş, yerine ahlaka mugayir tasvirlere yer verilmiş. Yine bir dönem Yunanistan'da Selanik Hamza Bey Camii'sinde gayrı ahlaki filmler izletiliyormuş. Bulgaristan'da bulunan Eski Zağra Camii'nin son cemaat yerinde de gamalı haç figürü ve çirkin yazılar yer alıyor.

Konuk, yine bugünlerde birkaç metre ilerisine yapılacak alışveriş merkeziyle gündeme gelen Larissa'daki Bayraklı Camii'nin ve hemen yanındaki medresenin kurtarılması gerektiğini söylüyor. Yalnızca bir kısmı ayakta olan caminin içinde şu an dükkânlar bulunuyor. Dış duvarları kalan binanın kitabesi de artık yok. Kitabe yerine beyaz bir mermer konulmuş. Yaklaşık 500 yıllık eserin yan tarafı da çöplük olarak kullanılıyor.

Balkanlar'da medrese tarzı eserlerin birkaç tane olduğunu ve bunların da yalnızca Yunanistan'da bulunduğunu söyleyen araştırmacı Konuk, "Balkanlar Osmanlı'nın anavatanı gibi. Bu eserlere mutlaka sahip çıkılmalı. Sadece bir minare de kalsa, bir duvar da kalsa 'Bunlar Osmanlı'nın izidir' deyip, sahip çıkmamız lazım. Masaya oturup, mutlaka bu eserlerin o ülkelerin yetkili mercilerine tescil ettirilmesi gerekiyor." diyor.

Osmanlı eserleri kiliseleştiriliyor!

Sınırları içinde Osmanlı eserleri bulunan bazı ülkelerin, yenileme ve restorasyon çalışmaları adı altında dönüştürme yaptığını söyleyen Neval Konuk, bazı camilerin kasıtlı olarak sıvalarının kazındığını, böylece eserlerin kiliselere benzetildiğini ifade ediyor. Yapıların tüm orijinalliğinin bu tür tahribatlarla yok edildiğini anlatan Konuk, "Duvarlarda yalnızca tuğla ve taş örgü kalıyor. Sıvalar kazındıktan sonra kalan yapı, camiden çok bir kiliseyi andırıyor" diye konuşuyor.

Peki bu kıyımı durdurmak için neler yapılmalı? Cevap verilmesi gereken en elzem soru bu! Neval Konuk, Türkiye tarafının yürüttüğü her faaliyetin tek bir merkezden yönetilmesi gerektiğini düşünüyor. Çok başlılığın sıkıntı doğurduğunu ifade eden Konuk, "Türkiye İşbiliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA), "Parayı ben veriyorum, benden biri gitsin." diyor. TİKA'da da tarihçi ya da sanat tarihçisi olmadığından o yapıyı bilmiyor. Bu sefer Vakıflar Genel Müdürlüğü "Benden biri gitsin; çünkü bu vakıf malı." diyor. Kültür Bakanlığı, "Protokolü ben imzaladım; benden biri gitsin." diyor. Türk Tarih Kurumu'ndan da biri gidiyor. Bir de bizim gibi görevlendirilen araştırmacılar var. Bu sefer heyet oluyor 6-7 kişi. Herkes benim dediğim olacak diye tutturunca olan bizim eserlere oluyor. Murat Hüdavendigâr Türbesi'nin restorasyonu için yapılan yazışmalar birkaç sene sürdü. Onu da en sonunda Diyanet Vakfı yaptırdı. Bir de bazı şahsi gayretler var. Romanya'daki Türk işadamlarının yaptırdığı eserler gibi. Mesela Babadağ'daki Sarı Saltuk Türbesi'ni, Ertan ve Erhan Demirhan kardeşler yaptırdı. Böyle şahsi gayretler var. Ama faaliyetlerin mutlaka bir merkezden idare edilmesi gerekiyor. Şu anda var olan 3 bine yakın eserimizin yaklaşık bin tanesi yarı yıkık durumda. Acil bir önlem alınmazsa 30 yıl içinde sözünü edeceğimiz pek bir eser kalmayacak. Kullanılan eserlerin restorasyonunda bazen öyle skandallar görüyoruz ki, eski eser gidiyor yerine yepyeni, sıfırlanmış binalarla karşılaşıyoruz" şeklinde konuşuyor.

Vakıf eserleri büyük zarar görüyor

Mustafa Aliş Sofya Başmüftüsü: İnsani Yardım Vakfı'nın (IHH) düzenlediği Balkan Sempozyumu için Türkiye'ye gelen Mustafa Aliş, Yunanistan'da olanları kaygıyla takip ettiklerini söylüyor. Bütün bu olanların kendileri için çok tanıdık olduğunu anlatan Aliş, "Başımıza çok geldi ve gelmeye devam ediyor. Kimi zarar veriyor, kimi camilerin duvarına çirkin yazılar yazıyor. Devlet de bazı mallarımıza el koyuyor. Osmanlı döneminde yapılan eserlerden birçoğu yok edildi. Sofya'da bilinen 82 cami vardı. Şimdi tek bir cami var. Yok edilen kervansaraylar, çeşmeler, hanlar, hamamlar da cabası. Yeni envanter dökümü tamamlanmak üzere. Bize ait kaç eser olduğunu çıkarıp bunları da devletten resmi yolla isteyeceğiz.

Türk azınlık, konuyu Birleşmiş Milletler toplantısına taşıyacak!

Söz konusu şehir planı, Gümülcine'de dört caminin daha kamulaştırılmasını gündeme getirdi. Bunların akıbetlerinin de yıkım olacağını düşünen Batı Trakyalı Türkler, seslerini duyurma çabasında. Bölgede yaşayan Türkler, sürdürülen yıkım faaliyetlerinin iki ülke arasında imzalanan anlaşmalara ve Lozan Barış Antlaşması'na aykırı olduğu görüşünde. Bunun için harekete geçen Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) 3 Kasım'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin Nanjing kentinde gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler HABITAT 4. Dünya Kent Forumu'na katılacak. Batı Trakya Türk azınlığına ait vakıf mallarının kamulaştırılması sorununu yuvarlak masa toplantılarında katılımcılara aktaracak olan ABTTF temsilcileri, vakıf mallarının kamulaştırılması, Batı Trakya'da Osmanlı mimarisi ve tarihî yapıları ile Batı Trakya Türk, azınlığının güncel yaşamı ile ilgili İngilizce seslendirilmiş üç projeksiyon gösterimi yapacak.

Avrupa Birliği'ne şikâyet etmeliyiz

Yard. Doç. Dr. Halim Çavuşoğlu: Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu konuda çalıştıklarını ve bu yıkımların önüne geçmek için çaba sarf ettiklerini ifade ediyor. Ancak, Yard. Doç. Dr. Halim Çavuşoğlu'na göre bu müdahaleler, iki ülke arasını germekten başka bir çözüm getirmiyor. Çavuşoğlu'na göre, tahribatı yapan ülkeleri Avrupa Birliği'ne şikâyet etmek gerekiyor. Yunanistan ve Bulgaristan'ın AB üyesi olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, "Tescillenmiş tarihî eserlerin ve vakıf mallarının hesabını AB sorsun. Bu yapılanlar AB ilke ve normlarına uyuyor mu kendileri sorsun bakalım. Bu kıyımı yapanları uluslararası merciler karşısında da mahkum ettirmeliyiz. Ancak o takdirde bir şeyler değişebilir." diyor.

ZAMAN
Mehmet Rıfat Yeğen
02 Kasım 2008, Pazar



Yrd.Doç.Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU



Saglik Problemi
29.07.2009

Degerli okuyucular,

Lutfen mesajimi okuyan olursa bana yardimci olsun. Ben 29 yasinda genc bir bayanim. Cok uzun suredir uriner enfeksiyon nedeniyle ciddi derecede rahatsizim. Almanya ve Isvicre`de olan "UROVAXOM 90" adli bir ilac var ve bu ilac benim rahatsizligimi tedavi ediyor. Ancak 1 yildir bu ilaci satin almaya calisiyorum. Lutfen bana yardimci olabilecek birisi var ise sessiz kalmasin. Saygilarimla.

FATMA SUMER



papandreou'nun açıklaması...
19.07.2009

Konu : Papandreou: “Trakya’daki Müslüman Azınlık Yunanistan’ın iç meselesidir”

Ana muhalefet partisi PASOK lideri Yorgo PAPANDREOU'nun, azınlığımızın “ETNİK” kimliğinin açığa vurulmasına ve tanınmasına yine “RED ve SET” tezahürü olarak, sadece dinine atfen “İSLAMİ” (Μουσουλμανική, elhamdülillah) nitelemek suretiyle dillendirdiği “TRAKYA’DAKİ MÜSLÜMAN AZINLIK YUNANİSTAN’IN İÇ MESELESİDİR” (?!) iddiası, "YANLIŞ" ve "AZINLIĞIMIZIN İÇİŞLERİNE MÜDAHALE"dir. Öyle !

Türkiye, ağzının payını verir mi bilemem. Ancak, babası Andreas'ın "2. sınıf vatandaşlar topluluğu" muamelesine tabi tuttuğu azınlığımızı, değerli PAPANDREOU, tam da kendisine "BABASININ OĞLU" dedirtecek şekilde, "5. sınıf bilgi ve kültür düzeyinde" algılıyor olmalı.

Herhalde, "Nasıl olsa o kadar haksızlık ve eğitimine indirilen sayısız darbe, azınlığın 5. sınıf bilgi ve kültür düzeyinde kalmasına yolaçmıştır" diye tahmin yürütmüş olmalı. Tabi, bizi hiç mi hiç ilgilendirmez ama kendinde, Türkiye'yi buna dahil etme cüretini nereden ve nasıl buldu, onu pek anlayamadım. Pek akıl-sır da erdiremedim. Zaten bu nedenle yukarıda "Türkiye, ağzının payını verir mi bilemem" dedim. Bilemem. Ama biz veririz ve vereceğiz.

Her ne kadar bizleri ve yakın çevresini günden-güne hayalkırıklığına uğratarak, yaşlandıkça biraz daha babasına benzemeye başlasa da, Dışişleri eski Bakanı olarak Sn. PAPANDREOU, şunları iyi ve doğru biliyor olmalıdır :

Dünyada ikili ve çok taraflı anlaşma, antlaşma v.b. hukuk belgeleriyle kendilerine “AZINLIK KONUMU” kazandırılmış, böylece diğer “çoğunluk” vatandaşlar unsurunun sahip olduğu “VATANDAŞ HAKLARI” ve (1945 ve 1949'dan sonra)“İNSAN HAKLARI”nın yanısıra “AZINLIK HAKLARI”yla da donatılmış olan her “AZINLIK”, (insan hakları gibi) sırf bu “AZINLIK KONUMU VE AZINLIK HAKLARI” itibarıyla, bulunduğu ülkenin “PÜR İÇİŞLERİ”ne ilişkin bir konu de-ğil-dir. Mesele (πρόβλημα) ise hiç değildir. O, "AZINLIK"la bir derdi olan, "AZINLIK"ın bizzat varlığını dert edinen "İYİNİYET" yoksunu, milliyetçilikte makulden öte geçen politika benimsedikleri için "MİLLİYETÇİ"den çok "IRKÇI" damgası vurulacak devletlerin meselesidir.

Yukarıdakilerden hareketle...
“AZINLIK KONUMU VE AZINLIK HAKLARI” bulunan her “AZINLIK”IN; içinde yaşadığı ülke devletinin, kendisiyle ilgili ikili ve çok taraflı anlaşma, antlaşma v.b. hukuk belgeleriyle belirlenmiş ve “HUKUK” olarak tayin edilmiş olanın ötesinde müdahale edemeyeceği, tabiri caizse “totaliter” rejimlerde olduğu gibi aklına estiği günde, saatte, zamanda ve kılık-kıyafette “BAŞINA BUYRUK” misali kapısına dayanamayacağı dokunulmaz "HANESİ”, zorlayarak yada kırarak “SUÇLU” misali soluğu içinde alamayacağı müdahale edilemez “İÇİŞLERİ” vardır.

Batı Trakya’daki azınlık da, elbette ki kendi dokunulmaz “HANESİ”ne ve müdahale edilemez “İÇİŞLERİ”ne sahiptir. Kültüründen de kaynaklanan aynı “OLGUSAL" ve "HUKUKSAL" gerçeklik, hiç kuşkusuz İstanbul’daki Rum-Ortodoks azınlık bakımından da geçerlidir.

İlgili "HUKUKSAL BELGELERİN BAŞLICA TARAFLARI" ve ortak tarihin ve kaderin yanısıra, "soydaş/oμογενής" olarak içlerinden aldıkları/kabul ettikleri göçmenler aracılığıyla iyice pekişmiş bulunan "KÜLTÜREL AYNILIK, BENZERLİK VE YAKINLIK MESAFESİNDEKİ BAŞLICA AKRABA DEVLETLERİ" (ANAVATANLARI) olmaları nedeniyle de TÜRKİYE, Batı Trakya’daki azınlığın, YUNANİSTAN da İstanbul’daki azınlığın baştagelen koruyucu-kollayıcı, gözetici ve gerektiğinde kaderini dinamik olarak sorgulayıcı işlevsel ve süreklilik arzeden aralıksız, kesintisiz ve tavizsiz "HAKLARA VE YETKİLERE" sahiptir.

Bu kadar mı ? Hayır !
Batı Trakya’daki azınlık TÜRKİYE’YE, İstanbul’daki azınlık da YUNANİSTAN’A, isabetli yada isabetsiz, oluşan kaygıları, kuşkuları ve korkuları üzerine, önelikle ve ivedilikle “BANA SAHİP ÇIKMAKLA, HAKKIMI-HUKUKUMU KORUMAKLA YÜKÜMLÜSÜN” deme ve bunun yerine getirilmesini ısrarla talep etme, gerekirse de ülke kamuoyuna şikayet ve protesto etme hakkına sahiptir. Öyle ! PAPANDREOU, kime masal anlatıyor ?

Kendisine sorarlar :
Değerli PAPANDREOU, Madem ki “TRAKYA’DAKİ MÜSLÜMAN AZINLIK, YUNANİSTAN’IN İÇ MESELESİDİR”, o zaman elbette ki kendi katkısı yada kusuru olmayarak şu anda başında Yunanistan’ın eski İstanbul Büyükelçisi Sn. Aleksis ALEKSANDRİS’in bulunduğu, azınlığımızla birlikte adeta Batı Trakya’nın da devletimiz nezdinde “İÇİŞLERİNE İLİŞKİN” değil, “DIŞİŞLERİNE İLİŞKİN” vatandaşlar topluluğu ve bölge olduğu teyid edilircesine, yerli-yerinde kalmakta ve işlev göstermekte olan “DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TRAKYA SİYASİ İŞLER BÜROSU” neyin nesidir, orada ne işi vardır ?

Hiç kuşkusuz PAPANDREOU’nun açıklaması, gerçeklerden uzak olduğu kadar, yukarıda da işaret ettiğim gibi “İYİNİYET”ten yoksundur. Zemininde yatan ancak açığa vurmaktan elbette ki kaçındığı ve hükümetin de kesinlikle paylaştığı “ARGÜMANLAR”, tam da azgelişmiş ülke milliyetçiliğine yaraşan ve yakışan kişilere ve politikacılara özgü “KÖYLÜ KURNAZI ARGÜMANLARI”dır. Yersek tabi.

Uzatmanın alemi yok. İyiden-iyiye anlaşılmış olmalıdır. Mevcut koşullarda nasıl olsa ABD ve AB, İstanbul’daki Rum-Ortodoks azınlığı ve Ruhban Okulu’nun açılması gibi konularda birçok şey yapmakta, birçok şey başarmakta ve galiba daha birçok şey yapmayı ve birçok şey başarmayı da tasarlamaktadır. Eh gerisini anladınız. Böyle olunca “MİLLİ ÇIKAR”a en isabetli Yunan politikası, elbette ki PAPANDREOU tarafından dillendirilen o politika olacaktır. Yani “TRAKYA'DAKİ AZINLIK, YUNANİSTAN'IN, İSTANBUL'DAKİ AZINLIK DA TÜRKİYE'NİN İÇ MESELESİDİR" politikası. Güncele ve gündeme uyarlayacak olursak, “İstanbul’daki Rum-Ortodoks azınlığı ve Ruhban Okulu’nun açılması konularında ABD ve AB bişeyler yapıyorlar ve bişeyler başarıyorlarsa, biz naapalım,…sizin için iç meselemiz olarak yapacak bişeylerimiz (başta etnik kimlik reddine devam) var elbette, ama Türkiye’nin yok, nanay !” politikasıdır.

Böylece, hem Türkiye’nin Batı Trakya’daki azınlığa ilişkin hakları ve yükümlülükleri ile yetkilerini kullanması ve “KARŞILIKLILIK” (MÜTEKABİLİYET) ilkesini öne sürmesi engellenmiş, hem de Batı Trakya’daki azınlığın Türkiye’ye ““BANA SAHİP ÇIKMAKLA, HAKKIMI-HUKUKUMU KORUMAKLA YÜKÜMLÜSÜN” deme ve bunun yerine getirilmesini talep etme hakkı (“Bakınız aynı şeyi bizim İstanbul’daki azınlığımız da yapamaz haaa !” denerek) sınırın bu yanında akla getirildiği anda daha yerle-yeksan edilmiş olur. Bir taşla 2 değil, "hiç fena sayılmaz" denerek yüzde hınzırca tebessüm oluşturacak denli epeyce kuş. Nasıl ? Yanlış mı ?

Bakalım Türkiye, muhalefet lideri PAPANDREOU'nun ağzından açığa vurularak iyice suyüzüne çıkan bu yeni Yunan politikası karşısında ne yapacaktır ? Hep birlikte göreceğiz.

Ancak ben, azınlığımızın bir üyesi olarak, PAPANDREOU’nun bu açıklamasını, açıkça azınlığımızın “ETNİK” kimliğinin açığa vurulmasına ve tanınmasına yine “RED ve SET” tezahürü oluşturan, zaten hanidir ırzına geçilircesine müdahale edilerek adeta gevgire yakınlaştırılan "AZINLIĞIMIZ İÇİŞLERİNE MÜDAHALE" ifadesini ve itarafını, NEFRETLE KINIYOR VE PROTESTO EDİYORUM.

Selam ve sevgilerimle..
Yrd.Doç.Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU


Yrd.Doç.Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU



merhabalar
16.07.2009

eşimin öğretmen olması sebebi ile 2000-2004 yılları arasında batı trakyada yaşadım.memnun kaldım.tüm batıtrakyılalara burdan selamlar

email:mehmet111777@hotmail.com

mehmek ak



kastamonu agzı
10.07.2009

TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA
Salı, 02 Eylül 2008
TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA

Köyde söğüdün gölgesinde yatayken cep telefonum
acı acı çalmaya başladı. Hayurduişallah dedim açtım.
Anaa, telefonun öbür ucundaki benim gorkuma Çin
Seddini yapduran Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao değimli ?
Neva lan ne ırahatsuz ediyosun beni dedim.
Dediki.
Turhan Hocam öğkelenme, sizin Türkler bizim Pekin
Olimpiyadların da havlu atdıla, seninen biz arkadaş olduğumuz
içün canım çok sıkıldı. Türkiyenin gururunu gurtarsa, gurtarsa
Gasdamonula gurtaru dedim, seni aradım. Hemen atla gel demezmi.
Ulaa nedeceyüz şindi. Atım yok,velesbitinde rasdığı
patlak, bir tarafda da Türkün gururu va şaşudum valla.Hemen
teyyere geldi aklıma bi teyyere kiraladım ve elini
Pekin.
Bak yalan söylemeyon.
Emme zartayı da atarın.


Neyse lafı fazla uzatmaylım. Teyyereden indim, anaa ne
görüyün;
Mehder dakımı hazırlanmış, beni teyyerenin gapısında
gören mehder dakımı Sepetcioğlunu çalmaya başladı ardından
sekiztene yumruk böyüklüğünde çökelez gibi herifle
Sepetcioğlu oyunumuzu bi oynadıla bi oynadıla sorma gidsin.
Bak yalan söylemeyon
Emme zartayı da atarın.
Bu sırada bizim Hu Jintao başkan güçcük gözleri ile
fellik, fellik beni araya.
Neyse sarmoş dolaş hoşbeşden sona, dedimki;
Şu bizimkilerin atduğu havluyu alalım dedim ve
olimpiyadların yapulduğu meydana gitddük. Anam ne böyük meydan,
efe ot yetüşü, ne yaylım olu deye gendü gendüme
mırıldandım.
Salakla o
gada böyük meydana utanmadan guş yuvası deye de ad
dakmışla.
Neyse lafı fazla gevelemeylim.
O böyük meydana girdim, yere terecük yatak sermişle,
yatakların ortasına dikildim başladım havluyu aramaya bu sırada
ataşa basmış uyuz kedi gibi bağıra bağıra biri atladı
ortaya altında uzun beyaz bi içdonu, üstünde bol bi göynek
belinde siyah bi guşak, herifin sağ gözü beğir alıya, sol
gözü eşek satıya.
Vağ, yuğ, cag, cuk deye deye, etrafımda
bağırıp duruya. Bizim aşağı köyün delisi gibi de zıp
zıp zıplaya.
Bi lehevlü çekdim. Nedeyosun lan sen dedim.
Yüzüme mel mel bakdı. Yegiden vag yug cag
cuk deye bağırdı sona boş böğrüme bi dekme atmazmı,
kafam bozuldu hemen kulağından gapdım, utanmayomusun sen
misafire dekme atmaya dememe galmadı büğezde ganıma yumruk
atmazmı.
Gayrı sabrım daşdı yaradana sığandım buna bi Osmanlı
tokadı godum
bok gargası
gibi bağıra bağıra Çin Seddine gada uşdu.
Bak yalan söylemeyon .
Emme zartayı da atarın.
Neyse uzatmaylım.
O böyük meydan da bi alkış bi alkış gopdu
tusunami halt etmiş alkışdan her yer yıkıldı. Beni
dörttene ibi civcisi gibi herif omuzlarına aldı boynuma
gurdeleyinen bi teker asdıla, sona ayyılduzlu gözel
bayrağımızı göndere çekeyken bağıra bağıra isdiklal
marşımızı da okuyvedük.
Sona Hu
Jintao başgana hadi bana eyvallah benim Türkiye de işlerim
çok dedim. Teyyereme atladuğum gibi buraya geldim.
İşde havlu,
İşde gururumuz Bayrak.
Bak yalan söylemedim,
Emme zartayı da atdım.


Turhan YILMAZ
2008




turhan yılmaz



» 1    » 2    » 3    » 4    » 5    » 6    » 7    » 8    » 9    » 10    » 11    » 12    » 13    » 14    » 15    » 16    » 17    » 18    » 19    » 20    » 21    » 22    » 23    » 24    » 25    » 26    » 27    » 28    » 29    » 30    » 31    » 32    » 33   


 
  copyright © abttf.org
      Toplam : 1243100    Bugün : 69    Son : 4:24    Aynı anda : 13031
ABTTF
FUEN 63. Kongresi, 20-24.06.2018, Leeuwarden, Hollanda
21. Dr. Sadik Ahmet Futbol Turnuvasi Lippstadt-Eickelborn 2017.05.13
BM Azinlik Sorunlari Forumu 6. Oturumu ve Yan Etkinlik, 26-27.11.2013, Cenevre, Isvicre
AP Geleneksel Azinliklar Intergrubunda Bati Trakya Turk Azinlıginin sorunu
Dernek Ziyaretleri
ABTTF 19. Olagan Genel Kurulu, 13.06.2015, Gießen
Specials
Teknoloji